BU NASIL RESTORASYON!
Reklam

BU NASIL RESTORASYON!

Niksar’ın simgesi tarihi Leylekli Köprüsü’nün tabanına bordür taş döşenerek yapılan restorasyonda, Karayolları Genel Müdürlüğü Tarihi Köprüler Şube Müdürlüğüne tepki İstanbul Nisarlılar Derneği Başkanı Şafak Gümen’den geldi: ‘Eksik olmuş, asfalt da dökseydiniz’

23 Ocak 2018 - 11:16 - Güncelleme: 27 Ocak 2018 - 14:00

TARİHİ KÖPRÜ’DE FACİA GİBİ ONARIM

Tarihi dokusu ve mimarisiyle Türk sinema sektörünün bile mekansal anlamda dikkatini çeken Tokat’ın Niksar ilçesinin simgelerinden ve MS. 600’lü yıllarda yapıldığı tahmin edilen Leylekli (Yılanlı) Köprüsü’nün tabanının bordür taşlarıyla döşenmesi tepkiye yol açtı. Çalışmayı Karayolları Genel Müdürlüğü Tarihi Köprüler Şube Müdürlüğü’nün yaptığı öğrenilirken ilk tepki  İstanbul Niksarlılar Derneği Başkanı Şafak Gümen’den geldi.

DUVARDA DA AYNI HATA

Köprünün sadece tabanına değil dere kenarında kalan duvarına da döşendiği gözlenen taşlar tüm estetiği bozarken, Şafak Gümen, ‘Eksik olmuş, asfalt da dökseydiniz’ başlığıyla yazdığı makalede “Niksar’ın tarihi simgesi, Leylekli Köprümüzün yapılmakta olan restorasyonu karşısında sanatçı, mimar ya da tarihçi olmayan sıradan biz vatandaşları dahi isyan ettiren, olmaz olsun böyle restorasyon dedirttiren tarihi cinayete yetkili ve etkili kişi ya da kurumlarımızdan bir ses bekliyoruz” dedi.

EKSİK OLMUŞ, ASFALT’TA DÖKSEYDİNİZ !

TARİHİ CİNAYETE SON VERİN.

Türkiye’de iki kelimeden çok korkarım, ürkütür adeta beni.

Nedir bunlar peki ?

Restorasyon ve dere ıslahı !

Neden ürkütür, uzaklara gitmeye gerek yok Niksarlılar uzaklara gitmeden bir sağa, bir de sola baksalar gözleriyle görebilecekler ne anlatmak istediğimi.

Dere ıslahının neresi korkunç derseniz, Türkiye’de dere ıslahı deyince dere yataklarına inen kepçe, dozer ve hızarlarla dere yatağında ne kadar bitki örtüsü, yeşil, canlı varsa tırpanlanıp beton içerisine hapsedilmiş su yatağını, yetmedi bir de üzerini betonla örtüp kentlerimizi ve insanlarımızı tamamen bu nimetten soyutlandırılmış olduğunu hemen her yerde görmek mümkün. Bakınız Niksar Çanakçı deresi.

Neyse, bugünkü gündemim Çanakçı deresinin ıslahı (!) değil ama derenin üzerinde binlerce yıldan bugüne kadar ulaşmış göz bebeklerimiz, tarihi varlıklarımız, şehrimizin adeta simgesi olmuş köprülerimiz.

Malumunuz, Niksar kent merkezinde Çanakçı deresi üzerindeki tarihi köprülerimiz Karayolları genel Müdürlüğü, Tarihi Köprüler Şube Müdürlüğü’nce ihale edilerek restorasyon kapsamına alındı.

Restorasyon kelime anlamı itibariyle; Eski, tarihi, otantik ve özgünlük değeri olan, önemli bir olaya ev sahipliği yapmış eserin, aslına uygun olarak, asli malzemeden, asli yapım tekniğinden ve özgünlüğünden faydalanarak, mümkün olduğu kadar az müdahale ile koruyarak onarılmasıdır. Kısaca eski bir yapıda, bozulmuş, yıkılmış olan yerleri aslını bozmayacak bir biçimde onarılmasıdır.

Niksar kent merkezinde bu fasıl tarihi Seymenli Köprüsü ile başladı. Adeta yılan hikayesine dönen restorasyon çalışmaları vatandaşları da çileden çıkan boyuta ulaşmışken bitimi ile ise ortaya çıkan manzara hepimizi şoka uğrattı. Süreç ve şu anda ortaya çıkan hilkat garibesi merdivenli, sözde engelli ama geçmeye çalışanı engelli yapacak rampası ile hepimizi bu kadar da olmaz denilecek kadar isyan ettiren bir ucube çıktı karşımıza.

Seymenli’de olan olmuştu, eleştiriler, vatandaşların ve uzmanların haykırışları boşa çıkarken turpun büyüğü heybede misali beni asıl düşündüren aynı ekibin, aynı kafa yapısı ile Niksar’ın simgesi, tarihi Romalılar dönemine dayanan, 1500 yıldır yaşayan ve hala kullanılan Leylekli (Yılanlı) Köprü’ye de sözde restorasyonasıranın gelecek olması idi.

Korktuğumuz başımıza geldi sonunda.

Tarihi başkentimiz, sadece Türk İslam medeniyetinin değil, Romalılardan Pontus’a değin, konumu gereği döneminin tüm medeniyetlerinden kendine haklı bir payla günümüze kadar önemini korumuş, gözünü sevdiğim memleketimin insanoğlunun ve doğal felaketlerin elinden kurtularak günümüze kadar ulaşmış tarihsel anıtsal varlıklarımızı da bilinçsizce sıradanlaştırıp, çağımızın zevksiz ve özensizliğiyle saygısızca hoyratça harcama noktasına gelindiğini üzüntüyle izliyoruz.

Evet izliyoruz. Dün dere ıslahı adıyla Çanakçı deresi etrafındaki anıtsal devasa Kavlağan (Çınar) ağaçlarının yok edilişini izlediğimiz gibi sıra tarihi değerlerimizde.

Türkiye’de yapılan edilen, olan biten her şey eğer kağıt üzerinde, masa üzerinde eksizsiz, bürokratik ve yasal gereksinimler yerine getirildiyse gerisi Allah Kerim’dir. Şöyle ki; gündemimizde tarihi köprülerimizin onarımı adıyla yapılan ihale süreci, planı, projesinden işe başlangıç anına kadar eminim ki her aşama yasal, mevzuata ve hatta tarihi dokuya uygun işlenmiştir. Ancak bize has bir özelliğimizdir, yasa yaparız, kural koyarız ancak uygulama noktasında daima sınıfta kalırız. Ülkemizin acı bir gerçeği, hastalığıdır zaten. Bizleri Avrupa standartlarına erişmekten geri koyan hastalığımız kendi koyduğumuz yasa ve kurallara uymamamızdandır.

Şimdi Niksar’da ki tarihi köprülerle ilgili ihale süreci ve sonrasını irdeleme imkanımız olsa kağıt üzerinde, masa başında hiçbir eksiği yoktur, en azından öyle sanıyorum. Çünkü itirazlarımız, haykırışlarımız Ankara’ya ulaşır da ilgilenecek biri çıkarsa onlara verilecek cevap – efendim her şey prosedürüne uygun, yasal gidiyor olacaktır. İşin tarihi boyutu, sanat tarihçisi, mimarı, kontrolörü gibi her türlü masa başı işlemi tamam denilecektir. Ancak gördüğümüz göze mi, kağıt üzerindeki yazılan çizilenlere mi inanacağız.

Niksar’ın tarihi simgesi, MS. 600 lü yıllarda yapıldığı tahmin edilen, yapıldığı günden beri insanımıza hizmet eden gözbebeğimiz Leylekli ( Yılanlı ) Köprümüzün yapılmakta olan restorasyonu karşısında sanatçı, mimar yada tarihçi olmayan sıradan biz vatandaşları dahi isyan ettiren, olmaz olsun böyle restorasyon dedirttiren tarihi cinayete yetkili ve etkili kişi yada kurumlarımızdan bir ses bekliyoruz.

Leylekli Köprümüzün eğer ihtiyacı varsa güçlendirmesi yapılmalıydı, yoksa yeni köprü yaparcasına bordür taşlarıyla betonlaştırılmaya ihtiyacı yoktu. En son yılbaşında görmüştüm çalışmaları, henüz köprü tabanına başlamamışlar, köprünün yanlarındaki taş duvar üstüne beton bordür taşlarını koymuşlardı.Son gelen fotoğraflarla köprü tabanının da beton ytong tarzı bordür taşlarıyla döşendiğini görünce olmaz artık bu kadar dedim. Sosyal medyadan gelen duyarlı vatandaşlarımızın isyanı ve fotoğrafları görünce artık susmanın değil sesimizi duyurmanın vaktidir dedim. Şimdi konuşmazsak, şimdi yazmaz haykırmazsak, Tarihi Başkentin simgesi geçmişten bizlere emanet Leylekli Köprümüzün geleceğe böyle mi aktaracağız.

Köprülerimizi yenilemeyin, tarihi dokusunu bozmadan onarın sadece. Son halini gördüğüm köprünün müteahhidine ve kontrolörlerine son bir şey söylemek istiyorum; yapmışsınız etmişsiniz de eksik kalmış, sıcak asfalt kaplasaydınız da tam olsaydı bari !

Buradan Karayollarına belki sesimizi duyuramayabilirim ancak yerel idarecilerimize, duyarlı yetkililerimize bu yanlışlığa dur demelerini bekliyorum.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x