“İNSANLARI TORPİLE ZORLAYAN SİSTEM ÜLKENİN AYIBIDIR”

“İNSANLARI TORPİLE ZORLAYAN SİSTEM ÜLKENİN AYIBIDIR”

MHP Tokat Milletvekili Yücel Bulut, 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi üzerine yaptığı konuşmada, “Türkiye'de adalet kavramının Ahmet Altanlar üzerinden, Nazlı Ilıcaklar üzerinden, bölücülük sabıkasına sahip birtakım sözde siyasi sabıklar üzerinden tartışılmasına da bu minvalde karşı çıkıyoruz” dedi.

13 Aralık 2019 - 11:58

MHP Tokat Milletvekili Yücel Bulut, 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi üzerine bir konuşma yaptı. Bulut, “Bütçe görüşmeleri çerçevesinde, yüce Meclis çatısı altında hem komisyonlarda hem de Genel Kurul huzurunda en çok dile gelen, en çok tartışma yaratan kavramlardan bir tanesi haklı olarak "adalet" kavramıydı ve günlerdir adalet üzerine tartışmalarımız devam ediyor. Sosyal adaleti tartışıyoruz, gelir adaletini ya da adaletsizliğini tartışıyoruz ve adliyelerden beklenen, umut edilen adaleti tartışıyoruz” diye konuştu.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ UÇURUMUN KENARINDAN ALINDI

MHP’li Bulut konuşmasını şöyle sürdürdü: “Şimdi, Türkiye'nin atlatmış olduğu travmaları nazara alarak bu tartışmaların her birisinin oldukça doğal olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bir yargı sisteminin içerisine yıllardır sinsi bir şekilde bir örgütün sızdığını düşünüyoruz ve görüyoruz. Bu örgüt, yıllar boyunca küresel sistemin taşeronu olarak Türkiye'de bütün sosyolojik yapıyı etkilemiş, binlerce insana itibar suikastı düzenlemiş, bazıları bu itibar suikastlarına dayanamayarak yaşamlarına son vermişler ve ölümü tercih etmişler, intihar etmişler; onlarcası bir iftirayla ve kumpasla hayatlarının baharında uzunca bir süre cezaevinde hürriyetlerinden yoksun bir şekilde kalmışlar. En sonunda bu yapı, gelmiş bir darbe senaryosunun birinci ve öncelikli taşeronu olmuş ve Türk yargı sistemini de bu darbeye zemin hazırlayacak bir altyapıya kavuşturmuş. Ve elhamdülillah milletimizin ferasetiyle 15 Temmuz gecesi yaşanan bu badire atlatılmış, Türkiye Cumhuriyeti uçurumun kenarından alınmış ve yeniden bir düzen inşasına geçilmiş.

YARGIYA İLİŞKİN TARTIŞMALAR BİR ASIRDIR SÜRÜYOR

Şimdi, yaklaşık son on yıldır yaşadığımız olayları nazara aldığımız vakit, yargıya ilişkin tartışmaların her ne kadar bir asırdır "adalet" kavramı bu coğrafyada tartışılıyor olsa da son on yılda bu tartışmaların yoğunlaşmış olduğunu kabul etmek, sindirmek ve içselleştirmek durumundayız. Dolayısıyla hangi cenahtan gelirse gelsin, muhalefetten ya da iktidardan adalete ilişkin hangi fikir gelirse gelsin bunları çok doğal görmek durumundayız.”

Terör örgütü sevici ve övücülerini sert bir dille eleştiren MHP’li Bulut, “Fakat doğal görmediğimiz başka bir şey var. Nedir o? "Adalet" kavramı üzerine gerçekleşen tartışmalarda son dönemde Meclis içinden ya da Parlamentonun dışından bazı kesimlerin, özellikle ama özellikle dünün zalimlerini bayraklaştırmak suretiyle, sanki adalet ancak ve ancak onlara tanınmış bir imtiyaz ve lütufmuş gibi, ancak onlar hürriyetlerine tekrar kavuşurlarsa Türkiye'de yargıya ilişkin bütün sorunlar çözülecekmiş gibi bir yaklaşımla, terör örgütü seviciliği ve övücülüğü seansları eşliğinde, adaleti yerden yere vurmuşlardır. Daha açık söylemek gerekirse neyi kastediyoruz? Türkiye'de "adalet" kavramının Ahmet Altanlar üzerinden, Nazlı Ilıcaklar üzerinden, bölücülük sabıkasına sahip birtakım sözde siyasi sabıklar üzerinden tartışılmasına da bu minvalde karşı çıkıyoruz” şeklinde konuştu.

KURDUKLARI KUMPASIN HESABINI VERMEYE ZORLANIYORLAR

Bulut konuşmasını şöyle sürdürdü:“Şimdi, kimsenin unutmaması gereken bir durum var. Türkiye'de yaşamış olduğumuz sorunların ve mağduriyetlerin ana kaynağı olan Fetullahçı yapı, bugün, mağduriyet edebiyatı üzerinden sıkıştığı kıskaçtan çıkmaya çalışıyor. Dolayısıyla Ahmet Altan'ı bayraklaştırmak suretiyle, Nazlı Ilacak'ı bayraklaştırmak suretiyle, bazı siyasi sabıkları bayraklaştırmak suretiyle yaygara koparanların bilmesi gereken bir husus var. Nedir? Bu sloganı ve söylemleri devam ettirmek, dışarıdaki düşmanın içerideki izdüşümüne doğrudan talip olmak demektir. Unutulmasın ki insanların hayatları karardığı dönemde bu arkadaşlar, kendi yönetmiş oldukları gazetelerde "Allah belanı versin Genelkurmay" manşetleri eşliğinde, kararan hayatları çekirdek çitleyerek izleyen insanlardı ve bugün yaptıklarının Türk milletine kurdukları kumpasın da yargıya hesabını vermeye zorlanıyorlar.

Dolayısıyla bizim bakış açımız şudur: Anadolu'da adliyenin kapısında hak ve adalet arayan gariban bir Anadolu köylüsünün hak arama mücadelesi, Ahmet Altan'ın hürriyetinden bizim için çok çok daha önemlidir. Dolayısıyla olaylara mazlumların ve Anadolu insanının, garibanların penceresinden bakmak bizim önceliğimiz olmalıdır. Ve yargıya dönük bütün tenkit ve eleştirilerimizi, bu mazlumların penceresinden, bu mazlumların hayat hikâyesinden okumaya ve bu şekilde değerlendirmeye gayret gösteriyoruz.”

ADALET SİSTEMİYLE ÇATIŞA ÇATIŞA GELDİLER

Siyasi iktidarın ve MHP’nin kendi yargısını inşa ettiğine yönelik eleştirilere Yücel Bulut, “Şimdi, bazı arkadaşlarımız AK PARTİ ve MHP'nin son dönemde oluşturmuş olduğu bu ittifak nedeniyle, siyasi iktidarın kendi yargısını inşa ettiğini, böylece yargı teşkilatını yerle yeksan ettiğini ifade ediyorlar; birkaç gündür birkaç hatipten dinliyoruz. Şimdi, sadece bu arkadaşlara özel olarak şunu söylemek istiyorum: Siz 90'ların yargı sisteminden de rahatsızdınız, 80'lerin yargı sisteminden de rahatsızdınız, 70'lerin yargı sisteminden de rahatsızdınız. İdeolojik ağababalarınızın tamamı, 70'li yıllardan itibaren Türkiye'deki adalet sistemiyle çatışa çatışa bugünlere geldiler. Çünkü siz, esas itibarıyla, yargıdan değil, yargının ihanet karşısında ortaya koymuş olduğu istikrarlı ve net tavırdan rahatsızsınız, birbiri ardına ihanetin başına indirmiş olduğu yumruklardan rahatsızsınız” diye cevap verdi.

Bulut konuşmasını, “Şimdi, değerli milletvekilleri, bu kesimler kendi kafalarına göre bir adalet anlayışı içerisindeler; keyiflerine göre bir hâkim, keyiflerine göre bir mahkeme arayışı içerisindeler. Ancak onlara şunu ifade etmek mecburiyetindeyiz: Bu ülkede Fetullahçı örgütlenme tasfiye edildiğine ve tasfiye edilmeye devam edildiğine göre, bundan sonra ihaneti, bölücülüğü ve yıkıcılığı görmezden gelip vatanseverleri ve milliyetperverleri kodeslere kapatarak yurt dışından ve küresel dinamiklerden alkış bekleyen bir çete olmayacağına göre, kimse burada hem ihanetin iştirakçisi olup hem de kendi kafasına göre bir mahkeme ve yargı organı bulamayacaktır” diye sürdürdü.

İNANMIŞ VE ADANMIŞ İNSANLAR VAR

Yargının yaşadığı aksaklık ve eksiklikleri olduğunu, fakat fedakârca bir mücadelenin verildiğini aktaran Yücel Bulut, “Şimdi, bugün burada Sayın Adalet Bakanı hazır bulunuyor -bizi de dinliyor- Adalet Bakanlığının memurları da buradalar ve eminim ki onlar da birçok hatibi dinlerken yargının aslında bugün birçok sorunla boğuştuğunun farkındalar, belki de bizden daha fazlasını biliyorlar; yargıda işlerin iyi gitmediğinin de farkındalar ama bizim de bildiğimiz bir başka nokta var. Nedir? Aksaklıklar ve eksiklikler olmasına rağmen, yargıda, devleti yeniden var etme mücadelesi için elini taşın altına koymuş, inanmış ve adanmış bir sürü arkadaşımız, bu memleketin bir sürü güzel insanı var. Dolayısıyla, fedakârca bir mücadelenin verildiğinin farkındayız ve sistemin mevcut sorunlarına dönük olarak Adalet Bakanlığının birtakım önerileri bu Parlamentoya taşıdığını görüyoruz. Bunlar iyi niyetli öneriler ama hepimiz kabul etmek zorundayız ki tek başına çözüm teşkil edecek öneriler değil. Birbiri ardına yargı paketleri hazırlayabiliriz, birbiri ardına yasal düzenlemeleri Parlamentoya getirip buradan da yasalaştırabiliriz ancak işin temelindeki hakikati çözmediğimiz zaman bu paketlerin her birisi belli bir süre sonra tarihin çöplüğüne gidecek, meriyetten kalkacak ve uzaklaşacak düzenlemeler hâlini alacak” dedi. Bulut açıklamalarına şöyle devam etti:

TÜRKİYE’DE LİYAKAT SORUNU VAR

“Nedir işin temeli? İşin temeli şu: Değerli milletvekilleri, iyi ya da kötü bir sistem yoktur, o sistemi iyi ya da kötü işletecek olan insan unsuru vardır; sürekli ıskaladığınız hakikat bu. Hangi sistemi getirirsek getirelim, niteliksiz ellerde, işlemez bir mekanizmaya dönecek. Şu anda Türkiye'de, maalesef, ciddi bir liyakat sorunu var. Nedir bu liyakat sorunu? Yalnızca yargının sorunu değil, bürokrasinin tamamının sorunu hâline gelmiş, dillendirdiğimiz bir konu. Bundan dolayı siyasi iktidarı da itham etmiyoruz. Bu, maalesef ki geçmişten beri devam edegelen bir hastalığın tezahürü şeklinde. Devleti buhrandan çıkaracak, istikrara kavuşturacak tek şey, devletin tek bir tarikatı olduğunu hep beraber kabul etmek zorundayız. Evet, devletin bir tane tarikatı vardır, o tarikatın adı da liyakat tarikatıdır. Devlet, çalıştıracağı insanları iki kategoriye ayırmak zorundadır. Namuslu insanlar bir tarafta, ahlaklı insanlar bir tarafta, çalışkan insanlar bir tarafta, dürüst insanlar bir tarafta, ehliyet sahipleri bir tarafta; tembeller, alçaklar, namussuzlar, ehliyetsizler ve liyakatsizler diğer tarafta. Bunun dışında hiçbir ayrım, devlet nazarında olabilecek bir ayrım değildir. Dolayısıyla, bu kriterlere ve bu esasa göre devletin yeni baştan kodlanması lazımdır.

ANADOLU TERTEMİZ İNSAN COĞRAFYASI

Şimdi, görevler dağıtılırken bu objektif kriterlerin yerine aidiyet, itaat, sadakat, biat gibi içi boş kavramların denenmesi ve bunların üzerine yatırım yapılması bugüne kadar hayırlı neticeler doğurmadı, bundan sonra da -kimsenin şüphesi olmasın- hayırlı neticeler doğurmayacaktır. Hele ki son dönemlerde FETÖ'nün boşalttığı alanlara, bize benzer tecrübeleri yaşatabilecek birtakım yapıların yerleşmeye çalıştığına ilişkin gayretlere karşı hep beraber uyanık olmak zorundayız ve devletin anahtarını bir daha Anadolu çocukları, her renkten, her desenden, her kökten, her mezhepten Anadolu çocukları dışında kimseye ama kimseye zimmetlemek hatasına düşmemek zorundayız. Şimdi, bunu becerebilir miyiz? Bunu becerebiliriz; dünyanın en geniş, en temiz, en necip insan hazinesine sahibiz, Anadolu tertemiz, bakir bir insan coğrafyası. Bunu yapabileceğimize inanıyoruz ama birtakım tedbirler almamız gerekiyor mu? Evet, gerekiyor. Nedir bu tedbirlerin başında gelecek şey?”

HUKUK FAKÜLTESİNE VETERİNERDEN DEKAN

Hukuk Fakültelerinde hukukçu dekan olmamasını eleştiren Yücel Bulut, “Bakın değerli milletvekilleri, Sayın Bakana da birkaç defa ben aktardım, benim dışımda arkadaşlarım muhakkak aktarmışlardır; Türkiye'de 100 civarında, onlarca hukuk fakültesi açıldı. Bu hukuk fakültelerinde bırakın öğretim görevlisini, bazılarında artık hukukçu dekan yok, veterinerlerden hukuk fakültesi dekanı yapar hâle geldik. Mahalle arasında, 3 tane apartman dairesini birleştirip hukuk fakültesi yapan yerler var, işletmeler var. Şimdi, nitelikli, kalifiye ve ehliyet sahibi insan arayışımız bir yanda dururken bir yanda da maalesef mahalle aralarında diploma dağıtan fakültelere cevaz veriyoruz, izin veriyoruz ve bunların eğitimine müsaade ediyoruz. Tüm bunlara bir de yurt dışından diploma dağıtan okullar ekleniyor. Dolayısıyla nitelikli insan yetiştirme konusunda ciddi oranda akamete uğradığımız gibi bizi bir başka tehlike daha bekliyor; bu sistemin içinde, bu çarpık sistemin içinde, her şeye rağmen özveriyle yetişmiş Anadolu çocuklarının karşısına bir tampon daha dikiyoruz. Nedir? Referans tamponu. Bu hepimizin ayıbıdır, bu Parlamentonun ayıbıdır ama bugünün değil” ifadelerini kullandı.

Bulut açıklamalarını, “Bu, cumhuriyet kurulduğundan beri maalesef bu topraklarda yanlış bir şekilde süregelen referans hastalığıdır. Belki de hepimizden 50 kat nitelikli Anadolu çocukları, belki de hepimizden 50 kat kapasiteli Anadolu çocukları hak ettikleri işe yerleşebilmek için gelip bizlerden referans istiyorlar. Bu hepimizin ayıbıdır ve bunu kökten çözecek "referans" adı altındaki mülakat sistemini tarihin çöplüğüne gönderecek objektif, adil bir sistemi inşa ederek devlet olarak yeni binyılda da burada var olmanın temellerini atmak zorundayız” diyerek tamamladı.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Tokat’ta kenevir üretimi sonuç vermedi
Tokat’ta kenevir üretimi sonuç vermedi
BU TİYATROYA KİM SON VERECEK?
BU TİYATROYA KİM SON VERECEK?