Anadolu Basını bitiyor…
Cemal İNCESOYLUER

Cemal İNCESOYLUER

GÖZLEM

Anadolu Basını bitiyor…

05 Ekim 2018 - 10:48

Basın İlan Kurumu eliyle, “vasıflı gazete” belirlemesiyle, resmi ilan verilir, yerel gazetelere. BİK olduğu illerde, resmi ilan tutarının yüzde 15’i de komisyon olarak BİK’e aktarılır. Yok aktarılmaz, peşin peşin alınır diyelim. Yani BİK, aracı kurumdur. Personeli, kirası, bütün ofis giderleri, yerel gazetelerde yayınlanan resmi ilan bedellerinin yüzde 15’inden karşılar BİK. Bunun dışında bir akarı yoktur.

 

Osmanlı’nın son döneminde Tanzimat Serüvenimizle birlikte, payitaht İstanbul’da “Matbuat ve Mevkute” ile tanıştık. Bu yaklaşık, Avrupa’dan 300 yıl sonraya tekabül ediyor. İbrahim Müteferrika denilen bir Osmanlı vatandaşı, payitahta ilkel bir matbaaya getirmeyi başardı. O dönemlerde Osmanlı coğrafyasında okur-yazar oranı %8’ler dolayındaydı. Osmanlı Türkçesi hakimdi. Enderun mektepleri, payitaht ve sarayla irtibatlı ailelerin çocuklarını kabul ediyordu.

 

Bab-ı ali matbuatı; daha çok edebi yazarların bir araya geldikleri gazeteleri yayımlıyordu. Henüz, Avrupa’daki gibi “gazetecilik” ayrı bir meslek olarak bilinmiyordu. O günlerden bugünlere, son 100 yıllık bir zaman diliminde, Anadolu’nun kimi illerinde de şehir gazeteleri çıkmaya başladı. Zaten, İstanbul’da yayınlanan gazetelerin Anadolu şehirlerine gelmesi 2 günlük bir süreyle ancak olabiliyordu. Bunun anlamı, gazetede yer alan haber ve yazılar, mesela Tokat’ta iki gün sonra okunabiliyordu. Kurtuluş Savaşımızda, kimi İstanbul’daki gazeteler “Mütareke Basını” olarak nitelendiriliyordu. Bunun yanında, Anadolu’nun bazı şehirlerinde çıkan gazeteler ise, Milli Mücadelemizde çok önemli roller üstlenmiş, milli ve yerli bir duruş sergilemiştir.

 

Bab-ıali Basınının kimilerine neden “mütareke gazeteleri” dendi? O dönemi hatırlamak için, biraz yakın tarihimize yolculuk yapıp, tarihi hafızamızı yoklayalım. Osmanlı Devleti 1918’de Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmıştı. Mütareke (ateşkes anlaşması) imzalanmış, başkent İstanbul dahil yurdun her yanı işgal altına girmişti. Esareti kabul etmeyen yurtsever güçler silaha sarılarak Anadolu’da mücadeleye başlamışlardı. Buna Kuvayı Milliye direnişi deniliyordu. Başta Çanakkale Kahramanı Mustafa Kemal Paşa vardı.

İşgal altındaki İstanbul’da basının bir bölümü işgalcilere ve büyük devletlere şakşakçılık yapıyor, onları yağlayıp ballıyordu.Milli Mücadele tarihimizde bu yüz karası bir olaydır. Bir kısım basın, işgalci devletlere karşı konulmamasını, onların tüm isteklerine uyulmasını, hatta Yunan işgaline bile karşı çıkılmamasını istemiş ve hain yayınları ile halkı ahlaksızca zehirlemeye çalışmıştır.

İçişleri Bakanlığı da yapmış olan yazar Ali Kemal, Milli Mücadele’ye olan düşmanlığından dolayı Türk tarihinde "Mütareke basını" deyiminin sembolü olmuş bir kişidir. 1922’de yakalanıp trenle Ankara’ya götürülürken İzmit’te halk tarafından linç edilerek öldürülmüştür. 

 

Meseleyi şuna getireceğim. Anadolu Basını, tüm zamanların en sıkıntılı bir sürecini yaşıyor. İthalata dayalı gazete kağıdındaki artışlar, yerel gazeteleri kapanma noktasına getirmiştir. Buna karşılık resmi ilanlardaki sütun/cm ücretlendirmesi tamamen güdük kalmıştır. Ama temel sorun, köklü çözüme yönelik herhangi bir adım atılmamasıdır. Bu konuda ulusal gazeteler hiç masum değil. Ulusal basının yerel gazeteler gibi, gelirlerinin yüzde 95 resmi ilan olmadığı için, kağıt ve kalıp gibi ana tüketim maddeleri için temel çözüm arayışına gidilmedi.

 

Gazete kağıdının hammaddesi “selülöz”, tamamen ithal maddedir. Yani dövize endekslidir. Ulusal gazete patronları, son 30 yılda el değiştirerek, başka işkollarında ve devlet ihalelerine girerek tröst oldular. Gazete ve televizyonları ise, iktidarların başında “demoklesin kılıcı” gibi tuttular. Gerçekten dördüncü kuvvet oldular. Öyle ki, hükümetlerin kurulması, bakanların belirlenmesi, belediye başkanlarının aday gösterilerek seçilmesine kadar, siyasetin tam içine girdiler. Bütün bunlar, Anadolu’da büyük özveriyle yayın hayatını sürdüren yerel gazetelerin ayakta durma mücadelesine katkı sağlamadı. Aksine, ülkede yok sayıldı. Geldiğimiz nokta itibarıyla, Anadolu’da yayın hayatını sürdürmeye çalışan yerel gazetelerin kapanmasıyla karşı karşıya kaldığı son durumda, yine “yiğit düştüğü yerden kalkar” darbı meselinde olduğu gibi, yine kendi göbeğini kendisinin kesmesini zorunlu kılıyor.

 

Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF) Genel Başkanı Yılmaz Karaca imzasıyla yayımlanan “Yerel Gazetelere can suyu raporu”, hükümetimize somut öneriler içermektedir. Bunlar arasında bulunan yerel gazetelerin konsorsiyum ortaklığıyla kurulacak “Kağıt Fabrikası” önerisi, sivrisinek mücadelesi yerine, bataklığı kurutmak anlamına gelmektedir. Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın TGF Genel Başkanı Karaca imzasıyla yayımlanan ve ulaştırılan bu raporun dikkate alınmasıyla birlikte, yerel gazetelerimiz kapanmaktan kurtulduğu gibi, bu ülkenin çimentosu olan birleştirici unsurunun da toplumsal görevini sürdürmesine sebep olacaktır.

 

Özetle; Anadolu Basınının zorlu ve destansı mücadelesi, bu ülkenin demokrasi ve bağımsızlığıyla ilgili varlığı, emperyal güçlerin asla boyunduruğu altına girmeyişi, yakın tarihimizdeki milli ve yerli duruşuyla, hükümet tarafından acilen dikkate alınması gerekiyor.

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar