BEKÇİ TEPESİ
Herdaldan

Herdaldan

Erdal Hoca'dan

BEKÇİ TEPESİ

03 Şubat 2017 - 21:35

Çocukluğu Karşıyaka Mahallesinde yani eski adıyla Bağlar Mahallesinde geçenlerin anılarıyla dolu küçük bir tepeciktir Bekçi Tepesi.


Taşköprü'den Fidanlığa oradan Malkayası'na kadar olan bölgede her bağ içerisinde bir veya iki katlı ahşap evler vardı. Bu bölgede yaşayan insanların tamamı birbirini tanıyan, komşuluk ilişkileri çok iyi olan, iyi gününde, kötü gününde birlikte olan, varlıklarını da yokluklarını da paylaşan, acı günde ilk koşan insanlardı.


Bu insanların çocukları olan bizler bu bölgede hiçbir şeyden korkmadan gece gündüz fark etmeden belirli oyun alanlarında oynar ancak acıkınca kimin evine yakınsak o eve gider Allah ne verdiyse o evin çocuğuyla birlikte sofraya oturur yemeğimizi yedikten sonra tekrar oynamaya devam ederdik.Hiç bir annenin babanın aklına çocuğum kaybolur,kaçırılır başına kötü bir şey gelir diye kaygı gelmezdi çünkü kötülük ve tehlike yok denecek kadar az dı…bizleri fazla uzaklaşmayalım diye bir tek "..fazla uzaklaşmayın sizi Çingeneler kaçırır.." diye korkuturlardı. Ama bu da Çingenelere (Romanlara)..biraz haksızlıkmış hiç kimseyi kaçırmadılar bu güne kadar…


Evet..böyle güzel bir çevrede istisna yerlerden birisiydi Bekçi Tepesi… Çevreye göre 40-50 m yüksekliği olan ağaçlarla kaplı bir tepecik…
Baharda ilk çiçek açan badem ağaçları ve çağlanın tadına varıldığı…


Kır menekşe'leri ilk orada açardı ve teker teker toplayıp demet yapıp öğretmenlerimize götürdüğümüz…


Kızların taç yaptığı papatyaların beyaza bürüdüğü…


Kuşların yuva yaptığı ancak kimsenin müdahale etmediği…..


Kışın ağaçtan yapılan kızaklarla kayılan….


Ramazanda kaleden atılan iftar topunun gözlendiği ve top atılınca uçarcasına koşulup evdekilere atıldı..atıldı diye haber verildiği…


İsmini aldığı kır bekçilerinin çevreyi gözetlediği ve ben buradayım dercesine uzun uzun bekçi düdüklerini öttürdükleri …..


Mahallenin hanımlarının zaman zaman ev ortamından çıkıp Tokat'ı seyrederek semaver çayı içip dertleştikleri….


Mahalleden bir cenaze olduğunda mezarlığa gidemeyen kadınların Ağbayır Mezarlığındaki kalabalığı izlediği yer…


Çocukların Geksi deresinden gelen seli güvenli bir şekilde seyrettikleri….yer..


Dışı yenilen ve çekirdeği kamışla üfleyerek atılan Lülüt (Davun), Yemişen ağaçlarının olduğu…  


Benim anılarımda kalan ve aklıma ilk gelenler bunlar, başkalarının da daha farklı anıları mutlaka vardır burada dillendiremediğim…


Bu sabah bir gürültü ile uyandım..pencereden baktığımda iki dozer birkaç kamyon çıkmışlar Bekçi Tepesinin sırtına ne varsa hoyratça yok ediyorlar….


Kimse ne olduğunu ne yapılmak istendiğini bilmiyor…


Canavar kepçeler yılarca susuz ve bakımsız bir şekilde hayatlarını sürdüren ama kimsenin müdahalesi olmadan büyümüş, kuşlara yuva olmuş Baden ağaçları, Sakızlık ağaçları, Lülüt (Davun)  ağaçları, Yemişen ağaçlarının bir darbede devrildiğini, köklerinin sökülerek kamyonlara yüklendiğini görünce içimden bir şeyler koptu…çocukluğumdan bu güne kadar orada yaşadıklarım bir film şeridi gibi aktı gitti…


Kendi kendime şu soruyu sordum; Bizim yerel yöneticilerimiz bir şeyler yaparken çevredeki insanların görüşlerini almaya ne zaman başlayacaklar…


Bir şeyler yaparken çevredeki doğal dokuyu bozmadan, çevreyi ve doğal dokuyu yapacağımız şeye uydurmak yerine, yapacağımız düzenlemeyi doğal yapıya uygun olarak yapmayı ne zaman başaracağız…


Bu olumsuz davranış;
Yeşilırmak kenarlarına yapılan beton duvarlarla ne yeşillik kaldı ne estetik,yüz yıllık söğüt ağaçları hoyratça kesildi ve Yeşilırmak kelaynak kuşuna döndü,


Karşıyaka'da ki Sulama kanalı kanalının kenarlarına duvar yapma çalışmaları halen sürüyor ve bu kanal kenarında mahallenin kendi elleriyle diktiği ve yıllarca koruyup büyüttüğü yüzlerce ağaç hoyratça ve kimseye sormadan kesildi…..


Hey hattttt…çalışmak,yeni bir şeyler yapmak..hizmet getirmek güzel şeyler ama bize sadece yeni şeyler değil…çevreyi koruyarak getirilecek hizmetler gerekli…..

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Hakan ERDEMLİ
    10 ay önce
    Beni çocukluğuma götüren okurken gözlerimin dolduğu ve bir okadar da hüzünlendiren bu yazıyı kaleme alan Erdal beye çok teşekkür ederim. Eklemek istediğim bir anı da rüzgarlı sonbahar günlerinde Uçurtma eylenceleri vardı tepemizin.... Hey gidi günler heeeyyy....

Son Yazılar