ADANA MUTABAKATINI BİLMEDEN SURİYE'Yİ ANLAYAMAZSINIZ
Hüseyin Alpay

Hüseyin Alpay

BAŞYAZI

ADANA MUTABAKATINI BİLMEDEN SURİYE'Yİ ANLAYAMAZSINIZ

02 Mart 2020 - 11:28

Bu yazı kaleme alındığında, içlerinde Tokatlı Piyade Uzman Çavuş Adem Akın’ın da yer aldığı 36 şehidimiz vardı…

 

36 eve ateş düşmüş, 80 milyonun yüreği yanmıştı…

 

Türkiye’nin bölgesinde verdiği askeri mücadelenin sonucu olarak ortaya çıkan bu tabloyu iyi analiz etmek, şehitlerimiz üzerinden siyaset yapmak isteyenlere verilecek en güzel cevap olacaktır. Çünkü şehitlerimizi iç politika malzemesi yaparak devletle milletin arasını açmak isteyen provokatörler için fırsat doğdu ve bu fırsatı ellerinden almak da bizlerin sorumluluğunda. “Ne işimiz var Suriye’de” sorusunun doğru yanıtı da bu sorumluluğun kapsamı içerisinde.

 

Türkiye, sınırları çerçevesinde bir barış koridoru açarak terörist sızmaları önlemek amacıyla Suriye’de bir operasyon için düğmeye basalı çok oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Biz bu topraklar huzur toprağı olsun istiyoruz. Binlerce vatandaşını öldüren bir Esed'i dost olarak kabul etmiyoruz. Siyasette her mevzi her mevki her temsil önemlidir. Biz Adana Mutabakatıyla Suriye'deyiz. İran ve Rusya'nın desteği olmasa Esad'ın ayakta durması mümkün değil. Biz bu bölgede terör istemiyoruz. En batısından en doğusuna bu topraklar huzur toprağı olsun istiyoruz” derken, bir gerçeğin altını çiziyordu:

 

Adana Mutabakatı…

 

Adana mutabakatı Suriye yönetiminin PKK ve türevlerinin kendi topraklarını kullanarak Türkiye'ye tehdit oluşturmasını önlemeyi amaçlıyor. 1998 yılında imzalanmış olan Türkiye-Suriye Adana Mutabakatı kapsamında sınır güvenliğini sağlayan ülkemizin ardı sıra başlattığı operasyonlar, yasal ve meşru bir müdafaanın gereği olarak değerlendirilmelidir. Yoksa birilerinin iddia ettiği gibi Türkiye ne “Yeni Osmanlıcılık” yapıyor, ne de emperyalist bir işgali gerçekleştiriyor. Ülkemiz sadece sınır güvenliğini sağlamak amacıyla yıllar önce Suriye ile imzaladığı anlaşmanın gereği olarak konumunu sağlamlaştırıyor.

 

Suriye, 1980 ve 1990'lı yıllar boyunca PKK ve onun elebaşı Abdullah Öcalan'ın kendi topraklarında konuşlanmasına, eğitim kampları oluşturmasına, her türlü propaganda faaliyetine ve topraklarından ülkemize yönelik terör eylemleri gerçekleştirmesine izin vererek Türkiye'nin tepkisini çekmişti. 1996'da verdiğimiz çok sert notaya rağmen PKK eylemlerini engellemeyen Suriye, Fırat'ın suları ve Hatay meselesini de sürekli gündeme getirerek Türkiye'yi uluslararası alanda baskı altına almak istiyordu.

 

Olası bir Türkiye-Suriye askeri çatışmasından kaygılanan uluslararası toplum ile Mısır ve İran'ın girişimleri sonucu Suriye yönetimi Türkiye'nin taleplerini karşılama noktasına geldi. 20 Ekim 1998 günü Adana'da bir araya gelen iki ülke heyetleri Adana Mutabakatı'nı imzaladılar. Mutabakat, Suriye tarafının kısa vadede yerine getireceği taahhütlerin yanı sıra, iki ülkenin uzun vadeli terörle mücadele çerçevesini de çiziyordu. Mutabakat maddeleri ise şöyleydi:

 

“1) Suriye kendi topraklarından Türkiye'nin güvenlik ve istikrarını tehlikeye atacak eylemlere izin vermeyecektir. Suriye, PKK'nın silah, lojistik ve mali destek sağlamasına ve propaganda faaliyetlerine izin vermeyecektir. 2) Suriye, PKK'yı terör örgütü olarak ilan etmiştir. Suriye, diğer terör örgütlerinin yanı sıra PKK ve uzantılarının topraklarındaki faaliyetlerini yasaklamıştır. 3) Suriye, PKK'nın topraklarında eğitim kampı kurmasını ve ticari faaliyetlerde bulunmasını yasaklamıştır. 4) Suriye, PKK üyelerinin transit yollarla üçüncü ülkelere gitmesine izin vermeyecektir. 5) Suriye, PKK liderlerinin topraklarına girmesini engelleyecek ve gümrük yetkililerine bunun için talimat verecektir.”

 

Görüldüğü üzere Adana Mutabakatı, Türkiye’ye terörle mücadelesinde Suriye öznelinde müdahale hakkını veriyor. Dolayısıyla söz konusu mutabakatta verdiği sözleri tutmayan Suriye’ye karşı,  terör yuvalarını düzenlediği operasyonlarla tarumar eden Türkiye’nin Ortadoğu coğrafyasında verdiği sınav devam ediyor. 36 şehidimizin şehadet şerbeti içerek ebediyete intikal etmeleri üzerine gerek sosyal medyada, gerekse de yazılı ve görsel medyada yalan-yanlış bilgi paylaşımı yapanların, bu gerçekler doğrultusunda kendilerine çeki-düzen vermeleri gerekiyor.

 

Kahraman şehitlerimizi bu vesile ile bir kez daha rahmetle anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum. Ruhları şâd olsun…

 

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar