İZMİR'İMİZE GEÇMİŞ OLSUN…
Hüseyin Alpay

Hüseyin Alpay

BAŞYAZI

İZMİR'İMİZE GEÇMİŞ OLSUN…

02 Kasım 2020 - 10:12

Akşam Gazetesi’nden Serkan Fıçıcı İzmir depremini değerlendirdiği yazısında kentin yerel yönetimlerini eleştirdi. Gazeteci-yazar Fıçıcı İzmir’deki büyük ölçekli depremin “beklenen” bir facia olduğunu belirterek, “birinci derece deprem riski taşıyan İzmir kent içinden geçen fay hatları yüzünden alarm zillerinin hiç susmadığını” ifade etti.

 

Evet, İzmir’de yapılaşmanın neredeyse yüze 70’i kaçak binalardan oluşmakta. Uzmanlar, gecekondulaşmanın bir türlü önlenemediği şehirde, depreme dayanıklı yapılaşma oranının sadece yüzde 30 olduğuna dikkat çekiyorlar. İzmir’in “gündeminde” kentsel dönüşümün ilk sıralarda yer alması gerektiğine vurgu yapan Akşam Gazetesi yazarı Serkan Fıçıcı, bunun İzmir için böyle olmadığını yazdı ayrıca.

 

Bu sadece İzmir için geçerli değil ki.

Başta büyükşehirler olmak üzere,Anadolu şehirlerinde de aynı sorun var.

 

Yani kentsel dönüşüm adına milim adım atılmıyor. Lokal ölçekli birkaç çalışma dışında depreme dayanıklı olmayan, eski ve her an “yıkılmaya müsait” binalar yerli yerinde durmaya devam ediyor. Gazeteci-yazar Fıçıcı’nın “Kentsel dönüşümü, deprem güvenliğini belediyenin, şehir halkının bir numaralı meselesi haline getirip riskli binaları durmadan, duraksamadan yenilemek için kan ter içinde çalışması gerekenler hoplaya zıplaya İzmir Marşı söylemekle meşgul” ifadeleri doğru, ama tarafsız bir gözlem değil bence.

 

Evet, İzmir Belediye Başkanı Tunç Soyer yeterli bir başkan değil; ideolojik kıstaslarla hareket eden bir yönetim sergiliyor.

 

Hele geçen hafta eşi Neptün Soyer'in, geçmiş yıllarda Charlie Hebdo dergisine destek olmak için Hz. Muhammed'e hakaretler yağdırılan bir baskısı ile çekilmiş fotoğrafını paylaşması büyük tepkilere neden olmuştu. Yani anlayacağınız İzmir’imizi elitist, Anadolu kültüründen uzak, militarist bir Başkan yönetiyor. Geldiğinden beri de kentsel dönüşüm başta olmak üzere, hiçbir mevzuda somut adımlar atmış, ya da projeler hayata geçirmiş biri değil.

 

Ama tüm bu gerçekler kentsel dönüşüm ve depreme dayanıklı konutlar yapılmaması konusundasadece İzmir’in yerel yönetimlerini suçlama yetmiyor.

 

Onların suçu olduğu kadar diğer kentlerdeki AK Parti ve MHP’li yerel yönetimlerin de kabahatleri çok büyük. Siyasal iktidar da bu konuda ne kadar önemli adımlar atmış olsa da yapılan işlerin yeterli olmadığı bariz bir şekilde görülüyor.

 

Dolayısıyla yaşadığımız deprem gerçeğini tarafsız bir gözlemle yeniden değerlendirmek zorundayız. Kentsel dönüşümü bir devlet politikası haline getirip yerel yönetimlerin de paydaşlığıyla bir an evvel gerçekleştirmek gerekiyor. Özetle, deprem gerçeğimizi siyasi ayrışmalarımızdanuzak tutarak değerlendirmemiz, yaşamsal bir önem taşıyor. Bu konuda atılacak her adımı bu ülkenin geleceği için atıldığını unutmamalıyız.

 

Öte yandan, henüz depremde enkaz altında kurtarılmayı bekleyen insanlar varken, henüz acılar tazeyken, devlet bütün tüm kurumlarıyla deprem bölgesinde organize olmaya başlamışken, “Deprem vergisine ne oldu” diyen, acılar üzerinden siyaset devşirmeye çalışan müptezeller yine ortaya çıktı. Yalnız onlar değil, İzmir’i siyasal tercihleri dolayısıyla dini değerlerimiz üzerinden hadsizce yargılamaya kalkan akıl fukaraları da sahnedeki yerlerini aldı. Bu provokatörlere “İzmir'de devrilen her taş bizim taşımız, yıkılan her ev hepimizin evidir. Acılar üzerinden siyaset yapmak ne Müslüman olmaya ne de insan olmaya yakışır” diye cevap vermemiz yeterli olmuş mudur bilmiyorum.

 

Bildiğim bir şey var ki o da şudur: Deprem acısını bile kullanmayı marifet sayan sosyal medya teröristlerine göz açtırılmamalıdır!

 

İzmir’imize bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, vefat eden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralı kurtulanlara da şifalar diliyoruz.

Allah ülkemizi beterinden saklasın.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

google.com, pub-3199390086544553, DIRECT, f08c47fec0942fa0