KADİM BEY BANA YAPILANI BİLİR Mİ?..
Hüseyin Alpay

Hüseyin Alpay

BAŞYAZI

KADİM BEY BANA YAPILANI BİLİR Mİ?..

10 Eylül 2019 - 11:42

 

Geçtiğimiz hafta yayımlanan bir köşe yazımda Türkiye’deki muhalefet anlayışını eleştirmiş, ana muhalefet partisi CHP’nin doğru ve nitelikli politikalar üretemediğini yazmıştım. Yazımdaki özellikle, “Doğalgaza ve elektriğe gelen zamlar, çarşı pazarda alev topuna dönmüş fiyatlar, yeni eğitim yılı başlarken fahiş oranda zamlanan yurt fiyatları, açıklanan enflasyon oranlarının en az iki katında artan konut kiraları ve tüm bunların karşısında eriyen maaşlar, ana muhalefet partisi CHP’nin gündeminde değil…”cümlem üzerine, çokça elektronik posta, mesaj ve telefon aldım.

 

Bunlardan en önemlisi Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’a aitti. Kadim Durmaz mecliste araştırma önergesi verdikleri konu başlıklarını ve bunların akıbetlerini gösteren bir tablo gönderdi. “Detay da sormuş olsaydınız şahsıma, size imzalı kanun teklifleri ile iktidar konuşmacılarının yanıtlarını Meclis tutanaklarından gönderirdim” diye de ekledi Kadim Bey... Suriyeli sığınmacıların durumundan tutun da emeklilerin doğalgaz, su ve elektrik faturalarında indirim yapılmasına dair tekliflerin, AK Parti ve kısmen MHP oylarıyla ret edildiğini ifade eden Durmaz, bunları belgeleyen bir de tablo ekledi sözlerine.

 

Ben de kendisine, “Bu bilgilerden faydalanarak yeni bir yazı kaleme alacağımı, ancak bu çalışmaların bilgilerini sıklıkla CHP il örgütü aracılığıyla kamuoyuna paylaşmaları gerektiğini” söyledim. Kadim Bey de ulusal ve yerel medyanın CHP’nin açıklamalarını yeteri kadar görmediğini ifade etti. Sayın vekilin bu görüşüne saygı duymakla birlikte, yine de ben CHP ile basın arasında yerel düzlemde bir iletişim eksikliğinin olduğunu düşünüyorum.

 

Mesele her zaman basınla kahvaltılı basın toplantısında bir araya gelmek olmamalı. Her an basının kapısı çalınarak, onlarla bir çay içimi sohbet edilerek, kimi zaman partiye davet edilerek, kimi zaman da çat kapı ziyaretlerle bir iletişimin kurulabileceğini bilmek gerekir. Özellikle sürekliliği olan ve haftalık periyotlarda düzenlenmesinde fayda gördüğüm basın açıklamalarıyla da bu iletişim eksikliği giderilebilir.

 

Geçen hafta yayımlanan yazımdaki diğer hususlarla ilgili görüşemedik Sayın Durmaz ile. O yazıdaki bence en önemli yer,“Demirel'in karşısında Ecevit, Ecevit'in karşısında Demirel, medeni bir üslup ve politik mücadele ile demokrasiye katkı sundular. İşte bugün ülkemizin yine, halkının değerlerine saygılı, körü körüne muhalif olarak değil; bilimsel ve akılcı çözümler ile yurtsever bir politik programa sahip güçlü bir muhalefet partisine her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır…” ifadelerimdi.

 

Siyasetteki sert üslubun değişimine yönelik bir adımı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun atıp atmayacağını henüz bilmiyoruz. Ya da CHP’nin halkın değerlerini ön planda tutan, 40’lı yılların bakış açısıyla değil de 21. yüzyılın evrensel ve yerli değerlerini harman ederek siyaset yapmaya ne zaman başlayacağını da bilemiyoruz. Parti yapılanmasını toplumun bütün kesimleriyle hangi vakit gerçekleştireceğini bilemediğimiz gibi.

 

Mesela Sayın vekil 2010 yılında bizzat benim başıma gelen olayı biliyor mu?Anlatayım… DSP İl Başkanlığı’ndan istifa etmiştim. Dönemin CHP İl Başkanı beni o zamanki Büyük Tokat Oteli’ne davet ederek partilerine katılmaya davet etti. Masamızda olanların isimlerini kendisine verebilirim. Hepsi hayatta ve o zamanki il yönetimindeydiler. Sonra bir kez de baş başa yemek yedik. Ben de benimle birlikte istifa eden arkadaşlarımla istişare ederek yanıt vereceğimi ilettim kendisine. (Olayın özü-özeti aynen bu şekilde. Lakin dönemin söz konusu il başkanı, müptezelce kurgularla ve iftiraya varacak öyküler anlatmıştı bu durumu başkalarına. Ama dediğim gibi şahitler hayatta ve sayın vekilin de tanıdığı isimler. Benim anlattığımı doğrulamazlarsa gazeteciliği de siyaseti de bırakmaya hazırım…)

 

Sonra ne oldu biliyor musunuz?..

 

Benimle birlikte istifa eden 5 arkadaşımdan ikisine partide rozet taktılar törenle. “Bunda ne var” diyeceksiniz. Çok şey var, çok… Biz 3 kişi (en hafif şekliyle ifade edeyim) Sayın İl Başkanının sevmediği köylerdendik, diğer 2 kişi de kendine yakın köylerden(Ne demek istediğimi Sayın vekilim iyi anlayacaktır, buna eminim.) Yani burada anlatmak istediğim şudur: Dönemin il başkanı benim siyasi kimliğimi ve kendi etnik kökenini kullanarak 2 arkadaşımızı partisine kazandırdı. Ve kelimenin tam ve en hafif anlamıyla siyasi nezaketsizliğe imza attı.

 

Dün olduğu gibi bugün de esas mevzu budur:

 

CHP, dün olduğu gibi aynı mantalitede yoluna devam mı edecek, yoksa “herkesi, ama herkesi” şemsiyesi altında toplanmaya çağırarak, etnisiteye ve mezheplere aldırmadan gerçek anlamda “Türkiye Partisi” mi olacak?..

 

Ve bu arada CHP’nin 96. kuruluş yıldönümü kutlu olsun.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar