'SEVGİ DİLİ' SİYASETE EGEMEN OLMADIKÇA ŞİDDET SON...
Hüseyin Alpay

Hüseyin Alpay

BAŞYAZI

'SEVGİ DİLİ' SİYASETE EGEMEN OLMADIKÇA ŞİDDET SON BULMAZ

29 Ağustos 2019 - 10:40

Ünlü tiyatrocu Ahmet Uğurlu'nun yıllar öncesinde televizyonda oynadığı bir programın adıydı "Karşı Şov"... Değerli tiyatrocu Uğurlu o programda oynadığı rolde sürekli bir "karşı çıkış"ın içerisindeydi; her şeye ama her şeye karşıydı. "Karşıyım karşı!" derken kendini rolüne öylesine bir kaptırıyordu ki, canlandırdığı karakterler hepimizin gülümsemesine neden oluyordu.

 

Hayatın içinde gerek insan, gerekse de devlet olarak yapılan her işe karşı olmanın komedisiydi izlediğimiz…

 

Bugün yaşadığımız olaylara baktığımda, Ahmet Uğurlu'nun "karşı şov"una benzer durumları yaşadığımızı görüyorum. İktidar; muhalefetin her dediğine, muhalefet de iktidarın her yaptığına "karşı" çıkıyor sürekli. Sanki muhalefet doğruyu hiç söylemiyormuş, ya da iktidar doğru hiçbir iş yapmıyormuşçasına sürekli bir "karşı çıkışın" hengâmesi içerisinde bu ülke. Kimse kimseyi dinlemiyor, kimse kimseye tahammül edemiyor. Şiddetin ve hakaretin egemenliğinde bir ülke olduk çıktık. Çocuklarımızı sokakta oynamaya gönderemeyecek kadar korku sahibiyiz artık.

 

Kadınlarımızın kör bir kurşunla, ya da keskin bir bıçakla öldürüldüğü, kimsenin kimseye güvenmediği bir coğrafyada "mutsuz insanlar toplamıyız" adeta.

 

Ve her şeye karşıyız!

 

Dinlemeye, konuşmaya, yazmaya, dertleşmeye, iyiye, güzele, sağlığa, esenliğe, anlamaya, gülmeye; kısaca, insana ve hayata dair her şeye, “bir karşı duruşun” argümanlarıyız. Yola, otobana, hastaneye, yoksula yardıma, havaalanına, demiryoluna; yeniye, hayatı kolaylaştıran her adıma karşıyız. Sarayların millete ait olduğunu bilmeden, yapana karşı olunduğu için, o sarayları hapishaneye çevirmeye ant içecek kadar da öfke sahibiyiz.

 

İktidarın yaptığı her olumlu adımın, olumsuz bir tavırla kabullenilmeyişine adeta mahkûm edildik. Muhalefetin bu olumsuz enerjisi karşısında iktidarın da uzlaşıdan kaçındığına şahit oluyoruz çoğu zaman.

 

Evet, her şeye karşıyız. Ve hepimiz bugünümüzden sorumluyuz. En az iktidar kadar bugün geldiğimiz noktadaki “durumumuzdan” muhalefet de sorumludur. Kimse kendini sağa sola savurmasın. 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra oluşan ve adına “Yenikapı Ruhu” denilen o muhteşem büyünün bozulmasına izin verilmemeliydi. Uzaklardan elini ovuşturan hainlere o fırsat tanınmamalıydı. Elbette her bir partinin ayrı kurumsal yapısı, farklı siyasi ideolojileri vardır; ancak 15 Temmuz gerçeği ile karşı karşıya kaldığımız ülkemizde, farklılıklarımızın zenginlik olduğunun farkına bir kez daha vararak “asgari müştereklerde” buluşulmaya devam edilmeliydi…

 

Olmadı… Ardı gelmedi büyük uzlaşının. Şimdi ise “İttifak Yasası” ile yeniden gerilen siyasi ortam, seçim sürecine girildiğinde daha fazla gerilmemeli, toplumun içerisinde bulunduğu durum göz önüne alınarak herkes sorumlu siyaset yapmaya özen göstermelidir. Özellikle siyasi parti liderlerinin kullandıkları dile ve üsluba oldukça dikkat etmeleri gerekiyor.

 

Liderler, şiddet sarmalı içerisindeki toplumsal yapının daha fazla dejenere olmasının önüne geçerek herkese örnek olmalıdır.

 

Ve her şeyden önemlisi Parlamento, kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere şiddete uğrayanların mağduriyetlerini giderecek, şiddeti bu ülkenin gündeminden çıkartacak gerekli yasal ve idari çözümleri seçim öncesinde mutlaka yaşama geçirmelidir. Unutulmamalıdır ki sevgi dilinin siyasette egemen olması, toplum için de emsalsiz bir örnek olacaktır.

 

Bize yol ve yordam, şekil ve şemal,  adap ve muaşeret, görgü ve bilgi lazım anlayacağınız… Bu korku ve şiddet döngüsünden, bu yoz yaşantıdan, bu karmaşa ve hoyratlıktan; kısaca bu kâbustan uyanmamız lazım.

 

Sevgi dilini siyasete, siyasetteki sevginin topluma, toplumdaki çürümenin de bu yolla iyileşmeye ihtiyacı var çünkü.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar