TOKAT'TA HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ MÜ ÜSTÜNLERİN HUKUKU MU?
Hüseyin Alpay

Hüseyin Alpay

BAŞYAZI

TOKAT'TA HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ MÜ ÜSTÜNLERİN HUKUKU MU?

06 Ocak 2020 - 10:24

Bu yazı “yine”Sağlık İl Müdürlüğü’nün dikkatini çekmek üzere kaleme alındı. Ama bu yazıda “yine” önceki birkaç köşe yazımda işlediğim bir konuyu, şehirdeki hastanelerin içler acısı durumunu yazmayacağım. Zaten ne kadar yazarsak yazalım, acillerinden polikliniklerine; devlet hastanesinin, diş hastanesinin, özel hastanenin ve üniversite hastanesinin durumları ortada ve kimsenin kılı kıpırdamıyor.

 

Vatandaşın şikayetlerinin dikkate alınmadığı yerde, yerel gazetedeki başyazarın köşe yazısı mı dikkat çekecek? Evet var olan sorunların katmerleştiğini, sağlıkta Tokat’ın sınıfta kaldığını, neredeyse 90’lı yıllara dönüldüğünü, hastaya ve hasta yakınlarına olması gereken ihtimamın kimilerince gösterilmediğini yazmayacağım. “Bir hastanın doktora saygısı kadar, doktorun da hastasına gerekli özeni göstererek kullandığı dile dikkat etmesi gerekir” de demeyeceğim.

 

Ben bugün size İl Sağlık Müdürlüğü’nün Niksar Yolu Kavşağı’nda devam eden Sağlık Merkezi inşaatından bahsedeceğim. Söz konusu yerdeki 75. Yıl Sağlık Ocağı yıkılarak yeni bir bina için çalışmalar başlatıldı. Yıkımın son derece profesyonelce gerçekleştiğini, devletin tek bir çivisinin dahi ziyana uğratılmadan, bahçedeki ağaçların çoğuna zarar verilmeden bitirildiğini belirtmem gerekir.

 

Kendilerini bu açıdan kutlarım. Bu özeni gösteren ekiplerin, sonrasında yaptıkları ise affedilecek gibi değil.

 

Söz konusu inşaat çalışmasının olduğu yerde en az 10 bin kişi ikamet ediyor. Kış mevsimi olması sebebiyle havanın geç aydınlanması ve neredeyse gün ışığının doğmasının saat 8’i bulması neticesinde elbette öğrenci ve veliler zorluklar yaşıyor. Tüm bu zorlukların üzerine, inşaat çalışanlarının mesailerine 7.40’da başlaması da eklenince, sinirler gerildi haliyle. Kaç kez polisin, kaç kez de zabıtanın geldiğini hatırlamıyoruz artık. En son yüklenici firma arandığında, “yetkili kişilerin olmadığını” söyleyen bir şahıs, konuşmanın ilerleyen dakikalarında “tam yetkili” bir edaya bürünerek “Bizim mesaimiz 8’de başlıyor gerisi bizim sorunumuz değil” diyerek kapattı telefonu.

 

Oysa telefonu kapatmasaydı “Hafta sonları hiç olmazsa şu mesainizi 1 saat geç başlatın” diyecektik. Ama dinlemediler. Çünkü onlar da biliyor ki bu şehirde kimi zaman hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukuku geçerlidir! Hastasına, yaşlısına, çocuğuna; geçtim hepsini, yaşayan her bireye saygısı olmayan, bütün meselesi sadece kendi işinin bir an evvel bitmesi gibi bir ideali olan “tüccar” ve ona “İşini 400 günden önce bitirirsen ödül vereceğim” diyen bir kamu kuruluşu karşısında, kimi kime şikâyet edecek insanlar?

 

Hak, hukuk, adalet ve insana saygı gibi kavramlardan uzak, makam koltuklarından memleketi izleyen bürokratlar olduğu sürece hukukun üstünlüğü gibi bir ütopyaya kim inanacak bilmiyorum. Üstünlerin hukukuna göre bu şehirde sabahlar saat 8’de çekiç sesleri ile başlar, ardından kafalarına göre yolları keserler, sonrasında da “isterlerse” kaldırımları sökerler. Elbette inşaatlar yapılacaktır, gerekli tedbirleri almaları en tabi haklarıdır. Ama bunu yaparken “insan” dediğimiz varlığı unutarak, “Bizim kurallarımız budur kardeşim, gidin başınızı istediğiniz taşa vurun” anlayışında olmak etik değil.

 

Diyojen’in elindeki fenerle yollara düşüp, “insana saygıyı” aramamız mı lazım yoksa…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar