Gazetecilik mi, istihbaratçılık mı?
Prof. Dr. Zakir Avşar

Prof. Dr. Zakir Avşar

Prof. Dr. Zakir Avşar

Gazetecilik mi, istihbaratçılık mı?

06 Mart 2020 - 18:33

Türkiye’ye karşı Rusya ve İran destekli Suriye rejim unsurlarının faaliyetlerinin yoğunlaştığı, 34 Mehmetçiğimizin şehit edildiği süreçte toplumsal moral ve motivasyonun tersine “muhalif” karakterli, “eleştirel” değerlendirmelerin yer aldığı medya ortamları bir anda dikkat çekmeye başladı.

Rusya’nın Sputnik portalı İngilizce servis ettiği bir sosyal medya mesajında Hatay’la ilgili bir mesaj verdi, sosyal medyada zaten kaynağı belirsiz gibi görünmekle birlikte adreslediği yerlerden nereye ait oldukları belli olan tweetlerle TSK ve Hükümet aleyhine bir hava yayılmak isteniyordu. Buna bir de Oda Tv’de yayınlanan  istihbaratçı şehitlerimizin açık kimlik bilgileri eklendi…

Tartışma alevlendi. “Bunların amaçları nedir, ne yapmak istiyorlar, böyle bir ortamda verdikleri bu haberlerin, attıkları tweetlerin, savundukları görüşlerin kime ve nasıl bir yararı olabilir?” soruları sıklaştı.

 

En son Oda Tv haber portalında Libya’da hayatını kaybettiği ifade olunan iki istihbaratçı ile ilgili açık bilgiler paylaşıldı.

Birileri bunu “haber ve gazetecilik başarısı” olarak değerlendirirken, birileri de “devlet sırlarını ifşa, casusluk, beşinci kol faaliyeti” gibi görüyor.

Karşımıza “Kim haklı?” sorusu geliyor. Kanunlarımız açık, istihbarat görevlileri ile ilgili bilgi verilemez. Hayatlarını kaybetmiş olmaları da bu durumu değiştirmez.

Böylesi bir düzenleme yalnızca bizim ülkemize özgü değil; tüm dünyada ABD ve AB ülkeleri dahil bazı görevler ve meslekler ve durumlar için bu türden kısıtlamalar bulunuyor.

Dolayısıyla “haber” olarak olaylara bakanların “gazetecilik faaliyeti” dolayısıyla bir kişinin özgürlüğünün elinden alınamayacağı iddiası bu olayla birlikte biraz daha üzerinde durulup tartışılması gereken bir karakter kazanıyor.

Burada haberi yapan gazetecinin ve sitenin editoryal sorumluluğunu üstlenmiş kişilerin gözaltı, tutukluluk gibi durumlarla karşı karşıya kalmalarını tartışmak niyetinde değilim.

Onların olayları takdim biçimlerine dünya uygulamalarına rağmen hala gerçeklerden kopuk bakmalarına hayret ediyorum.

Haberci ile istihbaratçının amaçları çoğu zaman örtüşür. O nedenle de dünyanın pek çok yerinde bilgi kaynağı olarak gazeteciler kullanıldığı gibi, bilgi toplamaya giden pek çok insan da gazetecilerin yararlandığı kolaylıklardan yararlanabilmek için mesleğini gazeteci olarak belirtir ve hatta gazetecilikle de temayüz etmiş olabilir.

İstihbarat örgütleri eriştikleri bilgilerin pek az bir kısmını özel çaba ve mesleki icra ile toplarlar, bilginin büyük bir kısmını ise açık kaynaklar üzerinden temin ederler. Onların işi bir kısmı özel çabalarla ama çoğu açık kaynaktan gelen haberleri sıradan bir insandan farklı okumaktır. Okuduklarını da anlamlandırmaktır.

İstihbarat örgütleri medya kaynaklarından sadece bilgi toplamak için yararlanmazlar, bazen de istedikleri neviden bilgi yaymak için de yararlanırlar. Gazeteci kendisine gelen enformasyona bir haber gözüyle bakar ama o haberin kendine gelmesinde muazzam büyüklükte başkaca çıkarlar söz konusu olabilir. 

Türkiye’nin Libya ile yapmış olduğu deniz işbirliği anlaşması pek çok ülkenin canını sıkmasının ötesinde canını yakıyor.

Böyle bir durumda Türkiye’nin orada şehitler verdiğini, hele istihbaratçı şehitler verdiğini söylemek, bununla yetinmeyip ismi, resmi ve her türlü detayları ile olayı anlatmak bir başka anlam ve mesaj taşır ki, elbette hiçbir ülke böylesi bir örtülü operasyona izin vermez.

Oda Tv’nin haber müdürü ve yazarı özelinde bir şey diyemem ama gerçekte şunu onlar da biliyorlar ki, kendilerinin gazetecilik olarak gördükleri bu işi hiçbir Avrupa ülkesinde yapamazlar ve hele ABD’de kesinlikle yapamazlar.

Yapmaya kalkıştıklarında birileri tepelerine çöker ve kime o tepelerine çökeni üzerlerinden kaldıramaz. Oralarda böyle bir konuda ne mesleki dayanışma, ne siyasi ve sosyal baskı söz konusu olur…

Gazetecilik faaliyetlerine kısıt getirilmesini asla doğru bulamayız, demokrasimizin vazgeçilmezi basın özgürlüğüdür. Basın özgürlüğü kendi özgürlüğümüzdür.

Ancak, bu özgürlüğün savaş ve terör iklimlerinde ulusun genel çıkarlarının dışına kullanılmasının adı “beşinci kol”dur.

Algı operasyonlarının da ötesine geçen çok profesyonel bir mesleki faaliyettir… Orduların dört koldan hücum ettiği kuşatmalarda bir de içerden propaganda faaliyeti ile sistemi çökertmenin adıdır beşinci kol… Olaya bir de bu yönü ile bakalım.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar