“Yatak ne işe yarar?” sorusunun altını doldurmak kolay değildir.
Bu söz, farklı anlamlara çekilebilecek kadar geniştir. Bu nedenle dikkatli kurulmazsa, yanlış anlaşılmalara ve hedef haline gelmeye yol açabilir.
Bu çerçevede akla gelen ilk örneklerden biri Venezuela Devlet Başkanı Sayın Maduro ve eşidir. İkinci sırada ise İran devletinin yöneticileri yer almaktadır.
Devlet adamları savaş tamtamları çalarken yatakta mı yatar?
Venezuela’da savaş rüzgârları eserken, devlet başkanının yatakta ne işi vardı? Gelen bilgilere göre Sayın Maduro’nun, eşiyle birlikte dinlenirken ABD iş birlikçileri tarafından adeta “paket servis” şeklinde ABD askerlerine teslim edildiğini düşünüyoruz!
Gelelim İran’a…
Etrafı bomba yüklü teknoloji araçlarıyla çevriliyken, İran devlet adamlarının yatak odasında ne işi vardı?
Yatak odası istirahat etmek içindir. Ancak savaş rüzgârları eserken yatağına uzanan bir devlet adamının odasına bir el uzanır, onu yatağından alır ve dünyayı kendisine dar eder.
İşte iki farklı örnek, aynı sonuç…
Venezuela’nın yaptığı hataları çok görmemek mümkündür. Ancak Sayın Maduro’nun ihanete uğrayarak teslim edilmesi son derece acı bir durumdur.
Venezuela’yı uzaktan tanıdık ve sevdik; fakat yaşadığı bu darbe sonrası üzülmemek mümkün değil.
ABD’ye fırsat verildiğinde, insanların yatak odalarına kadar uzanabilen bir güç olduğu görülmektedir. Bu durum, uluslararası dengelerin ne kadar kırılgan olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Peki ya İran?
Yüzyıllara dayanan devlet geleneğine sahip bir ülkenin yöneticilerine ne demeli?
İran’ın içinde bulunduğu süreç, çok yönlü analiz edilmesi gereken bir tablo ortaya koymaktadır. Ancak görünen o ki, bir “güç zehirlenmesi” söz konusu olabilir.
Güç zehirlenmesi; birey için de devlet adamı için de son derece tehlikelidir.
Venezuela’nın yaşadığı süreçten ders çıkarılmamış gibi görünmektedir.
ABD’nin güçlü olmadığı iddia edilemez; ancak onu güçlü kılan en önemli unsur, karşısındaki aktörlerin yaptığı hatalardır.
Sömürgeci bir anlayışla hareket eden bu güç, fırsat bulduğu her yerde yer altı ve yer üstü kaynaklara yönelmektedir.
Savaş gemileri kıyılara dayanmış, insansız ve insanlı hava araçları sınırları kuşatmışken; Venezuela ve İran yöneticilerinin yatak odasında ne işi vardı?
İran, yaptığı hataların bedelini ödemeye devam etmektedir. Çok sayıda devlet adamını operasyonlarda kaybetmesine rağmen, hâlâ gerekli derslerin çıkarılmadığı izlenimi oluşmaktadır.
ABD–İran savaşını savunmak akılcı bir yaklaşım değildir. Ancak bu savaşta ABD’yi savunmak da mümkün değildir.
İran yönetimi, geçmişte özellikle İslam dünyasına yönelik politikaları nedeniyle eleştirilmektedir. “İslam Cumhuriyeti” olarak anılmasına rağmen, uygulamalarının bu kimliğe zarar verdiği yönünde değerlendirmeler yapılmak mümkündür!
İsimler değil, yapılanlar belirleyicidir.
ABD ve İsrail’in teknolojik üstünlüğü ile istihbarat gücü ortadayken, İran’ın bu gerçekleri yeterince dikkate almaması dikkat çekicidir.
Savaşın ne zaman sona ereceği belirsizdir. Ancak İran’ın beklenen ölçüde bir karşılık veremediği görülmektedir. İsrail’in “Demir Kubbe” sistemine karşı zaman zaman etkili hamleler yapılsa da, İran’ın ciddi kayıplar verdiği bir süreç yaşanmaktadır.
Yazının başlığı dikkat çekicidir; ancak asıl mesele daha derindedir.
Venezuela nasıl kendi içindeki iş birlikçilerin ihanetine uğradıysa, İran’ın da benzer şekilde içerden zayıflatıldığı düşünülmektedir.
İran, dışarıdan göründüğü kadar güçlü olmayabilir.
Eğer İran, beklenen sertlikte ve kararlılıkla hareket edebilseydi, belki de bu süreç bu kadar uzamayacaktı. Ne İran halkı ne de İsrail halkı bu kadar zarar görmeyecekti.
Ancak görünen tablo farklıdır.
Devlet adamları, savaşın ortasında yatak odalarında istirahat ederken hedef haline gelmiş ve ciddi itibar kaybı yaşamıştır.
ABD, sahipsiz gördüğü ülkelere yönelirken; İran’ın da daha zayıf ülkelere karşı benzer bir yaklaşım sergilediği yönünde eleştiriler bulunmaktadır.
Sonuç olarak;
Savaş kapıya dayanmış, tehdit sınırların içine kadar girmişken, devlet adamları yatak odasında bulunuyorsa o ülkenin istiladan kurtulması mümkün değildir.
Bir kez daha sormak gerekir! Ey İran devlet adamları, savaş rüzgârları eserken ne işiniz vardı yatak odalarınızda?
Günün sözü: Su uyur, düşman uyumaz.