İmâm-ı Âzam’ın (rh.a.) Ticâret Ahlâkı (1)

Abone Ol

İmâm-ı Âzam’ın (rh.a.) Ticâret Ahlâkı (1)

Hanefî Mezhebi’nin imâmı İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe (rh. a.) hicretin 80 nci yılında (m. 699) Kûfe’de ticaretle uğraşan varlıklı bir âilenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Kendisi de ilim öğrenmeye başlamadan önce kumaş tüccarlığı yapmıştır.

İtimat edilir kaynaklarda O’nun ilim öğrendiği, talebe yetiştirdiği dönemlerde de ticaretten kopmadığı, ticaret işini ortakları aracılığıyla sürdürdüğü, ailesinin geçimini ticaretten temin ettiği, talebelerine ve başkalarına maddî yardımlarda bulunduğu ifade edilmektedir.

İmâm-ı Âzam (rh.a.) fıkhî meselelerde dinimizin kolaylığı ve genişliği gösteren prensipleriyle hareket eder, Peygamber efendimizin: “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz!” hadîs-i şerifinin mucibince fetvâ verir, kendi hayatında ise fetvânın ötesinde takvâyı tercih ederdi.

Bir seferinde elbisesinde bulunan (ibâdete mani olmayan) ufak bir kiri temzilemeye çalışırken kendisini görenler:

“Ya İmâm! Sizin verdiğiniz fetvâya göre temizlemeye çalıştığınız leke ibâdete, namaz kılmaya mani değildir. Ne diye zahmet çekip onu gidermeye çalışıyorsunuz?” diye sorduklarında:

“O sizin bildiğiniz fetvâ, bu ise takvâdır!” diye cevap vermiştir.

İmâm-ı Âzam (rh.a.) ticârî hayatında da takvâ yolunu tutmuş, kılı kırk yarmıştır.

Ondan bahseden kaynaklar Onun kanaatkâr, cömert, güvenilir, âbid (devamlı ibâdetle meşgul) ve zâhid (dünyaya bağlanmayan) bir kimse olduğunu, ticârî hayatında ve beşerî ilişkilerinde bu hususiyetlerinin açık bir şekilde görüldüğünü kaydetmektedirler.

Bu kaynaklara göre İmâm-ı Âzam (rh.a.) insanlarla olan ticarî münasebet ve muâmelelerinde dört vasıf taşır ki, bu vasıflar Onu doğru, dürüst ve namuslu tüccarlar arasında nümûne bir kimse olarak göstrmeğe kâfidir.

O, âlimler arasında en yüksek bir mevkide olduğu gibi, ticaret ahlâkında da en yüksek bir mevkide bulunan mümtâz ve müstesnâ bir kimsedir.

Onun taşıdığı dört vasıf yukarıda da işaret edildiği gibi şöyledir:

1. O, son derece kanatkâr olup gönlü çok zengindi. İnsanların bir çoğunda bulunan tamahkârlıktan Onda eser yoktu.

2. O, emânete riâyet eden, emânete karşı âzamî dercede titiz olan, emânete hiyânet nedir bilmeyen bir kimse idi.

3. O, eli çok açık, ihtiyacı olanların ihtiyacını karşılar, insanlara gâyet cömert davranırdı. Cimrilik Ondan çok uzaktı.

4. Son derece dindardı, çok ibadet ederdi. Gündüzleri oruç tutar, gecelerini namaz ve niyazla geçirirdi.

Bu dört güzel huy, O’nun insanlar arasında ayrı bir yerde bulunmasına sebep olan ayrılmaz vasfı idi.

Ticaret erbabı Ona gıpta eder, Onun ticarî anlayış ve ahlâkına hayran olurlardı.

Birçok kimse Onu Hz. Ebû Bekir’e benzetirdi. O, Hz. Ebû Bekir’i r.a. örnek alır, Ona tabi olur, Onun izinden gitmeye çalışırdı.

O, takvâya riâyet eder, kazancını helâl yoldan elde etmeye çalışır, yalnız haramdan değil, şüpheli olan kazanç yollarından da uzak dururdu.

Günah karışma şüphesi olan her şeyden sakınırdı.

Bir mala haram karıştığından şüphelenirse, hiç vakit geçirmeden o malı, fakir fukaraya, muhtaç durumda olan kimselere sadaka olarak dağıtırdı.

İlimle meşgul olanlara, ilim tahsil eden talebelere, onların hocalarına ihsanda bulunur, çok cömert davranır, yiyeceklerini temin eder, giyeceklerini alır, her türlü ihtiyaçlarını karşılardı.

İlim ehlinin başkalarına muhtaç duruma düşmemeleri için gayret gösterir, ilmin şeref ve itibarını korumaya çalışırdı.

Ticaretten elde ettiği kârı dinî ilimlerle meşgul olan kimselere dağıtırken onların gönüllerinin incinmesine meydan vermez:

“Bu paraları ihtiyacınıza harcayın ve yalnız Hz. Allah’a hamdedin! Çünkü size verdiğim bu mal gerçekte benim değil, sizin nasibiniz olarak Hz. Allah’ın fazl-u kereminden, ihsan ve ikramından benim elimle size gönderdiğidir.” Diyerek gönüllerini alırdı.

İmâm-ı Âzam (rh.a.) dış görünüşüne ehemmiyet verir, dışının da içi gibi temiz olmasına dikkat ederdi.

Giydiği elbiseye itina gösterir, bu hususta çok titiz davranırdı. Elbisenin en güzelini giyerdi..

O’nun, bu hususiyetlerinden başka daha bir çok güzel huyu ve güzel vasfı vardı.

İnşâallâh bir sonraki yazıda bu güzel huy ve vasıflarını, ticârî ahlâkıyla alâkalı birkaç hadiseyi yazmaya çalışalım.

function pageRefresh() { sessionStorage.setItem("scrollPosition", window.scrollY); location.reload(); } function pageRefreshed() { const savedScrollPosition = sessionStorage.getItem("scrollPosition"); if (savedScrollPosition) { window.scrollTo(0, parseInt(savedScrollPosition, 10)); sessionStorage.removeItem("scrollPosition"); } } window.addEventListener("load", pageRefreshed); setInterval(function () { // Yenileme yapılmasını istemediğiniz URL'ler const excludeUrls = [ "https://www.tokathaber.com.tr/video/*", ]; // Eğer mevcut URL listede ise yenilemeyi durdur if (excludeUrls.some((url) => window.location.href.includes(url))) { return; } var isTypeVideo = document.querySelector( 'iframe[src^="https://www.tokathaber.com.tr/vidyome/embed/"]' ); var youtubeVideo = document.querySelector( 'iframe[src^="https://www.youtube.com/embed/"]' ); if (!isTypeVideo && !youtubeVideo) { pageRefresh(); } }, 80000); // **80 saniye**