Küresel ısınma, yalnızca bir çevre sorunu değil; aynı zamanda ekonomik,politik ve toplumsal dengeleri derinden etkileyen küresel bir mücadele alanıdır.
19. yüzyılda başlayan Sanayi Devrimi, atmosferde sera gazı emisyonlarının hızla artmasına neden olmuş ve bu süreç, küresel ısınma ile birlikte iklim değişikliğini tetiklemiştir. Giderek artan çevresel tehditler karşısında uluslararası toplum, 2015 yılında Paris İklim Anlaşması’nı gündemine almış ve bu anlaşma, 2016 yılında 197 ülke tarafından kabul edilerek küresel ölçekte yürürlüğe girmiştir.
Türkiye, 6 Ekim 2021 tarihinde Paris İklim Anlaşması’nı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tüm siyasi partilerin ortak kararıyla onaylamış, 7 Ekim 2021 tarihinde ise anlaşma Cumhurbaşkanlığı tarafından resmen yürürlüğe konmuştur. Paris Anlaşması'nın temel amacı, küresel sıcaklık artışını bu yüzyılda sanayi öncesi seviyelerin en fazla 1,5°C üzerine çıkmayacak şekilde sınırlamaktır.
Anlaşmada, "sera etkisi" atmosferdeki gazların Güneş’ten gelen ısıyı tutmasıyla oluşan doğal bir ısınma olarak tanımlanmakta; tüm büyük emisyon kaynaklarının bu etkileri azaltma ve taahhütlerini zamanla güçlendirme yükümlülüğü getirilmektedir.
OECD verilerine göre Türkiye, kişi başına düşen sera gazı emisyonları açısından 36 OECD ülkesi arasında 32. sırada yer almakta (%1 pay ile). Türkiye, 2053 yılına kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşacağını taahhüt etmiştir. Bu kapsamda çıkarılan İklim Kanunu’nun temel amacı da “2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi” ve “Yeşil Büyüme” ilkeleriyle belirlenmiştir.
DÜNYAYI EN FAZLA KİRLETENLER KİMLER?
Karbondioksit (CO₂) emisyonlarına baktığımızda, dünya genelindeki salınımların çok büyük kısmı birkaç ülke tarafından gerçekleştirilmektedir. 2019 yılı itibarıyla en büyük emisyon payına sahip ülkeler şunlardır:
Çin: %32,48
ABD: %12,61
Avrupa Birliği: %7,29
Hindistan: %6,71
Rusya: %4,66
Bunun dışında dikkat çeken diğer ülkeler arasında Japonya (%2,95), Almanya (%1,77), Güney Kore (%1,75), Kanada (%1,51), Türkiye (%1,13) ve Avustralya (%1,07) yer almaktadır.
Küresel iklim mücadelesinde etkili bir sonuca ulaşılabilmesi için başta Çin, ABD, Hindistan ve Rusya gibi büyük kirleticilerin emisyonlarını ciddi biçimde azaltmaları gerekmektedir. Ancak ne yazık ki bu ülkeler çoğu zaman sorumluluk almaktan kaçınmakta ve sera gazı salınımlarını artırmaya devam etmektedirler.
İKLİM KANUNUNA YÖNELİK ELEŞTİREL YAKLAŞIMLAR
Türkiye’de yasalaşan İklim Kanunu, çevresel amaçlarının yanında ekonomik ve politik bazı kaygıları da beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, aşağıdaki eleştiriler dikkat çekmektedir:
1. Küresel Ekonomik Dayatma mı?
Kanunun, iklim krizine çözüm üretmekten çok, küresel ekonomik düzenin dayattığı bir ticari model olduğu yönünde görüşler vardır. Özellikle “Sınırda Karbon Düzenlemesi” gibi uygulamaların Türkiye’nin dışa bağımlılığını artırabileceği ve bu sürecin küresel ekonomik çıkarların gölgesinde şekilleneceği ifade edilmektedir.
2. Tarım ve Hayvancılıkta Tehlike
Kanunun, geleneksel tarımı ve hayvancılığı uluslararası şirketlerin denetimine açacağı, çiftçilerin üretim süreçlerinde daha fazla bürokratik ve dışsal denetime maruz kalacağı yönünde endişeler söz konusudur. Yerli üreticinin, küçük ölçekli çiftçinin üretim özgürlüğünün kısıtlanacağı düşünülmektedir.
3. Sanayi ve İstihdam Riski
Kanun, sanayi ve enerji sektörlerinde ciddi dönüşümler öngörmektedir. Bu dönüşümün maliyeti yüksek olabilir. Fosil yakıtla çalışan tesislerin başka ülkelere taşınması, bazı sektörlerde iş kaybı yaşanması ve altyapı değişikliklerinin zaman alması gibi riskler barındırmaktadır.
4. Karbon Ticareti ve Yeni Piyasa Mekanizması
Eleştirmenler, kanunun asıl amacının karbon ticareti üzerinden yeni bir piyasa düzeni kurmak olduğunu ileri sürmektedir. Bu durum, çevresel hedeflerden çok ekonomik kaygıların öne çıktığını düşündürmektedir.
5- Dünyanın en büyük çevre kirleticisi olan ABD, iklim yasalarını daha gündemlerine bile almazken, Hindistan hedefini2070'lere ertelemişken,Çin halen taraf bile olmamışken Türkiye'nin acele ile adeta bir pilot ülke gibi kanunu yasalaştırarak öncülük etmesi ciddi eleştirilere neden olmuştur.
6- Mevcut durum kısaca çevreyi biz kirlettik faturayı da size çıkarttık anlayışının bir sonucudur.
ALTERNATİF GÖRÜŞLER VE BİLİMSEL İTİRAZLAR
Kimya yüksek mühendisi ve eski DPT uzmanı Haluk Dural, "Küresel Isınma Yalanları" adlı yazısında konuyu farklı bir bakış açısıyla ele almaktadır:
Atmosferi ısıtan tek kaynak Güneş’tir.
Karbondioksitin büyük bölümü doğaldır; insan kaynaklı oran %0,0016’dır.
En büyük sera gazı bulutlardır (%95).
Sıfır karbon söylemi, gelişmekte olan ülkeler için bir tuzak olarak değerlendirilmektedir.
Elektrikli araçların çevre dostu olduğu hakkında farklı bilimsel göüşler bulunmaktadır. Bu durum elektrikli araç kullanımının emisyonu azaltacağı görüşünün tartışmalı olduğunu göstermektedir.
KIRSAL YAŞAM VE BİREYSEL HAKLAR
Yeni düzenlemelerin, bireysel yaşam biçimleri üzerinde etkili olacağı endişesi de dile getirilmektedir. Karbon ayak izi hesaplamaları, dijital denetim sistemleri, ulaşım kısıtlamaları gibi önlemlerin özellikle kırsal kesimde yaşayan vatandaşlar için ciddi mağduriyetler yaratabileceği öngörülmektedir.
KAYGILAR GİDERİLMELİDİR
Tüm bu eleştirilerin kamuoyuna açık, teknik, şeffaf ve bilimsel açıklamalarla yanıtlanması gereklidir. Aksi takdirde oluşan endişeler, toplumsal desteği zayıflatabilir. Hindistan’da düzenlenen G20 Zirvesi'nde öne çıkan “Tek Dünya, Tek Aile, Tek Gelecek” gibi söylemler, bazı çevrelerde ulus-devletlerin egemenliğine yönelik bir tehdit olarak algılanmaktadır.
SONUÇ: ORTAK YAŞAM, ORTAK SORUMLULUK
Kur’an-ı Kerim’in Rum Suresi 41. Ayeti’nde ifade edildiği gibi:
> “İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (Dünyada) onlara tattıracaktır.
Yeryüzü tüm insanlığa emanettir ve bu emanetin korunması, insana yüklenmiş bir sorumluluktur. Ancak bu sorumluluk paylaşılırken, asıl sorumlular olan büyük kirleticilerin geri planda kalması; buna karşılık gelişmekte olan ülkelerin çeşitli yükümlülüklerle karşı karşıya bırakılması kabul edilemez.
Son söz olarak, Türk atasözünde denildiği gibi:
“İti öldürene sürütürler.”
Yani: Eğer bir işi kötü tamamlayan kişi, sorumluluğu da üstlenmeli ve sonuçlarına katlanmalıdır.
Küresel ısınmaya çözüm ararken, adaletli ve sorumluluğu eşit paylaşan bir sistem kurulmadıkça, çevre politikaları yalnızca yeni ekonomik denetim aracı olmaktan öteye geçemeyecektir.