ALLAH AFFEDER, BEN AFFETMEM!


İlkokul yıllarımızda, Çirkin Kral Yılmaz Güney'in bir filminden aklımızda kalan bir replikti, "Allah affeder ben affetmem,"der, sonra da düşmanını birkaç kurşunla öldürürdü.

Bizde çocukluk yaşlarımızda kovboyculuk oynardık ve hesapta düşman olan arkadaşımıza, biraz da aynı ses tonuyla, "Allah affeder ben affetmem" der ve ağzımızdan çıkardığımız ıslık sesi ile karışık kurşun sesi ile öldün diye seslenirdik.

Yaklaşık 30 yıl önce kurulmuş RTÜK diye bir kurum var. Televizyonların tepesinde. Adım attığın suç, yan durdun suç, yayınladığı suç, yayınlamadığı suç ve tabii o kadar suçun bir de cezası var. Öyle alışmışlar ki televizyonlar bu cezalara. Her bir televizyonun milyonları bulan cezaları var. Artık ödeyemeyeceği rakamlar. Ödüyorlar mı? Hayır. Peki, niye yazılıyor. Dedik ya Demoklesin kılıcı. Ne zaman lazım olursa o zaman inecek. Veya bir tasma misali, ne kadar salarsa o kadar rahatlıyor kanallar.

Anadolu'da artık yerel televizyon kalmadı. Bir cemaati, ya da güçlü bir politik desteği arkasına alan, neredeyse en düşük maliyetle aylık 100 bin lirayı bulan bir masrafı göze alıyor ve uyduya çıkıyor. Bunu beceremeyen, yani vatandaşın çatısındaki antene mecbur kalanlar, sırasıyla kapanıyor. Çünkü çatılarda artık antenlere yer kalmadı.

Peki, bu durumda ne yapıyor RTÜK. Bu sıkıntılara imkansızlıklara rağmen, tuttuğunu affetmiyor. Bunca gelen yapılandırmalar, taksitlendirmeler ve aflar, RTÜK’ün yazdığı para cezalarını kapsamıyor.

Tıpkı Yılmaz Güney'in, “Allah affeder ben affetmem” repliğin de olduğu gibi. Yayıncıları tamda kalbinden vuruyor. 7 gün içerisinde ödenmeyen borç, idari para cezası olarak, kamu alacağı oluyor ve maliye kanalı ile tahsil yoluna gidiliyor. Son yapılandırmada, yine RTÜK cezaları bu kapsamın dışındaydı ve RTÜK yine aynı sesle bağırdı. Allah affeder ben affetmem.