27 Haziran gecesi Tokat’ta bir şey oldu… Binlerce insan Kanal Tokat kenarında toplanıp şarkılarla coştu, dans etti, eğlendi. Sahnede Türkiye'nin yıllara meydan okuyan sanatçısı Seda Sayan vardı. Tokat Belediyesi’nin organizasyonuyla düzenlenen bu kültürel etkinlikte, şehir adeta nefes aldı. Fakat konserin hemen ardından sosyal medyada baş gösteren bazı “linç kampanyaları”, eğlenen insanları, sahneye çıkan sanatçıyı, hatta bu etkinliğe öncülük eden belediyeyi hedef aldı.
Yıllar önce Pazar ilçesinde annesinin adını verdiği bir okul yaptırmış bir sanatçıdan bahsediyoruz. Üstelik sahneye çıktığında ardında sadece kendi değil; vokalistinden orkestrasına kadar koca bir emekçi ekip vardı. Konser demek sadece bir saatlik müzik dinletisi değildir. Konser, bir sektördür. Ekmek kapısıdır.
Ama sosyal medyada konser sonrası bazı yorumlar akıllara durgunluk verecek düzeydeydi. “Camiler boş kaldı” diyen mi ararsınız, “Belediye parayı Seda Sayan’a mı harcıyor?” diye veryansın eden mi… Sanatı, eğlenceyi, birliktelik anlarını düşman bellemiş bir zihniyet hâlâ aramızda. Bu zihniyet Tokat’a da, Türkiye’ye de yakışmıyor.
Şunu unutmayalım: Belediyelerin görevi yalnızca çöp toplamak, asfalt dökmek değil; aynı zamanda sosyal ve kültürel hayatı da canlandırmaktır. Tokat’ta binlerce kişiyi bir araya getiren, ailece güvenle gidilebilen böyle bir etkinliği hedef tahtasına koymak; eğlenen insanlara da yapılan bir ayıptır. Hiçbir sağduyulu vicdanda karşılık bulmaz. Bu, olsa olsa halktan ve hayatın neşesinden kopmuş bir bakış açısının tezahürüdür.
Seda Sayan bu konseri bedava mı yaptı, ücret mi aldı tartışmaları da bir diğer cephe. Sanatçıların kazançları kimseyi ilgilendirmez; tıpkı bir doktorun ameliyat ücreti ya da bir mühendisin proje bedeli gibi… Sanatçı da bir emekçidir ve aldığı ücretin arkasında yüzlerce insanın emeği, alın teri vardır.
Şimdi size bir soru: Tokatlılar neden hep savunmada kalsın? Neden bu şehirde konser olunca birileri rahatsız oluyor? Tokatlılar artık bu geri kafalılıktan, bu her şeye muhalif ama hiçbir şey üretmeyen zihniyetten çok sıkıldı.
Bu tartışmalara nokta koymak gerekirse, sözü Mustafa Kemal Atatürk’e bırakmak en doğrusu olacaktır:
“Bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.”
Tokatlılar o gece hayat damarlarının nasıl coşkuyla aktığını bir kez daha gördü. Bu şehir sanattan korkmuyor. Aksine, sanatla büyüyor.