Sen asgari ücretlisin öyle kal bile denmiyor.
Bizim şartlarımızda çalış, maaşını dahi alamama!
2025 Türkiye’sinde, bir tekstil patronunun 10 bin liraya ceket satarken asgari ücretliyi köle gibi görmesini gördük..
“Yakında hazır giyim sektöründe üretim krizi çıkacak” diyor bu patron.
Ama krizin asıl kaynağı ne?
İşçinin emeğini hiçe sayıp, daha fazla kâr için Mısır’a yatırım yapmak olmasın.
Zenginlerin daha fazla zengin olma hırsı değil mi bu durumu doğuran.
Siyaset ve paranın gücü maalesef asgari köleliğe mecbur bırakmış gençlerimizi.
“Paranın devleti, vatanı yok. Nerede daha fazla kazanırsam oraya giderim” sözleri, durumu açık beyan anlatıyor.
Peki, bu ülkede alın teriyle geçinen milyonlarca insan, sadece birilerinin zenginliğine zenginlik katmak için mi var?
Asgari ücret, 2025’te yaklaşık 22.000 TL civarında. Ama bu para, bir ailenin geçimini sağlamaya yetiyor mu ki!
Enflasyonun en yüksek olduğu ülkemizde , kiralar, faturalar, market fişleri almış başını giderken, asgari ücretlinin sırtındaki yük her geçen gün ağırlaşıyor.
Fabrika işçileri üzerinde dahi siyaset üretenlere de yazıklar olsun.
Öte yanda, tekstil sektörü 2024’te 10 milyar dolar ihracat yaptı. Bu devasa kârlar, işçinin cebine değil, patronların offshore hesaplarına ya da Mısır’daki yeni fabrikalara gitti.
Mısır’da asgari ücret 50-100 dolar arasında.
Ucuz işçilik, patron için “fırsat”; işçi için ise ücretli kölelik.
Devletimize bakalım.
İşçi ve emeklinin hakkı korunmalı derken, işverenlere vergi indirimleri, SGK prim destekleri, hibeler yağdırılıyor.
Neden? “Daha fazla işçi çalıştırsınlar” diye.
Ama işveren, bu teşvikleri cebe indirip kârını artırmak için yurtdışına kaçıyor.
“Para, destek, hibe vermezseniz giderim” tehdidi savuranlara açıkça şunu söylemek istiyorum: “Defolun!”
Bizim ülkemizin insanları, sizin servetinize servet katmak için asgari ücretle ömrünü veriyor.
Dedemde, babamda asgari ücretin altında yaşadılar.
Şimdi aynısını bizim evlatlarımıza reva görüyorlar.
Sen asgari ücretlisin öyle kal!
İşçi, alın terinin karşılığını fazlasıyla hak ediyor.
Fabrikalar yaşasın, üretim devam etsin, derdimiz bu.
Ama bu, işçi ve işveren birlikte kazanırsa anlam ifade ediyor.
İşçinin emeğini hiçe sayıp, kâr hırsıyla yurtdışına yatırım yapanların önü kesilmeli diyorum.
Ülkenin birikiminin yurtdışına kaçıranlar engellenmeli.
Serbest piyasa ekonomisinde bu zor, ama devletin çalışan işçiyi koruyacak mekanizmalar kurması şart.
Bu mesele sadece para kazanma değil, aynı zamanda ahlak meselesi.
Vatan, sadece toprak parçası değil ki; o toprakta alın teriyle yaşayan insanların tamamı vatandır.
Eğer işçinin emeğine saygı göstermezsek, bu vatan nasıl ayakta kalır ki!
Patronlar, kârınızın kaynağı bu ülkenin işçisi degil mi?
Onların hakkını gasp edip başka ülkelerde fabrika açmak, ne vatanseverliktir ne de insanlık.
Adalet, emekle başlar.
İşçinin alın terine sahip çıkmadığımız sürece, ne ceketin 10 bin lira olması ne de ihracat rekorları kırmamız bir anlam taşır.
Bu ülke, hepimizin.
Ama öncelikle emeğin hakkını verin.
Tokatta fabrika işçilerini greve çağıran Sendikacıların yanında değilim, onların yaptıklarını asla desteklemiyorum.
Kısa ve öz diyeceğim; işçilerin hakkını alması için, sınırsız destek bizden.
Vesselam