Tokat’ta kamuoyunun en çok tartıştığı konulardan biri hiç kuşkusuz kalelerin restorasyon süreci. Özellikle Tokat Kalesi ve Niksar Kalesi uzun süredir devam eden çalışmalar, gecikmeler ve yöntem tartışmalarıyla gündemden düşmüyor. Kent belleğinde güçlü bir yere sahip bu iki tarihi yapı için “ne zaman tamamlanacak?” sorusu yıllardır yanıt bekliyor.
Tam da bu noktada, İsveç’ten gelen bir proje uluslararası koruma çevrelerinde örnek gösteriliyor. Stockholm yakınlarındaki 17. yüzyıl yapısı Stjärnorp Kalesi, 1789’daki büyük yangının ardından 230 yılı aşkın süre boyunca çatısız ve korumasız biçimde ayakta kalmaya çalıştı. Ancak yakın zamanda tamamlanan kapsamlı bir koruma projesiyle yapı, hem güvenli hale getirildi hem de kamusal erişime açıldı.
Projeyi İsveç’in köklü mimarlık ofisleri Wikerstål Arkitekter ve Tengbom Arkitekter birlikte hazırladı. Fotoğraflar ise mimari belgeleme çalışmalarıyla tanınan Felix Gerlach imzası taşıyor.
Ancak projeyi farklı kılan yalnızca estetik değil; uygulanan koruma stratejisi.
Stjärnorp’ta amaç, kaleyi “yeniden yapmak” olmadı. Harabeyi olduğu haliyle korumak, çöken bölümleri yeniden inşa etmek yerine mevcut yapıyı stabilize etmek tercih edildi. Minimal müdahalelerle ilerlenen projede tüm eklemeler geri döndürülebilir şekilde tasarlandı. Ahşap, cam ve corten çelik gibi çağdaş malzemeler kullanıldı ancak tarihi dokuya fiziksel ve görsel olarak baskın bir müdahale yapılmadı.
Çatı sistemi yakındaki ormanlardan elde edilen yerel keresteyle inşa edildi. Çöken iç duvarın taşıyıcı işlevi, kırılgan Barok duvarcılığı zorlamadan çelik kolonlarla çözüldü. Pencere boşluklarına yerleştirilen lamine camlar özel bağlantı elemanlarıyla sabitlendi. Giriş için tasarlanan corten çelik merdiven ise yapıya hafif temas eden, tamamen sökülebilir bir sistem olarak uygulandı.
Projede ayrıca uzun vadeli bir bakım planı oluşturuldu. Yani çalışma yalnızca “bitirilmiş bir restorasyon” değil, gelecek on yılları kapsayan sürdürülebilir bir koruma yatırımı olarak kurgulandı.
Tengbom Arkitekter’den Erik Wikerstål, projeyi değerlendirirken temel yaklaşımlarının harabeyi geleceğe güvenle taşımak olduğunu vurguluyor. Uluslararası düzeyde ilgi gören çalışma, özellikle Avrupa’daki tarihi harabeler için referans model olarak gösteriliyor.
Bu örnek, Tokat’taki tartışmaları yeniden gündeme taşıyor. Tokat Kalesi ve Niksar Kalesi’nde yaşanan gecikmeler ve yöntem eleştirileri düşünüldüğünde, “koruma mı, yeniden yapım mı?” sorusu daha da önem kazanıyor. Uzmanlara göre tarihi yapılarda temel mesele hız değil; bilimsel yöntem, şeffaf planlama ve uzun vadeli sürdürülebilirlik.
İsveç’te 230 yıl boyunca harabe olarak bekleyen bir yapının bugün dünya çapında örnek gösterilen bir projeye dönüşmesi, koruma anlayışının niteliğinin belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.