Benzetmede (teşbihte) hata olmaz, bizim şehirde; Tokat’ta yaşayan insanlarımızın temel sorunu kediden büyük canavar bilmeyen farenin durumuna benziyor.
Lütfen yanlış anlaşılmasın, ben hemşerilerimi küçük görmüyorum. Hemşerilerimiz kamu bürokrasisini ve yerel siyasetçileri (bu durumun dışında kalan, kusursuz veya ayrı tutulması gerekenleri hariç) gözlerinde çok büyütüyorlar.
Bu takımın kendi bakış açılarını topluma dayatmalarına, yaptıkları sıradan işleri büyük iş yapmışlar gibi pazarlamalarına ses çıkarmıyor ya da çıkaramıyorlar. Bu takımın dilinden dökülen abartılı anlatımlara pek kolay aldanıyorlar. Hem de son 23 küsur yıldır…
Katılır mısınız, okumayı, araştırmayı, hakkı hukuku, eleştiri kültürünü ve hatta insanlığı unutturulmuş bir kuşak yetişti.
Oda sıcaklığında hissedilmeyen dışarıdaki soğuk gibi pek çok şeyle; büyük-küçük yalanlarla, boş sözlerle oyalandığımızı, ekranlardaki ahlaksızlıklar ve çirkinliklerle yavaş yavaş ağulandığımızı (zehirlendiğimizi) hissedemiyoruz.
Yurttaşlarımız geçim sıkıntısı ile bilgisizlik ve ilgisizlik arasında sıkışmış durumda. Üstelik bu acınası durumu normalleştirmeye çalışan, halkı sağduyudan, bilimden, çağdaşlıktan, hukuktan, dürüstlükten giderek uzaklaştıran bir siyaset anlayışı ve istisnaları hariç, buna çok istekli olan bir de medya var.
Bu nedenle de hem ülkemiz, hem de Tokat’ımız her gün başka bir sorunla boğuşuyor. Bu sorunlara neden olanlar toplumun üstüne düşen kar tanelerinin oluşturduğu çığdan kendilerini hiçbir zaman sorumlu tutmuyorlar.
Hiçbir şey yapmıyor havanda su döğüyorlar ama çok şey yapıyorlar gibi buldukları her fırsatta konuşuyor, sosyal medya paylaşımlarıyla algı oluşturuyorlar.
Ve dostlar bu takımın vurdumduymazlığı benim ve de sizin yaşamınızı etkiliyor.
İşte tam da bu yüzden birkaç kalem erbabı Hz. İbrahim’e ağızında su taşıyan karınca örneği yazıp duruyor, insanlarımızda bilinç oluşturmaya, ağırlaşan sorunlarımıza odaklanmalarını sağlamaya çalışıyorlar. Onların sağduyudan, bilimden, çağdaşlıktan, hukuktan, dürüstlükten ve yurt sevgisinden uzak abartılı konuşmalara aldanmamaları için çabalıyorlar.
Peki, nasıl bir sonuçla karşılaşıyoruz dersiniz?
Az sayıdaki birkaç yazar olumsuz uygulamalara, boş işlere karşı çıkmaya yeltenip eleştirdiğinde, bunun sorumluları ve de sorumluların yandaşları bundan hoşnut olmuyor, ötekileştirmeye çalışmaları yetmezmiş gibi, içlerinde barındırdıkları yıkıcı gizili ve ideolojik iklimi ortaya çıkarıyorlar.
Ne mi yapıyorlar? Sorunları, çelişkileri, yanlışlıkları yazdığımızda bizi “uyarma-inandırma” yahut “pıstırma” yoluna başvuruyorlar. Üstelik tehlikede oldukları hissine kapılıp daha da ileri giderek, doğrudan doğruya kendileri “tehlikeli olmaya” çalışıyorlar. Kafaları mı karışık, kurdukları düzenden güç mü alıyorlar yoksa bulundukları katın (makamın) ağırlığında eziliyorlar mı bilemiyorum.
Oysa tarih ne atıp tutmaya, ne gerçekleri saptırmaya, ne de gerçekleri saklamaya gelmez.
Buna karşın bu şehri yönetmeye istekli olanlar neden bol keseden atmaya çalışıyor, yapmakla görevli oldukları işleri sanki çok büyük bir hizmet yapmışlar gibi pazarlamaya çalışıyorlar anlayamıyorum!