Moğolistan denince akla uçsuz bucaksız bozkırlar ve sonsuz bir özgürlük gelse de, madalyonun öbür yüzü oldukça şaşırtıcı. Türkiye’nin iki katı büyüklüğündeki bu devasa coğrafyanın yarısından fazlası, Ankara’nın beşte biri kadar bir alana, yani başkent Ulaanbaatar’a adeta hapsolmuş durumda. Peki, milyonlarca insan neden o uçsuz bucaksız toprakları bırakıp bu dar vadide yaşamayı seçiyor? Cevap, şehrin etrafını bir sur gibi saran üç devasa dağda gizli.
Sibirya soğuğu ve Gobi fırtınasına karşı doğal zırh
Ulaanbaatar; Bogd Khan, Chingeltei ve Bayanzurkh dağlarının tam ortasında, doğal bir koruma kalkanının içinde yer alıyor. Bu üç dev dağ, şehri sadece coğrafi olarak değil, iklimsel olarak da bir kale gibi koruyor. Kuzeyden gelen dondurucu Sibirya rüzgarları bu dağ engeline çarparak hız keserken, güneyden yükselen boğucu Gobi Çölü tozları da vadiye giremiyor. Eğer bu dağlar olmasaydı, -40 dereceyi bulan kış aylarında bu vadide hayatta kalmak neredeyse imkansız olurdu.
Ankara kadar bir alanda milyonların yaşam mücadelesi
Rakamlar bu sıkışmışlığı daha net özetliyor: Moğolistan’ın toplam yüzölçümü 1,5 milyon kilometrekare olsa da, nüfusun yarısı sadece 4.700 kilometrekarelik bir alanda yaşıyor. Bu, Türkiye ölçeğinde bakıldığında, neredeyse tüm ülkenin boşaltılıp sadece İstanbul’dan küçük bir alana toplanması demek. Şehrin dışına çıktığınızda 500 kilometre boyunca tek bir binaya rastlamadığınız bu ülkede, başkentteki bu yoğunlaşma dünyanın en ilginç demografik vakalarından biri olarak kabul ediliyor.
Koruyucu dağlar aynı zamanda bir iklim tuzağı mı?
Ancak bu dağların sağladığı koruma, kışın ağır bir bedelle geliyor. Rüzgarı kesen yüksek zirveler, aynı zamanda kirli havanın vadiden çıkmasına da izin vermiyor. Kış aylarında ısınmak için yakılan kömür dumanı bu doğal çanağın içinde hapsoluyor ve Ulaanbaatar’ı dünyanın havası en kirli şehirlerinden birine dönüştürüyor. Bir yanda Sibirya’nın öldürücü soğuğundan kaçan milyonlar, diğer yanda dağların arasına sıkışmış bir duman tabakası... Moğolistan, uçsuz bucaksız topraklarına rağmen "tek bir noktada" hayatta kalmaya çalışan insanların hikayesini yazmaya devam ediyor.