Hz. Allah'ı Sevmek, Rasûlüne Uymayı ve Rasûlünün Sünnetini...
Ali ŞİRİN

Ali ŞİRİN

Hz. Allah'ı Sevmek, Rasûlüne Uymayı ve Rasûlünün Sünnetini Yaşamayı Gerektirir (3)

07 Temmuz 2015 - 12:16

    Ferdî ve ictimâî vazifelerimizde, Hz. Allah'a c.c. olan ibadetlerimizden, birbirimize karşı olan mesuliyetlerimize, günlük hayatımızdan, âilemize, komşularımıza, akrabalarımıza, içinde yaşadığımız mahallemize, kentimize, memleketimize, milletimize ve bütün Müslümanlara, bütün insanlara, hatta canlı, cansız her şeye karşı sorumluluklarımızı yerine getirirken, önümüzde en büyük örnek ve en büyük numune olan Peygamber efendimize uymak, O'nun izinden gitmek, O'nun hayatı demek olan sünnetini yaşamakla, hem bir takım tehlikelerle kuşatılmış bulunan yolumuza kazasız, belâsız devam ederek hayatımızı bir nizam ve intizama koymuş, hem de, Hz. Allah'ın c.c. emrini, Rasûlünün sünnetini yerine getirmeye çalışan bir insanın gönül huzuruna ve büyük mazhariyetlere kavuşmuş oluruz…
           Yazımı iki Hadis-i Şerif ve İmam-ı Gazalî Hazretlerinin sünnete uymakla alakalı ifadesi, Rasûlüllâh'ın s.a.v. hayatını kendi hayatına tatbik etmenin neticesinde vefât edip, kabre konulduğu zaman karşılaştığı büyük müjde ve ihsanı anlatarak noktalamak istiyorum.
           Hz. Irbâz b.Sâriye'den r.a. rivayet ediliyor: Hz. Irbâz r.a. diyor ki:
Rasûlüllah s.a.v.efendimiz bize (bir gün) öyle bir vaaz etti, (öyle bir konuştu) ki, kalbler(imiz) ürperdi. Gözler(imiz)den yaşlar geldi! Bunun üzerine biz:
”Ya Rasûlüllah! Bu vaaz, san ki vedâ eden bir kimsenin son konuşmasına benziyor! (Eğer böyle ise,) bize vasiyette bulunurmusun?” dedik. Efendimiz şöyle buyurdu:
“Size Hz. Allah'a c.c. karşı takvâ sahibi olmanızı, başınıza idareci olarak vazifelendirilen kimseler, köle bile olsa, emirlerini dinleyip itâat etmenizi tavsiye ederim! Sizden yaşayanlar bir çok ihtilâflar göreceksiniz! O zaman siz benim sünnetime ve Hz. Allah'ın c.c. hidayetine nâil olan Râşid Halifelerimin sünnetine tâbi olunuz! Onlar (halifelerim) benim sünnetime azı dişleriyle ısırmış(casına) sımsıkı sarılmışlardır!” (Bu Hadis'i Şerif, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace ve İbni Hıbban'ın sahihinde rivayet edilmiştir.)
           Hz. İbni Abbas r.a. rivayet ediyor .Peygamber efendimiz buyurdu ki:
“Kim ümmetimin fesada gittiği (her şeyin birbirine karıştığı, neyin doğru, neyin yanlış olduğunun bilinmediği, bir takım sapık fikirlerin ortalığı kasıp kavurduğu) bir zamanda, sünnetime yapışırsa (sünnetime uyarak yaşamaya gayret ederse) onun için yüz şehit sevâbı vardır.”
           Hüccet'ül-İslam (İslamın hücceti, senedi delili ispatlayıcısı) unvanının sahibi olan İmam-ı Gazalî Hazretleri, Hz. Allah'ın c.c. emirlerine uymak ve Rasûl-i Ekrem s.a.v. efendimizin sünnetine tabi olmakla alakalı şöyle demiştir:
“Kim Hz. Allah'ın c.c. emirlerine uymadan, Rasûlünün sünnetine tabi olmadan, Hz. Allah'ı c.c. sevdiğini söylüyorsa, o kimse Kur'ân-ı Kerim'in âyetlerine göre yalancıdır. Bir Şeyh görsen ki, o havada uçuyor, deniz üzerinde yürüyor veya (Hint fakirlerinin yaptığı gibi) ateş yiyor veya bunlardan başka olağanüstü şeyler gösteriyor da, Hz. Allah'ın c.c. farzlarından bir farzı bilerek yahut Rasûlüllah'ın s.a.v. sünnetlerinden bir sünneti umursamayarak terk ediyorsa, bil ki o kimse (şeyh değil) muhakkak yalancı bir sahtekârdır. Ondan meydana gelen hârikulâde (olağanüstü) şeyler ise kerâmet değil istidracdır. Böylelerinden ve yaptıklarından Hz. Allah'a sığınırız!”
           İmâm-ı Gazâlî Hazretlerinin Alah'ın c.c. emirlerine efendimizin sünnetine firesiz, darasız uymasının neticesinde nelere nail olduğunu, O vefât edip, kabre konulurken baş ucunda bulunan, o zamanın büyük âlimlerinden Şeyh Şemseddin Muhammed el-Celalî şöyle anlatıyor;
           “Onu yıkadık,kefenledik,cenaze namazını binlerce insan ile kıldık ve mezarının başına kadar götürdük! İmam-ı Gazali Hazretleri, kendisini kabre Şeyh Ebu Bekir Nessâc Hazretleri indirsin ve yerleştirsin diye vasiyet etmişti Bu vasiyeti mucibince onu kabre Şeyh Ebu Bekir Nessac indirdi ve yerleştirdi, Şeyh mezardan çıktığında rengi uçmuş, yüzü kül gibi olmuş,dili tutulmuştu. Şüphesiz ki orada müthiş bir manzara ile karşılaşmıştı! Ona:
           “Size ne oldu, niçin böyle sarasıp,soldunuz?!” dediler. Bir şey söylemek istemedi. Hep beraber israr ettik, yemin verdik:
“Söylemezsen ölünceye kadar buradan ayrılmayız!” dedik. Bunun üzerine mecbur kalıp, anlattı:
“Ben ne zaman ki İmamın nâşını lâhda (kabrin kıble tarafında ki çukur yer) koydum, kabirden çıkmak üzereyken, kıble tarafından nur saçan bir sağ el uzandı ve bana, gizliden bir ses şöyle seslendi: “Muhammed Gazali'nin elini, Muhammed Mustafa'nın s.a.v. eline teslim et ve aradan çekil!” Ben, denileni yaptım. İşte mezardan çıktığımda benzimin sararıp solmasının, benim bayılacak hale gelmemin sebebi budur!” (Kaddesellahü esrarahüm)

Son Yazılar