Kelerin Şahadeti ve Peygamber Efendimizin Hassasiyeti
Ali ŞİRİN

Ali ŞİRİN

Kelerin Şahadeti ve Peygamber Efendimizin Hassasiyeti

08 Temmuz 2015 - 12:43

    Bu gün Hz. Abdullah b. Ömer'in (r.anhümâ) babası Hz. Ömer'den r.a. rivayet ettiği bir hadiseyi okuyucularımla paylaşmak istiyorum.
Hz. Ömer b. Hattab (r.a.) anlatıyor:
            "Râsûlüllâh (s.a.v.) ashâbıyla bir toplantı hâlindeydi. Benî Süleym kabîlesinden bir bedevî geldi. Bir keler (kertenkele) avlamıştı. Onu elbisesinin yenine koymuş eşyalarının yanına gidiyordu. (Rasûlüllâh'ın aralarında bulunduğu) topluluğu görünce:
"Bu kalabalık kimin başına toplanmış?" diye sordu. Oradakiler:
            "Peygamber olduğunu söyleyen zâtın etrafında!" dediler. O bedevî kalabalığı yardı, Rasûlüllâh'ın (s.a.v.) karşısına geçti ve:
             "Yâ Muhammed! Senden daha yalancısını ve senden daha çok kendisinden nefret edilecek birisini anneler karnında taşımadı. Eğer kavmim beni aceleci olarak isimlendirecek olmasaydı, seni öldürür ve bununla bütün insanları sevindirirdim!" dedi.
            Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.):
            "Yâ Rasûlellâh! Beni bırak şunu öldüreyim." dedi. Rasûlüllâh (s.a.v.):
            "(Ya Ömer!) Bilmez misin, halîm (yumuşak huylu kişi), nerede ise peygamber olacaktı? (Yani yumuşak huyluluk kişiyi neredeyse peygamber yapacak bir haslettir)."buyurdu.
            Sonra adam Rasûlüllâh'a (s.a.v.) döndü ve:
            "Lât ve Uzzâ'ya yemin olsun ki sana îman etmeyeceğim!" dedi.
            Rasûlüllâh (s.a.v.) adama:
            "Ey a'râbî! Bu sözleri söylemeye, hakikat olmayan şeyleri konuşmaya, meclisime saygı göstermemeye seni iten sebep nedir?" buyurdu. Bedevî, Resûlüllah'ı (s.a.v.) küçümsemek için:
            "Hâlâ benimle konuşuyor musun? Lât ve Uzzâ'ya yemin olsun ki, şu keler, sana îman etmedikçe ben de sana îman etmeyeceğim!" dedi. Sonra da koynundan keler'i çıkarıp Rasûlüllâh'ın (s.a.v.) önüne bıraktı ve:
            "Bu keler Sana iman ederse ben de iman ederim!" dedi.Bunun üzerine Rasûlüllâh (s.a.v.):
            "Ey keler!" diye seslendi. Keler, oradaki herkesin anlayacağı açık bir Arapça ile:
            "Buyur, emrine âmâdeyim, ey âlemlerin Rabb'inin Rasûlü!" dedi. Resûlüllah (s.a.v.):
            "Sen kime ibâdet ediyorsun?" diye sordu. Keler:
            "Semâda Arş'ı, yerde saltanâtı, denizde yolu, cennette rahmeti, cehennemde azâbı olana ibâdet ediyorum." cevabını verdi. Rasûlüllâh (s.a.v.):
            "Ey keler, ben kimim?" diye sordu. Keler:
            "Sen, âlemlerin Rabb'inin Rasûlü ve peygamberlerin sonuncususun. Seni tasdik eden kurtuluşa erer, seni yalanlayan ise hüsrâna uğrar!" dedi.
            Bunun üzerine bedevî şunları söyledi:
            "Ben şehâdet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Sen de Allâh'ın hak Rasûlü'sün. Allâh'a yemin ederim ki; Sana geldiğimde, yeryüzünde kendisine Senden daha çok buğzettiğim bir kimse yoktu. Ve yine Allâh'a yemin ederim ki, şu anda Sen bana, canımdan ve babamdan daha muhabbetlisin. Ben Sana cildimle, tüyümle, içimle-dışımla, sırrımla-aleniyetimle (her şeyimle, bütün varlığımla) îman ettim."
            Rasûlüllâh (s.a.v.):
            "Seni, her şeyden daha ulvî (yüce) olan bu dîne hidâyet eden Allâh'a hamdolsun. Allah bu dîni ancak namazla kabul eder. Namazı da ancak Kur'an'la kabul eder." buyurdu ve ona Fâtiha ve İhlâs sûrelerini öğretti. Bedevî:
            "Yâ Rasûlüllâh, Allâh'a yemin ederim ki, nesir olarak da, şiir olarak da bundan daha güzel sözler işitmedim." dedi. Rasûlüllâh (s.a.v.) şöyle buyurdu:
            "Bu, âlemlerin Rabb'inin kelâmıdır, şiir değildir. İhlâs sûresini bir kez okursan, Kur'ân'ın üçte birini okumuş gibi, iki defa okursan, üçte ikisini okumuş gibi, üç kerre okursan, tamamını okumuş gibi olursun. (okumuş kadar sevap kazanırsın.)"  Bedevî:
            "Bizim İlâhımız ne güzel İlâh! Az şeyi kabul ediyor, bol ecir veriyor." dedi. Bu esnada Rasûlüllâh (s.a.v.), bedevîye, malı olup olmadığını sordu. Onun:
            "Kabîlem içerisinde benden daha fakir birisi yoktur." demesi üzerine Resûlüllah (s.a.v.):
            "Buna bir şeyler verin!" diye emretti. Onlar da bedevîye çokça mal verip, onu nimete boğdular. Bu sırada Hz. Abdurrahman bin Avf (r.a):
            "Yâ Rasûlellâh, ben bu kimseye, izzet ve celâl sahibi olan Hz. Allâh'a kurbiyyet için, Horasan devesinden düşük, başıboş develerden daha yüksek kıymete sahip on aylık gebe bir deve vermek istiyorum." Dedi. Resûlüllah (s.a.v.) Hz. Abdurrahman bin Avf'a (r.a.):
            "Sen ona vereceğin devenin vasfını açıkladın. Ben de Allâh'ın cennette sana, karşılık olarak vereceği devenin vasfını açıklayayım mı?" buyurdu.  Hz. Abdurrahman bin Avf (r.a.):
            "Evet (açıklayın yâ Rasûlellâh)!" deyince, Rasûlüllâh (s.a.v.) şöyle buyurdu:
            "Kıyâmet gününde sana, içi oyulmuş inciden yapılmış bir deve verilecektir. Ayakları yeşil zümrütten, boynu sarı zebercettendir. Üzerinde bir mahfil vardır. Mahfilin üzerinde ipek ve ibrişimler vardır. Bu deve seni Sırat üzerinden şimşek gibi geçirecektir."
            Biraz sonra bedevî, Resûlüllah'ın (s.a.v.) yanından ayrıldı. Yolda Benî Süleym kabîlesinden eli kılıçlı ve kargılı 1000 (bin) kişilik bir süvâri birliği ile karşılaştı. Onlara:
            "Nereye gidiyorsunuz?" diye sordu. Onlar:
            "Şu yalan söyleyen ve Peygamber olduğunu zanneden adamı öldürmeye gidiyoruz." dediler. Bedevî:
            "Ben şehâdet ederim ki, Allah'tan başka ilâh yoktur ve Muhammed Allâh'ın Rasûlü'dür." dedi. Onlar:
            "Sen Sâbiî mi oldun (din mi değiştirdin)?" Dediler: O:
            "Hayır, Sâbiî olmadım." dedi. Sonra da onlara, Rasûlüllâh (s.a.v.) ile aralarında geçen hâdiseyi anlattı. Onların hepsi birden:
            "Allah'tan başka ilâh yoktur ve Muhammed Allâh'ın Rasûlü'dür." dediler. (Kelime-i şehâdet getirip Müslüman oldular. Bu haber Peygamber efendimize ulaşınca Peygamber efendimiz kalkıp onları karşıladı. Onlar hayvanlarından inerek Resûlüllah'ın (s.a.v.) rast gelen yerini öpmeye başladılar. Bir yandan da: "Allah'tan başka ilâh yoktur ve Muhammed Allâh'ın Rasûlü'dür." diye tekrar ediyorlar ve:
            "Yâ Rasûlellâh, bize ne emredeceksen emret!" diyorlardı. Rasûlüllâh (s.a.v.) onlara:
            "Hâlit bin Velid'in (r.a.) sancağı altında olun!" buyurdu.
            Araplar'dan bunlar gibi topluca Müslüman olan başka bin kişilik bir grup görülmedi." (Taberânî, Mu'cemü'l-Evsad, c.4, H. No: 5996, Heysemî, Mecmeu'z-Zev'âid c.8, H.No: 14086)

Son Yazılar