Kıyam ve Sıyam!
Ali ŞİRİN

Ali ŞİRİN

Kıyam ve Sıyam!

27 Haziran 2015 - 17:18

            Lügat olarak; doğrulmak, ayakta durmak, yönelmek manasına gelen "Kıyâm" kelimesi, Dinî ıstılahta namazın rukünlerinden birisi olan"Ayakta durmak" demektir.
           Lügatte, bir şeyden vazgeçip onu bırakmak ve susmak manalarına gelen "Sıyam" kelimesi ise ıstılahta: Fecrin doğmasından (şafak atmasından) güneşin batışına kadar, bir kimsenin oruçlu olduğunu bilerek ve buna niyetli olarak, orucu bozan şeylerden uzak durması, kendisini tutması demektir.
           Kısaca Sıyam, oruç tutmak, Kıyam ise, Hz. Allah'ın huzurunda ayakta durmak yani namazı dosdoğru kılmaktır.
           Vezin olarak, birbirinin aynı olan bu iki kelime çok şey ifade etmektedir. Kıyam, Hz. Allah'ın emirlerine boyun eğerek koşup kanatlanmayı ifade ederken, Sıyam, nefsin arzu ve isteklerini dizginlemeyi, yalnız haram değil, Hz. Allah'ın arzu ve isteği istikâmetinde helâl kapısına bile kilit vurmayı ifade eder.
           Aslında Kıyam ve Sıyam kelimelerinin her ikisi de Hz. Allah'ın emrine âmade olmak demektir.
Kıyam, her zaman ve her mekânda verilen emirleri yerine getirmek için hazır halde beklemeyi, tetikte durmayı, bütün âzaları harekete hazır halde tutmayı gerektiren bir emir iken, Sıyam, Hz. Allah'a giden, O'na ulaşan yolda, her türlü engeli, kasisi, tümseği, barikatı ortadan kaldırmayı, bu uğurda, şeytanın ortaya sürdüğü bütün zararları bertaraf etmeyi gerektiren bir emr-i ilâhidir.
           Sıyam yani oruç tutmak, bütün âzaları, eli ayağı, gözü kulağı, ağzı dili, her türlü günah ve hatadan, zihni ve fikri kötü düşüncelerden korumak, Kıyam ise, bedenî ve rûhî bütün âzalarla Hz. Allah'ın emirlerine koşmak demektir.
           Kıyam, zayıflığımızın, âcizliğimizin, muhtaçlığımızın şuur ve idraki içinde, Hz. Allah'ın huzurunda arz-ı ubûdiyyet etmek, Sıyam ise, en büyük düşmanımız nefsin ve şeytanın karşısında dik durmak, tuzaklarına düşmemek, onların istek ve arzularını, süflî emel ve ihtiraslarını tatmin etmelerine fırsat vermemektir.
           Kıyam, azimdir, gayrettir, cehd ve ameldir. Sıyam ise, sabırdır, sebattır, dirayet ve metanettir.
           Kıyam, Hz. Allah'ın emri ile ma'rûf olana koşmak, yapmakla mükellef bulunduğumuz vazifeleri yerine getirmek, Sıyam, yine Hz. Allah'ın emri ile haram ve günah olan her şeyden uzaklaşmak, zararımıza olan her şeyi terk etmektir.
           Kıyam, "Ol!" denilen yerde hazır olmak, Sıyam, "Olma!" denilen yerde olmamak, bulunmamaktır.
           Kıyam, mükellef bulunduğumuz vazifeleri yerine getirerek ayakta durmak, Sıyam, vazifelerimizi yerine getirmemize, ayakta durmamıza mani olacak bütün engelleri ortadan kaldırmaktır.
           Kıyam, Hz. Allah'a karşı, O'nun sonsuz güç ve kudreti önünde mahviyet ve fenayı tercih ederken, Sıyam, bizi, Rabbimizden, bizi, kimliğimizden uzaklaştırmaya çalışan unsurlar karşısında güçlü durmaktır.
            Kıyam, "Elestü" bezminde, Rabbimizin: "Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?" diye sorduğu Âlem-i Ezel'de: "Belâ!" yani: "Evet Yarabbi! Elbette Sen, bizim Rabbimizsin!" dediğimizin, ahd-ü peyman ettiğimizin, söz verdiğimizin şuurunda olmak, bu mîsakın arkasında durmak, o gün kalemsiz kâğıtsız yazdığımız ahitnâmenin altını bu gün imzalamak, verdiğimiz söze sâdık kaldığımızı yere göğe, ins-ü cinne ilân etmektir.
           Kıyam, ayakta kalmak, Hz. Allah ve Hz. Allah'ın Kitabı Kur'ân-ı Kerim ile, Rasûlüllâh ve Rasûlüllâh'ın getirdikleri, söyledikleri, gösterdikleri, öğrettikleri, kısaca sünneti ile ayakta kalabilmektir.
           Sıyam, "Elestü" bezminde, Hz. Allah'a verdiğimiz ahdi, O'nunla bağladığımız mîsakı bozacak tutum ve davranışlardan uzak durmaktır. Bu anlaşmayı tek taraflı feshetmemiz için olanca güçleriyle çalışan nefse ve şeytana fırsat vermemektir.
           Sıyam, Hz. Allah'a ve Hz. Allah'ın Kitabına, Rasûlüllâh'a ve Rasûlüllâh'ın sünnetine ters düşecek her şeyi terk etmektir.
           Yazımı, Hz. Allah'ın Kitabı ve Rasûlüllâh'ın sünneti ile "Kâim" olan, ayakta duran Müslümanlara, Peygamber efendimizin müjdesini ihtiva eden bir Hadîs-i şerif ile tamamlamak istiyorum:
           Hz. Âişe r.a. vâlidemizden rivayet ediliyor:
           Rasûlüllâh s.a.v. Eshâbına şöyle buyurdu:
            "Siz, bu gün Rabbinizden bir beyyine (delil, burhan, hüccet) üzeresiniz; ma'rûfu (iyiliği) emrediyor, münkerden (kötülükten) nehyediyor ve Allah yolunda cihad ediyorsunuz. (Daha) sonra sizin içinizde iki sarhoşluk ortaya çıkar. (Bunlardan birisi) maîşet, (dünyada yaşamak, dünyaya aşırı bağlanmak) sevgisi sarhoşluğu, (ikincisi de) cehâlet sevgisi, (sizi cehalete götürecek her şeyi sevme) sarhoşluğu. Sizin bu gün bulunduğunuz durumunuz değiştirilecek, aranızda dünya muhabbeti ortaya çıkacak. Siz böyle olduğunuz zaman da ma'rufu emredemeyecek, münkerden nehyedemeyecek, Allah yolunda cihat edemeyeceksiniz. O gün, gizli ve âşikâr olarak Kitab ve Sünnetle kâim olanlar, (Hz. Allah'ın Kitabı Kur'ân'ın hükümlerini, benim sünnetimi yaşayan, bunlarla ayakta duranlar) Muhâcir (Mekkeli Müslümanlar) ve Ensar'dan (Medineli müslümanlardan) ilk Müslümanlar gibidirler." (Feyz'ül-Kadîr C. 4, S. 511)

Son Yazılar