Mi'râc: Zaman ve Mekan Ötesi Kavuşma! (1)
Ali ŞİRİN

Ali ŞİRİN

Mi'râc: Zaman ve Mekan Ötesi Kavuşma! (1)

03 Mayıs 2016 - 15:24

Şeş cihetten ol münezzeh zü'l-Celâl
                                                                                  Bîkem ü keyf âna gösterdi Cemâl…
            "Hüzün senesi!"
            Önce, Peygamber efendimizin ilk eşi, mü'minlerin annesi, sahip olduğu her şeyi ile Rasûlüllâh'ın yanında yer alan, O'nun sevinciyle sevinen, tasasıyla üzülen, Peygamber efendimize nübüvvet verildiğini duyar duymaz, tereddüt etmeden, niçin ve nasılını sormadan, isbat ve burhan istemeden O'na iman eden ilk Müslüman Hz. Hatice validemiz vefât ediyor.
            O'nun vefatının hemen arkasından da, yıllarca Peygamber efendimize kol kanat geren, O'nu, Mekke müşriklerinin tasallutundan, ezâ ve cefâ etmelerinden korumaya çalışan, son nefesine kadar, hep yeğeninin yanında ve arkasında olduğunu söyleyen amcası Ebû Tâlib ölüyor.
            Onların ölümüyle Rasûlüllâh'ın âdeta kolu kanadı kırılıyor, yetim büyüyen âlemlerin efendisi bir daha öksüz kalıyor.
            Onların Rasûlüllâh'ı bırakıp gitmesiyle, küfrün elebaşıları âdeta kuduruyor, O'nun sahipsiz ve kimsesiz kaldığını düşünerek zil takıp oynuyor, çıldırıyorlar.
            Mekke sokaklarında, Peygamber efendimize düşmanlık, öfke ve kin kaynıyor.
            Efendimiz, kendisine yapılan hakâretlerden, atılan taşlardan, yoluna döşenen dikenlerden zaman zaman şikâyet ediyor, en yakın sırdaşı, hicret yoldaşı, mağara arkadaşı Hz. Ebû Bekir'e r.a. dertleniyor:
            "Ey Ebû Bekir! Yıllardan beri çalışıp çabalıyorum, Kureyşlilerin, Mekkelilerin Müslüman olması için uğraşıyorum, fakat bir türlü olmuyor, taşlar yerinden kıpırdamıyor!" diyordu.
            İşte böyle bir zamanda Hz. Allah, sevgili Habîbini teselli etmek, yaralarını sarıp hüzün ve kederini dindirmek için, O'nu,  dîdârına, huzuruna davet etmek, incitmeden alıp getirmek üzere Hz. Cebraîl'i vazifelendiriyor ve:
            "Ey Cebraîl! Ben, zaman ve mekân mefhumunu ortadan kaldırıyorum, her türlü imkânı sana veriyorum! Yerleri ve gökleri seferber et, bütün kâinatı ayağa kaldır! Git, Habîbimi al, bana getir!"buyuruyor.
Hz. Cebraîl a.s. Receb ayının yirmi yedinci gecesinde, Pazar gününü Pazartesine bağlayan gece Cennet'e gidip, orada, yaratıldığı günden beri Rasûlüllâh'ı üzerine bindireceği günü bekleyen (merkebden büyük, katırdan küçük, beyaz ve uzun bacaklı olan) Burak isminde bir bineği alarak, Peygamber efendimize geliyor.
            Peygamber efendimiz, Mekke'den Kudüs'e, Mescid-i Haram'dan, Mescid-i Aksâ'ya kadar Cennet'ten getirilen bu burağın üzerinde yolculuk yapıyor.
Mescid-i Aksâ'dan, birinci kat semaya, Hz. Cibrîl'in delaletinde, sevk ve idaresinde, göklere doğru kurulan manevî bir merdiven veya asansör demek olan, Meleklerin inip çıktıkları, görenlerin, ondan başkasına bakmak istemedikleri Mi'râc ile ışık hızının kaç katı olduğu belli olmayan bir hızla çıkıyor.
Peygamber efendimiz birinci kat semâdan yedinci kat semâya kadar olan yolculuğunu Meleklerin kanatları ile, yedinci kat semâdan Sidre'tül- Müntehâ'ya Cebraîl'in kanatları üzerinde, Sidretülmüntehâ'dan Hz. Allah'ın dilediği yerlere kadar olan seyr-ü seferini de Refref denilen ve bütün ufku kaplayan Cennetten getirilen yemyeşil bir döşek, bir sergi ile tamamlıyor.   
Bu nasıl oldu? Peygamber efendimiz yedi kat göklere ve Hz. Allah'ın huzuruna nasıl çıktı? Bu hadise Peygamber efendimizin rüyasında mı yoksa ayığında mı meydana geldi? Rasûlüllâh'ın Mi'râc'ı, ruhuyla mı oldu, yoksa bedeniyle mi oldu?!
Bu hususları, şüphe ve endişeleri olanlar araştırmaya devam etsin!
Bizim bu hususta şüphemiz ve tasamız yoktur. Biz, Peygamber efendimizin Hz. Allah'ın emri ve izniyle, O'nun davetiyle, Mescid-i Haram'dan, Mescid-i Aksâ'ya, oradan yedi kat göklere ve Rabbimizin dilediği yerlere "gecenin bir cüzünde" gittiğini, bu yolculuğu Ruh maalcesed (hem ruhu, hem de bedeniyle) yaptığını kabul ediyor, buna böylece iman ediyoruz.
Süleyman Çelebî Rasûlüllâh'ın Hz. Allah ile olan buluşmasını çok güzel ifade etmiştir:
Şeş cihetten ol münezzeh zü'l-Celâl,
Bîkem-ü keyf âna gösterdi Cemâl…
 
Âşikâre gördü Rabbül-izzeti,
Âhirette öyle görür ümmeti.
 
Ref olup ol Şah'a yetmişbin hicâb,
Nûr-i tevhid açtı vechinden nikàb.
 
Bir fezâ oldu o demde rû-nümâ,
Ne mekân var anda, ne arz-u semâ.
 
Bî-huruf-u lafz-u savt ol Pâdişâh,
Mustafâ'ya söyledi bî-iştibâh.
 
Biz, Mi'râc hadisesinin böyle tecelli ettiğine, Sevgili Peygamberimizin Rabbi ile kavuştuğuna şeksiz, şüphesiz inanıyoruz.
Mi'râc hadisesini, bu büyük mucizeyi inkar edenler, Peygamber efendimizin rüyasında veya bedenen değil de yalnız ruhuyla Mirâc'a çıktığını söyleyerek zımnen inkara yeltenenler, Peygamber efendimizin böyle mazhariyete lâyık olmadığını mı düşünüyor, yoksa akıllarından Hz. Allah'ın (hâşâ) böyle bir işe güç ve kudretinin olmadığını mı geçiriyorlar?
Neml Sûresinin 40ncı âyet-i kerimesinde açıklandığı üzere, kendi yarattığı bir kuluna, Sebe' melikesi Belkîs'ın tahtını Yemen'in en uç noktasından, Şam'ın en uç noktasına göz açıp kapamadan getirebilecek bir güç ve kuvvet bahşeden ve Hz. Süleyman'ın a.s. gözünü açıp kapayıncaya kadar bu tahtı getirip, yerleştirecek imkânı lütfeden Hz. Allah'ın, sevgili Habîbini Murad edip dilediği bir an içinde kâinatı gezdirip dolaştırmasını aklına onaylatıp tasdîk ettirmekte zorluk çeken bir kimse, Rabbimizin Kudreti hakkındaki kanaat ve imanını kontrol etmelidir.
            Rüzgârı Hz. Süleyman'ın a.s. emrine verip, O'nun ordusu ile birlikte, kısa bir müddet içinde rüzgâr sayesinde uzak beldelere gidebilmesini temin eden Rabbimizin, Habîbine kendi Melekûtünü temâşa ettirmesini kabul etmekte tereddüt eden kimse, Mi'râc hakkında bu güne kadar sahip olduğu düşünce ve fikrini yeniden gözden geçirmelidir.
Peygamber efendimizin bedenen ve rûhen (gecenin bir cüzünde) Mi'râc'ının aklen imkânsız olduğu söylenir ve iddia edilirse  o zaman Hz. Cebraîl'in de bir anda Arş'tan yeryüzüne, Mekke' ye, Medine'ye indiğini, bütün Peygamberlere ve Peygamber efendimize Hz. Allah'ın emirlerini getirdiğini söylemek de imkânsız olur.
Eğer böyle bir şey söylemek imkânsız olursa, bu bütün Peygamberlerin nübüvvetine ta'n etmek, iftirada bulunmak demek olmaz mı?
MÎ'RÂC GECESİ VE GÜNÜNDE YAPILMASI TAVSİYE EDİLEN İBÂDETLER:
Bu gece Mi'râc gecesidir.
Bu gece yatsı namazından sonra 12 rek'at Hâcet namazı kılınır. Her rak'atte; Fatiha'dan sonra 10 İhlâs-ı Şerif okunur.
Namaza şöyle niyet edilir: Yâ Rabbî, rıza-i şerifin için niyet eyledim namaza. Bu gece yedi kat gökleri ve bütün esrârını göstererek muhabbetin ile müşerref kıldığın sevgili Habîbin Rasûl-i zîşân efendimiz hürmetine ben âciz kulunu afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne ve rızâ-ı ilâhîne mazhar eyle.
Namazdan sonra;
*4 Fatiha-i şerife,
*100 defa, Sübhânallâhive'l hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâbillâhi'l-aliyyi'l-azıym",
*100 İstiğfâr-ı şerif,
*100 Salevât-ışerîfe okunup duâ edilir.
Bu namazda, İhlâs-ı şerifler 100 adet okunursa, veya bu namaz 100 rek'at olarak kılınırsa; bunu yerine getiren mü'min, bu namazın feyz ve bereketiyle huzûr-i ilâhiye namaz borçlusu olarak çıkmaz.
Mî'râc Gecesi'nden sonraki gün, mutlaka oruçlu olmalıdır. Hadîs-i Şerifte, Mi'râc gecesinin gününde oruç tutana altmış ay oruç sevabı yazılacağı va'dedilmiştir.  O gün öğle ile ikindi arasında 4 rek'at namaz kılınır. Her rek'atte Fâtiha'dan sonra 5 Âyetü'l-Kürsî, 5 Kulyâ eyyühe'l-kâfirûn, 5 İhlâs-ı şerif, 5 Kul eûzü birabbi'l-felak, 5 Kul eûzü birabbinnâs sûreleri okunur.  (Mübarek Gün ve Gecelerde Yapılması Tavsiye edilen DUÂ ve İBÂDETLER, Fazilet Neşriyat,)
Okuyucularımın ve bütün Müslümanların Mi'râc kandillerini tebrik eder, Rahmet ve bereketi bol olan böyle bir gecede Hz. Allah'ın bizlere lütfu ve ihsanı ile muamele edip bizi iltimâs-ı hususî ile Habîbine, sevgili Peygamber efendimize bağışlamasını, kâmil bir imanla huzuruna çıkanlardan kılmasını dua ve niyaz ederiz!

Son Yazılar