Muhabbetin Neticesi Yahut Aşk! (2)
Ali ŞİRİN

Ali ŞİRİN

Muhabbetin Neticesi Yahut Aşk! (2)

10 Temmuz 2015 - 13:35

            Muhabbet, kökü kalpte yerleşen, dalları ve meyveleri bedenin âzalarında görülen, samimiyet ve sadâkatla büyütülüp muhafaza edilen bir fidandır.
            Sadâkat ve samimiyeti olmayan, sevgilinin istek arzularını yerine getirmeyen, basit bir fırtına, gelip geçecek bir takım sıkıntılar sebebiyle sevdasını taşa çalacak, sevgiliyi yok sayacak bir kimsenin sevmekten bahsetmesi abestir.
            Muhabbet, değeri bizim bildiğimiz beşerî ölçülerle ölçülemeyen, kıymetine paha olmayan, alıcısının çok, fakat alıp sahip çıkanının kıt ve çok nadir olduğu mukaddes bir mücevherdir.
            Muhabbet, sevgilinin, "gel!" dediği zaman kanatlanıp uçmak,  "öl!" dediği zaman, sebebini hiç merak etmeden anında beşerî ağırlıklardan kurtulup göçmektir.
            Muhabbet, sevgilinin, sevene karşılık verip vermeyeceğini düşünmemek, hatırdan bile geçirmemektir.
            İsterseniz, muhabbet hakkında biraz da Allah dostlarının söylediklerine kulak verelim:
            Hallâc-ı Mansûr rh.a.: "Hakîkî muhabbet, seven kimsenin kendi sıfat ve kimliğinden sıyrılarak sevgili ile birlikte olmasıdır."
            Seriyyü es- Sakatî rh.a.: "Birbirini seven iki kimseden biri diğerine: "Ey ben!" demedikçe, (onu kendisi görmedikçe) gerçek sevgi meydana gelmez!"
            Bir Allah dostu: "Muhabbet, kalpte sevgilinin muhabbetinden başka bütün sevgileri söküp atmaktır."
            Semnûn rh.a. bir gün mescidde oturmuş muhabbet hakkında konuşuyordu. O sırada küçük bir serçe gelip kendisine yaklaştı. O, konuştukça, serçe yaklaşmaya devam etti. Yaklaşa yaklaşa yanına geldi ve eline kondu. Orada bir müddet sessizce muhabbet hakkındaki konuşmayı dinledi. Sonra, Semnûn'un elinden yere indi. Kendisinden kan gelene kadar gagasını yere vurdu, sonra da öldü.
            Muhabbetullah, Allah sevgisi, bütün sevgilerin sulanıp gıda aldığı, büyüyüp geliştiği tek kaynak.
            Kiminin bir bardakla kanıp sarhoş olduğu, kiminin de denizlerine daldığı halde kanmadığı sevgi:
            Yahya b. Muâz rh.a. Bâyezîd-i Bistâmî Hazretlerine bir mektup yazarak:
            "O'nun (Hz. Allah'ın) muhabbet bardağından o kadar çok içtim ki sarhoş oldum!"diye halini bildirdi.
            Hz. Bâyezîd-i Bistâmî de (ks. s.) cevaben şöyle yazıp gönderdi:
            "Sen, öyle diyorsun; senden başkası ise, göklerin ve yerin aşk denizlerini içtiği halde daha kanmadı. O, dilini dışarı çıkarmış: "Daha yok mu?" demektedir."
            Bir Hac mevsiminde tasavvuf büyüklerinden birkaç kişi Mekke'de toplanmış, muhabbet hakkında konuşuyorlardı. Orada bulunanlar muhabbet hakkında düşüncelerini söylediler. Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri de oradaydı. Fakat O, yaş olarak, orada bulunanların en küçüğü idi. Onun için edebe riayet ederek konuşmak istemedi. Onun sessiz durduğunu gören şeyhler:
            "Ey Iraklı! Muhabbet hakkında sen ne diyorsun? Ne biliyorsan, söyle de seni de dinleyelim!" dediler.
            O zaman Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri başını önüne eğdi, gözlerinden yaşlar boşandı. Sonra başını kaldırdı ve şöyle dedi:
            "Hz. Allah'ı seven kul, nefsinin bütün hazlarından geçmiş, kötü sıfatlarından temizlenmiştir. O devamlı Rabbinin zikri ile meşguldür. (O'nu bir an olsun hatırından çıkarmaz.) Hep Hz. Allah'ın haklarını yerine getirmekle uğraşır. Kalbiyle O'na bakar. O'nun Zâtının nûru kalbini yakmıştır. O'nun muhabbet kadehinden saf bir şekilde kana kana içer."
"Her şeye hükmü geçen Hz. Allah, o kuluna gaybın perdelerini açıp ona hakikati göstermiştir. Artık o kimse konuşunca, Hz. Allah ile konuşur. Bir şey anlatırsa, Hz. Allah'tan anlatır. Bir hareket yaparsa, Hz. Allah'ın emrine uygun olarak yapar. Sükûnet halinde Hz. Allah ile beraberdir. O, Hz. Allah ile, Allah için, Allah'la beraber olan bir kimsedir."
            Bu sözleri işten bütün şeyhler ağladı ve:
            "Bu sözün üzerine söylenecek bir şey yok. Ey âriflerin tacı! Hz. Allah, seni muhafaza buyurup kemâle erdirsin!" dediler.
            Şöyle anlatılır:
            Kadın velilerin büyüklerinden Hz. Râbia-i Adeviyye bir gün dua ederken:
            "İlâhî! Sen, Seni seven bir kalbi ateşte yakar mısın?" diye inledi. O sırada gizli bir ses kendisine şöyle seslendi:
            "(Ey Râbia!) Biz, böyle bir şey yapmayız. Bizim hakkımızda kötü zanna düşme!"
            Hz. Allah Hz. Davud'a a.s. şöyle vahyetti:
            "Ey Davud! Eğer, benden yüz çevirip kaçanlar, onları nasıl beklediğimi, (geri dönüp, tevbe edip bana geldiklerinde) onlara nasıl şefkatle muamele edeceğimi ve günah işlemeyi terk etmelerini nasıl arzuladığımı bilseler, bana kavuşma şevkiyle ölür, muhabetimden âzaları parça parça olurdu."
            "Ey Davud! Bunlar, benden kaçanlar için. Bana yönelen, (bana muhabbet gösteren) kimseler için istediğim (ve hazırladığım ihsanlarım) nasıl olur?"
            Yazımı, Kibâr-ı Evliyâ'dan Hz. Yahya b. Muâz'ın şu güzel sözüyle tamamlamak istiyorum:
            "Hardal tanesi kadar muhabbet, benim için muhabbetsiz yapılan yetmiş senelik nâfile ibâdetten daha sevimlidir."

Son Yazılar