Ramazan Ayında Gözümüze Takılanlar!
Ali ŞİRİN

Ali ŞİRİN

Ramazan Ayında Gözümüze Takılanlar!

30 Haziran 2015 - 13:44

           Hz. Allah'ın rahmet kapılarının açılıp merhamet ve şefkatinin kullarını kuşattığı sarıp sarmaladığı Ramazan ayının ikinci on günü içinde bulunuyoruz.
           Birkaç senedir olduğu gibi bu yıl da Ramazan ayı uzun günlerde kapımızı çaldı. Yaşlılıklarına ve bir takım hastalıklarına rağmen (oruç tutmamalarına ruhsat verildiği halde):"Rabbimin emridir!" diyerek Hz. Allah'ın şefkat ve himayesine sığınıp orucunu tutan birçok insanla karşılaşıyoruz.
Uzun günlerde sevap ve mükâfatını yalnız Hz. Allah'tan umarak, susuzluğu, suya olan hasreti yüzüne yansıyan, dudakları kuruyup yarılan insanlar görüyoruz.
           Biz, oruç tutmayanları görmemeye, gördüklerimizde ise, oruç tutmamaları için bir mazeretlerinin olduğunu düşünmeye çalışıyoruz.
           Hiçbir mazereti yokken oruç tutmayan kardeşlerimiz için: "Keşke, oruç tutmamakla neler kaybettiklerini, her türlü zorluk ve meşakkatine katlanarak oruçlarını tutmaları halinde neler kazanacaklarını, Hz. Allah'ın hangi lütuf ve ihsanına kavuşacaklarını bilselerdi de oruçlarını tutsalardı!" diye temenni ediyoruz.
           Peygamber efendimiz:
            "Ümmetim, Ramazan ayında neler olduğunu (hangi İlâhî sırların tecelli ettiğini, Hz. Allah'ın, kullarına ne büyük ihsan ve ikramlarda bulunacağını) bilselerdi, senenin tamamının Ramazan olmasını temenni ederlerdi." Buyurmuştur.
           Yüce Rabbimiz ise:
            "Âdemoğlunun oruç dışında her ameli kendisi içindir. Yalnız oruç benim içindir. Onun mükâfatını ben veririm." Buyurarak, tutulan orucun karşılığının ne olacağını, oruç tutan kullarının hangi ihsan ve atiyyeler ile beklenip karşılanacaklarını, yalnız kendisinin bildiğini müjdelemiştir.
           Hz. Ebû Hüreyre'den rivayet edilen bu Hadîs-i Kudsî'de Rabbimizin bu vadini, bu müjdesini haber veren Peygamber efendimiz daha sonra:
            "Oruç bir kalkandır, (sizi dünyada kötülüklerden, âhırette ise mahşer gününün sıkıntılarından ve cehennem azabından korur). Sizden biriniz oruçlu olduğunuz gün edebe aykırı kötü bir söz söylemesin, bağırıp çağırmasın. Şâyet biri ona kötü söyler (sataşıp küfreder) veya kendisiyle kavga etmeye kalkışırsa, "ben oruçluyum, ben oruçluyum!" desin. (Kendisine sataşmak isteyene uymasın!)"
"Muhammed'in nefsi, Kudret Elinde bulunan Hz. Allah'a yemin ederim ki oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir. Oruçlunun ferahlayacağı iki sevinç vardır:
1. İftar ettiği, (iftar edip açlık ve susuzluktan kurtulduğu) zaman, iftar ettiği için sevinir.
2. Rabbine kavuştuğu zaman, orucu ile (Hz. Allah'ın orucuna vereceği sevabı ile) sevinir." Buyurmuştur.
           Bu Hadîs-i Şerifte görüldüğü gibi, Orucunu tutan bir Müslüman bırakın oruç tutmayan, neden oruç tutmadığını bilmediği bir kimseye sataşmak, ona hakaret etmek, oruç tutmamasını bahane ederek hâdise çıkarmak, kendisine sataşana, kötü söz söyleyene, küfredene, kavga etmek isteyene bile karşılık vermemeli.
Böyle bir durumla karşı karşıya kalırsa, "ben oruçluyum!" diyerek kendisine sataşıp orucunu ifsat etmek isteyen kimseyi Hz. Allah'a havale etmeli, Hz. Allah'tan oruç tutmayan kimselerin de oruç tutmalarını, Ramazan ayının manevî ikliminden bütün Müslümanların istifade etmelerini temenni etmeli.
Orucun Arapça karşılığı olan Savm kelimesinin bir manası da susmak demektir. O halde oruç tutan kimse, bütün âzaları ile oruç tutarken diline de sahip olmalı.
           Burada, oruçlarını tutanların, üzerinde düşünmesi ve başına gelmesinden endişe etmesi gereken bir husus da şudur:
Oruç tutmakla, Hz. Allah'ın emrini yerine getiren hiçbir kimse: "Biz oruç tutuyoruz, birçok Müslüman oruç tutmuyor!" diye nefsine pay çıkarmamalı. Hz. Allah'ın izin ve iradesinin olmaması halinde, kendisinin de oruç tutamayacağının şuur ve idrakinde olmalı.
           Fıkıh kitaplarında, namaz bahislerinde: "Ve men fâtethü's-salâtü gazâhâ!" diye bir ibâre vardır. Manası: "Bir kimseyi namaz (namaz vakti) fevt eder, geçerse, o kimse namazını kazâ eder." Demektir.
Biz namazı geçirmekten bahsederiz. Hâlbuki bu ifadeye göre insan namazı geçirmez, namaz insanı atlatır.
Kabûle şâyan bir namaz kılmak için Hz. Allah'ın huzuruna çıkacak bedenî ve kalbî temizlik gerekmektedir.
Bedenen ve rûhen namaz kılmaya hazır olmayan kimse nasıl namaz kılar, kılarsa kıldığını sandığı namaz, nasıl bir namaz olur?
           Bunun gibi, Hz. Allah oruç tutmamız için imkânlar bahşetmeseydi, Oruç tutmamıza izin vermeseydi, Ramazan ayı bizi atlatsaydı, oruç, gönül kapımızı çalmasaydı, hangimiz, nasıl oruç tutabilirdik?
           Onun için biz, görmek istemediklerimizi yine de görmemeye çalışalım. Asıl görüp haz duymak, görüp serinlemek istediklerimizi görelim.
           Ramazan ve oruç, nefsin terbiyesi için çok büyük bir fırsattır. Bu fırsatı iyi değerlendirip, bütün kötülüklerden, bütün huysuzluklardan, kendimizle, ailemizle, çevremizle geçimsizlikten, kısaca her türlü kötü alışkanlık ve fena huylardan ömrümüz boyunca oruç tutmaya niyetlenelim.

Son Yazılar