TEFEKKÜR Hicret! (2)
Ali ŞİRİN

Ali ŞİRİN

TEFEKKÜR Hicret! (2)

15 Ekim 2015 - 10:44

           Yazımı, Hicretin kendilerine ebedî saadet kapısını araladığı, Hicretin iki talihli insanı, Hz. Ümmü Ma'bed, kocası Hz. Ebu Ma'bed (r.anhümâ) ve Ümmü Ma'bed'in Peygamber efendimizi tarifi ile bitirmek istiyorum:
           Peygamber efendimiz ve yol arkadaşları Sevr mağarasından ayrılıp, Medine istikâmetine doğru yola çıktıktan bir zaman sonra, Kudeyd'de, çadırında oturup gelen geçen yolcuların su ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan Hz. Ümmü Ma'bed'e r.a uğradılar. Ondan yiyecek ve içecek bir şeyler almak istediler. Fakat oradan geçen yolcular ne bulurlarsa alıp tükettikleri için Hz. Ümmü Ma'bed'in r.a. yanında bir şey bulamadılar.
           Peygamber efendimiz, Hz. Ümmü Ma'bed'e r.a. yanında süt bulunup, bulunmadığını sordu. Hz. Ümmü Ma'bed'in r.a.:
"Vallahi yoktur! Davarlarımız kısırdır!" demesi üzerine, efendimiz çadırın bir tarafında duran arık (zayıf) bir koyunu gösterdi ve:
            "Ey Ümmü Ma'bed! Şu kenarda duran koyun nedir?"diye sordu. Hz. Ümmü Ma'bed:
            "O, (yaylıma çıkan) davar sürüsünden geri kalmış, arık, dermansız ve güçsüz bir koyundur!"dedi. Peygamber efendimiz:
 "Onda süt var mı?" diye sorunca, Hz. Ümmü Ma'bed:
            "Hayır! O süt vermekten tamamen mahrumdur!"dedi. Peygamber efendimiz:
            "Benim, bu koyunu sağmama izin verir misin?"deyince, Ümmü Ma'bed:
            "Evet! Anam, babam sana fedâ olsun! Eğer sen onda süt bulabileceğini sanıyorsan sağ!"dedi.
           Peygamber efendimiz koyunu getirtti. Besmele çekti, koyunun memesini tuttu ve:
            "Allah'ım! Ümmü Ma'bed'in koyununu bereketli kıl!" diye dua etti. Koyunun memeleri sütle dolup taştı.
           Peygamber efendimiz, beş, on kişiyi kandıracak kadar süt alabilecek büyüklükte bir kap getirtti, kabın içine uzun zamandır sütten kesilmiş olan koyundan süt sağdı. Kap ağzına kadar doldu.
           Sütü önce Hz. Ümmü Ma'bed'e r.a. verdi. O, ondan kana kana içti. Sonra yol arkadaşlarına verdi. Onlar da kana kana içtiler. En sonunda da efendimiz kendisi içti ve:
            "Topluluğun sulayıcısı onlardan sonra içer!"buyurdu.
           Hepsi, susadıkları zaman ondan tekrar kanıncaya kadar içtiler. İçtikleri süt ile hem susuzluklarını, hem de açlıklarını giderdiler. Oradan ayrılacakları zaman Peygamber efendimiz koyunu tekrar sağıp boşalan kabı sütle doldurdu ve Hz. Ümmü Ma'bed'e r.a. bıraktı.
           Hz. Ümmü Ma'bed bir koyun kesip Peygamber efendimiz ve arkadaşlarına ikram etti. Yediklerinden başka yolda yemeleri için de onlara et verdi.
           Rasûl-i Ekrem efendimiz oradan ayrıldıktan biraz sonra Hz. Ümmü Ma'bed'in r.a. kocası Hz. Ebu Ma'bed r.a. gelip kabın sütle dolu olduğunu görünce şaşırdı ve:
           "Bu süt nereden geldi? Koyunlar kısır ve uzaktalar! Çadırda da süt sağılır hayvan yok!"dedi. Hz. Ümmü Ma'bed r.a.:
            "Hayır! Hiç bir yerden gelmedi! Vallahi bize, bizim evimize ancak mübarek bir zât uğradı!"deyip olup bitenleri, orada yaşananları bir bir anlattı. Anlatılanları dikkatle dinleyen Hz. Ebu Ma'bed r.a.:
            "Vallahi ben sanıyorum ki O Kureyşlilerin aramakta oldukları kimsedir! Ey Ümmü Ma'bed! Hele sen onu bir târif et bakayım!"dedi. Bunun üzerine Ümmü Ma'bed r.a. Peygamber efendimizi şöyle (ne kadar güzel, ne kadar mükemmel bir şekilde) târif etti:
           "Gördüğüm kimse öyle bir zât idi ki, güzelliği aşikârdı.
           Huyu çok güzeldi.
           Kendisinin, ne karnı büyük, ne de başı küçüktü.
           Mükemmel biçimli, güzel çehreli idi.
           Gözlerinde siyahlık,
           Kirpiklerinde kesret (çokluk),
         Sesinde nezâket vardı.
         Gözlerinin akı, pek ak,
         Karası da pek kara idi,
         Kudretten sürmeliydi.
         Kaşlarının ucu ince,
         Saçları koyu siyahtı.
         Boynu uzun ve yüksek,
         Sakalı sıktı.
         Sustuğu zaman vakarlı ve ağırbaşlı,
         Konuştuğu zaman da güler yüzlü ve tatlı sözlü idi.
         Sözleri, sanki dizilmiş birer inci gibi ağzından tatlı tatlı akmaktaydı.
         Sözü, açık ve hak ile bâtılı birbirinden ayırıcı olup, ne âcizlik sayılacak kadar az, ne de boş ve gereksiz sayılacak derecede çoktu.
           Uzaktan bakılınca, kendisi insanların en heybetlisi idi,
           Yakına gelince, herkesten daha tatlı ve cazibeli idi.
           Orta boyluydu, ne hoşa gitmeyecek kadar uzun, ne de, gözün hakir görüp, başkasına bakacağı kadar kısa idi.
           Sanki O bir fidandı ki iki fidan arasında bitmiş, parlaklığı ve yeşilliği onlara üstün gelmişti.
           O'nun yanında yol arkadaşları da vardı ki O bir şey söylediği zaman onlar dinler, O'nun verdiği emri yerine getirmeğe koşuşurlardı.
           O'nun suratı ekşi ve asık değil, güleçti.
           Kimseyi kınamaz ve azarlamazdı!" dedi.
           Bunun üzerine, Hz. Ebu Ma'bed r.a.;
"Vallahi bu Zât Mekke'deki halleri bize anlatılmış olan kimsedir! Ey Ümmü Ma'bed! Ben O'na rastlamış olsaydım, arkadaşlığına kabul edilmemi dilerdim. Yine de bir yolunu bulursam, bunu yapacağım!"dedi. Dediğini de yaptı.
Hz. Ebu Ma'bed r.a., derhal yola çıkmış, Peygamber efendimize Ri'm vâdisinde yetişmiş, Müslüman olup efendimize bîat ederek geri dönmüştür.
           Hz. Ümmü Ma'bed r.a. ise bir zaman sonra yanına küçük oğlunu da alarak Medine'ye gitmiş, Müslüman olup Efendimize bîat etmiştir.
           Peygamber efendimiz tarafından sağılan ve kesilmemesi emir buyurulan koyunlarına gelince, Hz. Ümmü Ma'bed'in bildirdiğine göre bu koyun, Hicretin on sekizinci senesinde ki kuraklığa kadar kalmış, kuraklıktan yeryüzünde az veya çok bir şey kalmamışken onlar bu koyundan sabah akşam süt sağmışlardır.

Son Yazılar