TEFEKKÜR Hicret!
Ali ŞİRİN

Ali ŞİRİN

TEFEKKÜR Hicret!

14 Ekim 2015 - 11:16

    "Ey Mekke! Vallahi, biliyorum ki, şüphesiz sen, Hz. Allah'ın yarattığı yerlerin en hayırlısı ve Hz. Allah'ın en fazla sevdiği beldesin! Senden daha güzel ve bana senden daha sevgili bir belde yoktur!"
    "Eğer senin halkın, benim kavmim, beni senden çıkarmamış, senden çıkmaya, senden ayrılmaya mecbur bırakmamış olsalardı, asla senden ayrılmaz, senden başkasında oturmazdım!"
           Bu sözler, Kâinâtın efendisi, ins-ü cinnin Peygamberi, Enbiyanın imamı, Hz. Allah'ın habibi, sevgili Peygamber efendimizin, Mekke'den ayrılıp, Medine yollarına düştüğü ve geri dönüp tekrar tekrar Mekke'ye ve Beytullâh'a (Hz. Allah'ın evine), Kâbe-i Muazzama'ya, hasret ve hicranla bakıp seyretmekten kendisini alıkoyamadığı bir anda mübarek dudaklarından dökülen sözlerdir.
    Hicret; Ayrılıkla, buluşmanın, hasretle vuslatın, ıraklaşmakla yakınlaşmanın aynı anda yaşanması, bu hislerin aynı zamanda insanı kuşatmasıdır.
           Hicret; Yolculuğun, sılayı terk etmenin, her şeye vedâ etmenin, vatan acısını en dayanılmaz şekilde yaşamanın en kudsî olanıdır.
           Hicret; insanlığın zübde ve hulâsası olan Peygamber efendimizin, sırf"Rabbim Allah!"dediği için müşrikler tarafından, idam kararının verilip, gece muhasara altına alınan evinin, kapısının önünde, sabah dışarı çıkar çıkmaz, mübarek vücudunun ortadan kaldırılması gayesiyle silahlanmış yüz kişilik bir gürûhun, kin ve nefretle beklemekte olduğu bir anda, Medine'de, kendisini daha önce Birinci ve İkinci Akabe bîatlarında görüp:
"Ya Rasûlellah! Seni Hak din ve Kitab'la gönderen Hz. Allah'a yemin olsun ki, çoluk çocuğumuzu koruyup, savunduğumuz gibi, seni ve eshâbını koruyup hıfz-u himayemize alacağız!" diye söz veren ve onu görenlerin yanında, hiç görmeyen, sesini henüz duymayan, fakat, "Hâlâ niye gelmedi, nerelerde kaldı, bu hasret ve bu hicran niçin bu kadar uzun sürdü!" diye hasretle yolunu gözleyenlerin sabırsızlandığı, Onun gelmesiyle bayramların en büyüğünü, en unutulmazını yaşayan Medineli Müslümanlar için de önemli olan bir zaman ayrımı, bir devir kavşağıdır.
           Gerçekten Mekkeli müşrikler o gecenin sabahında bütün dertlerinin biteceğini, Peygamber efendimizin ve İslam'ın ortadan kalkacağını düşünürken, Medineli Mü'minler, Rasûl-i Ekrem'in s.a.v. Medine'ye geldiği günü hayatlarının yeniden başladığı bir mîlâd, ebediyen sona ermeyecek bir bayram olarak kabul etmişlerdir.
           Hicret; Akabe bîatları ile temelleri atılan İslam Devletinin Medine'de hayat bulması, icraata başlaması demektir.
           Hicret; Kıyamete kadar pâyidâr olacak İslam'ın Medine üzerinden dünyaya haber ulaştırmasıdır.
           Hicret; Hakkında ciltlerce kitap yazılsa anlatılamayacak, mahiyeti tam olarak anlaşılamayacak büyük ve muazzam bir hadisedir.
           Hicret kararının verilip, yola çıkılmasından, Peygamber efendimizin ve yol arkadaşlarının Medine'ye vardıkları zamana kadar, başlarından geçen her hal, karşılaştıkları her safha, başlı başına birer hadisedir:
           Hicret gecesinde, Peygamber efendimizin yatağına yatarak, bu yolda canını bile fedâ edilebileceğini gösteren, Îsâr makamının en büyük nümûnelerinden olan Hz. Ali r.a. bu kutlu yatakta uyurken Hz. Allah c.c. Hz. Cebraîl ve Hz. Mikaîl'e:
            "Yere inin ve Habibimin hayatını kendi hayatına tercih eden Ali'yi düşmanlarından muhafaza edin, koruyun!" Buyurdu. Bu emri alan Hz. Cebraîl ve Hz. Mikaîl yeryüzüne inerek, Hz. Cebraîl Hz. Ali'nin baş tarafında, Hz. Mikaîl ayak tarafında nöbet tuttular. Cebraîl A.s. hem nöbet tutuyor, hem de:
 "Ya Ali! Ne kadar iyisin, ne kadar bahtiyarsın! Senin gibisi var mı? Hz. Allah seninle Meleklere karşı iftihar ediyor!" diyordu.
           Hz. Ebu Bekir r.a. Rasûlüllâh'ın s.a.v. yol ve mağara arkadaşı, Hz. Allah'ın Kur'ân-ı Kerim' de, Rasûlüllâh'ın s.a.v. sahibi, arkadaşı olarak taltif ettiği, İslam'da Rasûlüllâh'dan s.a.v. sonra ikinci kişi! O'nun mağara gecesi hakkında Hz. Ömer r.a.:
            "Vallahi Ebu Bekir'in o gecesi, Ömer'in bütün Hânedânından daha hayırlıdır!" buyurmuştur.
           Sevr mağarasına geldikleri zaman Hz. Ebu Bekir r.a. önce mağaraya girip, her tarafı temizledikten, etrafta bulunan büyük küçük bütün delikleri kapattıktan sonra Peygamber efendimizi içeri almış, mağarada yaşayan yılanlara ait delikleri tıkamış, tıkayacak bir şey bulamadığı bir deliğe de, oradan yılan, çıyan gibi herhangi bir şey çıkıp, Peygamber efendimize zarar vermesin diye ayağının topuğunu, ökçesini dayamış ve delikte bulunan yılan tarafından ısırılmıştır.
           Peygamber efendimizin arkasına düşen müşrikler mağaranın ağzına kadar gelip, sesleri içeriden duyulduğunda oldukça endişelenmiş ve:
            "Ya Rasûlellah! Ben, kendim için tasalanmıyorum. Ben ölürsem, nihayet bir tek kişiyim, ölür giderim. Ben, Sana yapılmasını istemediğim bir şeyin, yapılacağını göreceğim diye korkuyor, endişeleniyorum! Eğer sen öldürülecek olursan o zaman bir ümmet helak olur gider!" deyince Peygamber efendimiz:
            "Korkma ey Ebu Bekir! Hiç şüphesiz Hz. Allah bizimle beraberdir!"buyurmuştur.
           Hz. Ebu Bekir r.a. mağaranın kapısında müşriklerin ayaklarını görünce de:
            "Ya Rasûlellah! Onlardan birisi ayaklarının ucuna baksa, bizi görecek!" demiş, bunun üzerine Peygamber efendimiz:
            "Sus ey Ebu Bekir! İki kişinin üçüncüsü Hz. Allah c.c. olursa, niçin endişe ediyorsun? Mahzun olma, Hz. Allah bizimle beraberdir! Onlar bize şuradan gelecek olurlarsa, bizde şuradan çıkar gideriz!"buyurmuştur. Hz. Ebu Bekir r.a. Peygamber efendimizin işaret ettiği tarafa bakınca, Mağaranın o tarafının açık ve denize bitişik olduğunu, denizin kıyısında da bir geminin yolculuğa hazır bir halde beklemekte bulunduğunu görmüştür.
           Sonra, Rasûlüllah'ın hicretinde O'na hizmet için Hz. Allah'ın c.c.vazifelendirdiği mutlu ve bahtiyar varlıklar!
           Hz. Allah'ın emri ve iradesiyle, bir anda büyüyüp, gelişen, Peygamber efendimizi gizleyip, göstermeyecek biçimde mağaranın önünü kaplayan (Ümmü Gaylan) ağacı!
Mağaranın ağzında, ağaçla Peygamber efendimizin arasına, üst üste ördüğü ağların,(müşriklerin ifadesiyle) Peygamber efendimiz doğmadan önceki zamana ait ağlar kadar eski olduğu intibaını veren örümcek!
Yine mağaranın ağzında, örümceğin ördüğü ağla, ağaç arasında yuvalanıp, yuvalarında sanki yavru çıkaracakmış gibi, yumurtalarının üzerinde yatan iki dağ güvercini!
Okuyucularımın ve bütün Müslümanların yeni Hicrî Yıllarını tebrik ediyor, Hz. Allah'tan huzur ve âfiyet dolu günler diliyorum.

Son Yazılar