Tesbih Namazı (2)
Ali ŞİRİN

Ali ŞİRİN

Tesbih Namazı (2)

03 Temmuz 2015 - 12:19

    Tesbih namazının, Abdullah b. Mübârek Hazretlerinin rivayet ettiği gibi kılınması tavsiye edilmiştir. Memleketimizde de tesbih namazı bu şekilde kılınmaktadır. Buna göre, dört rek'at olan tesbih namazının birinci rek'atinde:
Tekbir alıp Sübhâneke'yi okuduktan sonra   15 defa,
Fâtiha ve zamm-i sûre okuduktan sonra      10 defa,
Rükû'da, rükû' tesbihlerinden sonra 10 defa,
Rükû'dan kalkınca 10 defa,
Secdede, secde tesbihlerinden sonra 10 defa,
İki secde arasında 10 defa,
İkinci secdede, secde tesbihlerinden sonra  10 defa olmak üzere, toplam 75 defa"Sühhânallâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vellâhu ekber (velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm)" okunur. (Sünen-i Tirmizî c.2, s.348)
Diğer üç rek'atte de bu şekilde okunarak dört rek'at namazda toplam 300 defa tesbih okunmuş olur. Tesbihlerin dışında kalan rukünler diğer namazlar gibidir.
Tesbihi, her seferinde "Sühhânallâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vellâhu ekber" diye okuyarak tesbih namazı kılınabilir. Fakat buna, "Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm" kısmını ilave edip kılmak daha güzeldir. (Şir'atü'l-İslâm Şerhi s.94)
Tesbih namazı, imama uyarak cemâatla kılınabilir mi?
Nâfile namazların cemâatle değil de münferit kılınması daha güzel, daha faziletlidir. Tesbih namazı da diğer nafile namazlar gibidir. Fakat, fazilet ve mükâfatı çok büyük olan ve Peygamber efendimiz tarafından her gün, olmazsa haftada bir, olmazsa ayda bir, olmazsa, senede bir, hiç değilse ömürde bir kere mutlaka kılınması tavsiye edilen tesbih namazını her Müslümanın tek başına kılması oldukça zordur.
Bu namazı tek başına kılamayacak durumda bulunan, diğer bazı ibadetler gibi tesbih namazı kılmayı öğrenmesi ve tatbik etmesi güç olan, yine de tesbih namazının sevabından, mükâfatından mutlaka istifade etmek isteyen kimseler, bir imamın arkasında cemaat olup bu namazı kılabilirler mi, kılamazlar mı?
Ben, şahsî hiçbir görüş ilave etmeden bu hususta hanefî fıkhı ne demektedir. Kaynaklarından aktaracağım görüşleri okuyucularımla paylaşmak istiyorum.
Hanefî fıkhının temel kaynaklarından biri olan Molla Husrev'in (rh.a.) Dürer kitabında nafile namazın cemâatle kılınması hususunda şöyle denmektedir:
"Ramazan kıyâmı (Ramazan ayında kılınan Teravih) dışında Nâfile namaz cemâatla kılınmaz. Şemsü'l-Eimmeti'l-Kerderî'den (onun şöyle dediği) nakledilmiştir: 'Nâfile namazı cemâatla kılmak ancak davetleşmek yoluyla olursa mekruh olur. Bir veya iki kişi bir kişiye uyarsa mekruh olmaz. Üç kişinin bir kişiye uymasının mekruh olup olmadığı hususunda ihtilaf edilmiştir. Eğer dört kişi bir kişiye uyarsa (yani nafile namaz kıldıran imamın arkasında ki cemâat üç kişiden fazla olursa) ittifakla mekruh olur." (Dürer c.1, s.120)
Dürer üzerine yazılan Abdu'l-Halîm hâşiyesinde, "Nafile namaz için davetleşmek yolu"şöyle açıklanmıştır:
"Şemsü'l-Eimmeti'l-Kerderî, davetleşmekle büyük bir kalabalığı murat etmiştir. Bunun için (nafile namaz kılan) dört kişinin (bir imama) uymasının mekruh olduğu yolunda hükmetmiştir. Çünkü dört kişi, kalabalığın (kalabalık diye ifade edilen topluluğun) en azıdır. Müteehhırûn(*) ise davetleşmeyi ezan ve kâmetle tefsir etmişlerdir. Çünkü, nafile namazın ezan okunup kâmet getirilerek cemâatla kılınmasının mekruh olmasında bir ihtilaf ve gizlilik yoktur."
"Bu tefsir, davetleşmenin lügat manasına da muvafıktır. Çünkü, namaza davet, farz namazda olduğu gibi ancak ezan ve kâmetle olur. Bahru'r-Râig sahibinin (İbn-i Nüceym, Zeynüddîn b. İbrahim'in) Sadru'ş-Şehîd (Ebû Hafs Hüsâmeddîn)'den naklettiği görüş de böyledir. Buna göre, bir topluluk nafile namazı, ezan okumadan, kâmet getirmeden mescidin bir tarafında cemâatla kılsalar mekruh olmaz."
"Sahîh-i Buhârî'de rivayet edilen şu hadis-i şerif de bu itibara (nafile namazın cemâatla kılınmasının mekruh olmadığına) delalet eder: (Hadîs-i Şerif şöyledir):
Peygamber efendimiz Hz. İtban b. Mâlik'in r.a. evine geldi ve:
"Evinin neresinde namaz kılmamı istersin?" diye sordu. Hz. İtbân r.a. diyor ki:
"(Peygamber efendimize, namaz kılması için) bir yer gösterdim. Peygamber efendimiz tekbir aldı, biz de arkasında saf olduk. İki rek'at namaz kıldırdı. (Sahîh-i Buhârî c.1 s.109)"
"Kirmanî, 'Bu hadîs-i şerif, nâfile namazlarda cemâat'ın caiz olduğuna delildir.'Demiştir." (Hâşiyetü Abdülhalîm ale'd-Dürer, s. 82)
Sahîh-i Buhârî'de yer alan bu hadîs-i şeriften hemen sonra zikredilen hadîs-i şerifte bu hadise daha geniş şekilde yer almıştır. Teberrüken o hadîs-i şerifi de okuyucularımla paylaşmak istiyorum:
Hz. Mahmud b. Rebî i'l-Ensârî'den r.a. rivayet edilmiştir. O, şöyle demiştir:
Rasûlüllâh'ın eshâbından ve Bedir (harbin)de hazır olan Ensar'dan İtbân b. Mâlik (r.a. bir gün, Cuma günü) Rasûlüllâh'a s.a.v. gelerek:
"Ya Rasûlellâh! Gözlerimde hayır kalmadı. (Halbuki) kavmime namaz kıldıran benim. Yağmurlar yağdığı vakit onlarla benim aramızda olan dere akıyor (derede sel oluyor. O zaman) mescitlerine gidip namaz kıldıramıyorum. Ya Rasûlellâh! Gönlüm istiyor ki bana gelip evimde namaz kıldırsan da ben, Senin namaz kıldığın yeri namazgâh edinsem." Dedi.
Râvi diyor ki: Rasûlüllâh s.a.v. İtbân'a (r.a.):
"İnşâallah (bunu) yaparım." Buyurdu. (Onun evine gelmeyi va'detti.)
(Bundan sonrasını anlatan) Hz. İtban r.a. şöyle der:
Ertesi sabah (Cumartesi günü) Rasûlüllâh s.a.v. ile Hz. Ebû Bekir r.a. (Hz. Ömer r.a. Müslim'in rivayetinde ise, Eshâbından Hz. Allah'ın dilediği kadar bir kalabalıkla) bana geldiler. Rasûlüllâh s.a.v. (içeri girmek için) izin istedi. Ben de (girmesine) izin verdim. Eve girdiğinde oturmadı. Bana:
"Evinin neresinde namaz kılmamı istersin?" diye sordu.
Evin bir tarafını Ona gösterdim. Rasûlüllâh s.a.v. (namaza) durup tekbir aldı. Biz de (arkasında) durup saf olduk. İki rek'at kıldırıp selam verdi.
Rasûlüllâh'ı s.a.v. kendisi için pişirdiğimiz bir hazîre (yi, un ve ufak ufak kıyılmış etle yapılmış bir yemeği) yemesi için alıkoyduk. Yurd(umuz)un halkından birçok kimse (Peygamber efendimizin evimize teşrifini haber alarak birer birer) evimize gelip doldular. İçlerinden biri:
"Mâlik b. Duhayşin yahut İbn'd-Duhşün nerede?" diye sordu. Evde bulunanlardan biri:
"O, Hz. Allah'a ve Rasûlüllâh'a s.a.v. muhabbeti olmayan bir münafıktır." Dedi. Rasûlüllâh s.a.v. ona:
"Böyle deme! Görmüyor musun ki, o, Lâilâhe illâ'llâh (Muhammedü'r-Rasûlüllâh) diyor, ve bunu Allah rızası için söylüyor." Buyurdu.
Hz. İtbân r.a. der ki: Peygamber efendimizin (hep böyle) münafıklara yüzünü döndüğünü (yakınlık gösterdiğini) ve hayırhah davrandığını (onların hayrını, iyiliğini istediğini) görürdük. (Sonra) Rasûlüllâh s.a.v.:
"Hz. Allah'ın rızasını arayarak Lâilâhe illâ'llâh diyen kimseyi Allah cehennem ateşine haram kılmıştır." Buyurdu. (Sahîh-i Buhârî c.1 s.109, Sahîh-i Müslim c.1 s.455)
Hz. Enes b. Mâlik'den r.a. rivayet edilen şu hadîs-i şeriften de Peygamber efendimizin imam olarak nafile namaz kıldırdığı anlaşılmaktadır:
Hz. Enes b. Mâlik'den r.a. rivayet olunduğuna göre, Hz. Enes'in r.a. anneannesi Hz. Müleyke r.anhâ, Rasûlüllâh'ı s.a.v. kendisi için hazırladığı bir yemeğe davet etmişti. (Rasûlüllâh s.a.v. davete icabet edip Hz. Müleyke'nin r.a. evine geldi.) Kendisi için hazırlanan yemekten yedi. Sonra da:
"(Haydin), kalkınız da size namaz kıldırayım." Buyurdu.
Hz. Enes r..a derki:
"Kullanıla kullanıla simsiyah kesilmiş (eski) bir hasırımız (vardı. Onu almağ)a davranıp üzerine (yumuşasın diye) biraz su serptim. Rasûlüllâh s.a.v. namaza durdu. Yetim (Hz. Ebû Zumeyre'nin r.a. oğlu Hz. Zumeyrâ r.anhümâ) ile beraber ben de ardında (bir) saf olduk. İhtiyar kadın da (Hz. Müleyke r.a.) arkamızda durdu. Rasûlüllah s.a.v. bize iki rek'at namaz kıldırdıktan sonra geri döndü." (Sahîh-i Buhârî c. 1. s. 100)
Bu hadîs-i şerifin de nafile namazın cemaatle kılınmasının caiz olduğuna delil olduğu söylenmiştir.
Not:
 (*)Müteahhırûn: Hanefî literatüründe, İslâm'ın başlangıcından Hicrî 5nci, Milâdî 11nci asrın yarısına kadar olan döneme ve bu dönemde yaşayan fıkıh âlimlerine Mütekaddimûn, bundan sonra ki döneme Müteahhirûn dönemi denmektedir.

 

Son Yazılar