ESNAF OLMAK…
Hüseyin Alpay

Hüseyin Alpay

BAŞYAZI

ESNAF OLMAK…

06 Kasım 2020 - 09:48

Benim babam bakkaldı. 1970’li yılların başından itibaren tam 35 yıl boyunca aralıksız bu işi yaptı. Kelimenin tam anlamıyla “esnaf” olmanın hakkını veren bir adamdı. O günlerin bakkalları gıda ve temizlik ürünlerinin yanında sebze-meyve de satarlardı. Dolayısıyla, “terazinin kefesinin her zaman müşteriden yana ağır basması gerektiğini” ilk babam öğretmişti bana.

 

Okuldan arta kalan zamanlarda Sulusokak’taki dükkânımızda babama yardım ederdim.  Sabah namazını kılıp kahvaltısını yaptıktan sonra annem sebze haline uğurlardı babamı. Tatil günlerinde akşamdan sözünü alır, ben de hale gitmek için erkenden kalkar babamın elini tutar yola koyulurduk. Halin o mistik havası büyülerdi insanı.

 

Tazelerinden sebze ve meyveyi alır, İsmail Amca’nın at arabasına yükler dükkânımıza gönderirdik. Çoğu kez babama yalvarır İsmail Amca ile dönerdim. Çünkü interneti ve bilgisayarı olmayan o günlerin en büyük eğlencelerinden biriydi at arabasına binmek. Atın çıkardığı nal sesleriyle şimdiki Novada Alışveriş Merkezi’nden Kışla Mahallesi’ne gitmek büyük keyifti.

 

O günlerin esnaflık anlayışı tamamen dürüstlük üzerine inşa edilmişti. Babam ve aynı mesleği icra eden komşularımız için müşteri “gerçekten” velinimet, kapısını her sabah dualarla açıp her akşam dualarla kapattığımız dükkânlarımız da “gerçekten” ekmek kapılarımızdı. Öylesine derin bir saygıyı ve kutsal bir anlayışı taşıyordu o dönemin esnafları.

 

Babamın aldığı birçok sebze meyveden en az iki çeşit çıkarttığını bilirim. Örneğin bir kasa elmadan iki çeşit çıkarırdı. İki ayrı kasaya koyardı onları. Birine aldığı kasadan çıkan küçük elmaları, diğeri de orta ve iri boylu elmaları koyar, aldığı fiyata küçük elmaları, kârını koyarak da büyük elmaları satardı. Bunu niye yaptığını anlamazdım ilk önceleri. Birgün sorduğumda, “Herkes elma alabilsin diye” yanıtını vermişti.

 

“Herkesi” düşünen naif bir esnaflıktı yaptığı. Köylerden gelen yoğurt, peynir, madımak gibi ürünleri satarken de aynı hassasiyeti taşır, ne üretenin ne de tüketenin hakkını geçirmezdi üzerine. Dönemin Belediye Başkanı İsmet Saraçoğlu ve ağabeyi Hacı Saraçoğlu babamın daimi “peynir” müşterileriydi. Her iki merhum kışlık peynirlerini babamdan alır, her peynir almaya geldiklerinde bir önceki peynirden nasıl memnun kaldıklarını övgüyle anlatırlardı.

 

Rahmetli İsmet Saraçoğlu’nun dükkânımıza uğrayışlarıunutulmaz anıları da beraberinde getirirdi…

 

Memleketin o dönemdeki en büyük mahallesinde belediye başkanını Bakkal Tahsin’in tahta masasında otururken görenler etrafına toplanır, sohbet ederlerdi. Kimileri bir derdini, bazıları taleplerini anlatırdı Saraçoğlu’na. O da dikkatle dinler, cebinden çıkardığı küçük not defterine notlar alırdı. Arada gelen müşterilerin para üstlerini kasayı açıp verirken hiç yüksünmezdi Başkan. Tevazu ile bir bakkal gibi para alır, para üstü verirdi dükkânda kaldığı o bir-iki saatlik zaman dilimlerinde.

 

Selelerde peynir sularının akması beklenir, peynirler tartılır, 5 batman (40 kg) İsmet Saraçoğlu’na, 4 batman da (32 kg) Hacı Saraçoğlu’na teslim edilirdi. Çaylar-kahveler içilir, hesaplar ödenir, peynirler arabanın bagajına konulur, uğurlanırdı. Bembeyaz tülbentlere sarılıp selelere konularak süzülen peynirlerin kokusu öyle güzeldi ki… Bugün hasretini çektiğimiz birçok damak tadının içerisindeki o peynirlere olan özlemi şimdi nasıl anlatmak lazım bilemedim.

 

Neyse… Bugüne gelelim isterseniz.

 

Bu yazıyı yazmak, şimdilerde o günlerin “esnaflık anlayışını” gördüğüm birkaç yerden birinde alışveriş yaparken geldi aklıma. Müşterisinin memnuniyetini her şeyin üzerinde tutan, “insan odaklı” bir hizmet anlayışını gerçekleştiren ve her koşulda riyasız bir anlayışla insanları güler yüzleriyle karşılayan NİKTAŞ’ın personeli getirdi aklıma bunları. Şoförler Cemiyeti yanındaki NİKTAŞ Şubesi’nin çalışanları her alışveriş yaptığımda bana o anıları hatırlatıyorlar niyeyse.

 

Ve her alışverişimde geleceğe dair ümitlerim de artıyor. Bu ülkenin vazgeçilmez değerlerinin ve ahilik anlayışının yaşadığını görüyor olmaktan mutluluk duyuyorum. İnsana ve insana ait değerlere olan inancım sağlamlaşıyor. Ne kadar olumsuzluklar içerisinde olursak olalım, yaşadığımız günlerin karanlığı ne denli koyu olursa olsun, geleceğimizin apaydınlık olduğunu görebiliyorum.

 

Bu iyimserliği bize yaşatan o kahramanlara ve “esnaf olmanın hakkını verenlere” selam olsun…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar