ESNAFIN SALASI OKUNMADAN…
Hüseyin Alpay

Hüseyin Alpay

BAŞYAZI

ESNAFIN SALASI OKUNMADAN…

14 Aralık 2020 - 20:24

Son günlerde en çok duyduğumuz şey, minarelerden okunan salalar… Pandemi sürecindeki dünya ve bu salgını ağır şartlarda yaşayan ülkeler arasında yer alan Türkiye, zor zamanlardan geçiyor. Kısıtlamalar, önlemler ve sürekli yenilenen tedbirlerle çıkış arıyoruz. Yakınlarımızı kaybediyor, her gün yeni ölüm haberleri almanın derin hüznünü yaşıyoruz.

 

Sürecin en fazla mağduriyet yaşayan tarafı esnaflarımız ise apayrı bir sıkıntının içindeler. İşyerlerini kapatmak zorunda kalan hizmet sektörü; ki en başta kafe ve kahvehaneler, 2020 yılının Mart ayından bu tarafa müthiş bir ekonomik savaşım sürdürüyorlar. Mağazalar eksilen müşterileriyle sabit giderlerini karşılamakta güçlük çekiyorlar. Yaptıkları cirolar, BAĞ-KUR primi, işyeri kiraları, personel maaşları ve sabit giderleri karşılayamaz halde.

 

Mart ayından itibaren alınan önlemler çerçevesinde düşük faizli kredilerle esnafın nefes alması sağlandı. Az da olsa işe yarayan bu önlemlerin yeterli olmadığı da süreç içerisinde görüldü. Düşük faizli kredilerin değil de faizsiz desteklemelerin (tıpkı dünyadaki birçok ülkenin yaptığı gibi) halka sunulması gerekiyordu. Kaldı ki hâlâ gerekmekte…

 

Geçtiğimiz günlerde BBC’nin Türkçe yayın yapan haber sitesinde Ankara Ulus’ta yarım asırlık bir esnafımızın, “Esnaflık hayatımda böyle bir dönem yaşamadım. Bu dükkân hem beni, hem annemi, hem babamı emekli etmişti. Şimdi ise ne yapacağımız belli değil. Sadece bizim işte sorun olsa gider iş değiştirirsin, ama tüm esnafın hali aynı." sözlerini içim burkularak okumuştum. Edirne’den Kars’a kadar bu sıkıntılı durum aynı ve vakit geçirilmeksizin çözüm bekliyor.

 

Tokat’ta da bugüne kadar tanık olmadığımız şeyleri yaşıyoruz. Yıllardır tertemiz mazileriyle esnaflık yapan dostlarımızın işyerlerini kapatma tercihiyle karşı karşıya olduklarını duyuyor, kimi dostlarımızın da zaten kapalı olan işyerlerinin açılmaması karşısındaki çaresizliklerine üzülerek tanık oluyoruz. BAĞ-KUR, SSK, doğalgaz, elektrik, su ve kira ödemelerinin ertelenmediği, ama dükkânlarının bir çırpıda kapatıldığı esnaflarımıza ne söylerseniz söyleyin, hangi gerekçeyi sunarsanız sunun, hiçbir inandırıcılığınızın olmadığını görürüsünüz.

 

Yusuf Has Hacip “Kutadgu Bilig”de esnafları her koşulda memnun etmek gerektiğine vurgu yapar ve şöyle der: “Onları memnun edersen hayatın sevinç içinde geçer. (…) Sakın seni kötüleyecekleri bir davranış içinde bulunma. Adın kötüye çıkar ve öyle yayılır. (…)”  

 

Yusuf Has Hacip’in 9 asır önce kulaklara küpe olacak bu sözünü esnafın salası okunmadan, siyasi iktidarın çok iyi değerlendirmesi gerekiyor…

 

Öte yandan geçtiğimiz günlerde değerli bir esnaf ağabeyimiz olan Sinan Karşıyaka’nın bir serzenişini okuduk sosyal medyada. Kahvehane çalıştıran Karşıyaka’nın şu sözlerini her idarecinin altını kalın çizgilerle çizerek okuması gerekir: “9 aydır pandemiden dolayı en büyük eziyeti neden bize çektiriyorsunuz? Biz kıraathaneler toplumun sığınma merkezleriyiz; bir AVM’de otururken kimse kimsenin derdini bilmez ama kıraathanede çocuğuna ayakkabı alamamış baba hemen fark edilir. Herkes bir araya gelip o ayakkabı alınır, ailevi maddi ve manevi tüm sorunlar kıraathanelerde çevresindeki arkadaşları ile hallolur. Kıraathaneler toplumu tek yumruk halinde tutar; yalnızlık çekmezsin. Eşin dostun vardır, ekmeksiz sigarasız kalmazsın. Kıraathaneler Türk toplumunun psikoloğudur rehabilitasyon merkezidir. Gidecek yerin kalmadığında yatacak yerindir kıraathaneler… Çok zengin de olmazlar çok fakir de. Ama ne borçları biter ne de cebinde parası, mutlaka seni dertten kurtaracak 300-500. TL si vardır cebinde. Aybaşına kadar işini gördüğün yerdir kıraathaneler. Bizi yalnız bırakmayın. NOT: çocukların kumbarasını açtım bugün. O da bitince herkes gardını alsın. Sadaka istemiyoruz devlet desteği istiyoruz…”

 

Toplumsal bir olgunun altını çizen Sinan Karşıyaka’nın isyanına kulak verelim, ülkenin ağır bir pandemi sürecini yaşadığı şu günlerde esnafımızı yalnızlığa terk etmeyelim. Kıraathaneler, berberler, bakkallar gibi yaşayan son kültür kalelerimizin yıkılmasına müsaade etmeden, Türk örf, adet ve geleneklerinin önemli simgelerinin yok olmalarını izlemeyi bırakıp, bir an evvel harekete geçelim.

 

Çünkü giden yalnız ömürden gitmiyor; bizi biz yapan değerlerin yok oluşuna, toplumun aşınıp heba olmasına vesile oluyor. Gelin bu gidişe dur diyelim…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar