KORKAK YÖNETİCİLERLE TARİH YAZILMAZ
MEHMET AKTÜRK

MEHMET AKTÜRK

POLEMİK

KORKAK YÖNETİCİLERLE TARİH YAZILMAZ

20 Nisan 2021 - 02:08

Geçtiğimiz hafta, Eski başbakanlardan Yıldırım Akbulut u kaybettik.Erzincan hal müdürlüğünden, Başbakanlığa, meclis başkanlığına uzanan yolda, tertemiz saf bir Anadolu çocuğunun, siyasi serüveninin en güzel örneğini vererek, çok az insana nasip olacak bir berraklıkta ruhunu teslim etti rahmetli Akbulut..Çok  az insana nasip olacak derken,  tabi  kastettiğim, hiç bir dedikoduya bulaşmadan, belki sadece saflığından kaynaklı fıkralara konu olmanın dışında, basına malzeme olmadan geçen siyaset dolu bir ömür.

Biz Yıldırım Akbulut la ilgili kısa bir anektodu değerli Metin Gürdere ağabeyimizin henüz basılmamış ,ama basıma hazır hale gelmiş, "Bir dönemin siyasi anıları "kitabından yaptığı paylaşımdan okuyoruz.Sayın Gürdere gerek siyasi anılarını, gerekse memleket hayatını hikayeleştirdiği bir dizi kitap çıkarttı.Aslında belki de her bir sayfasına ayrı bir kitap yazdıracak anıların derlendiği kitaplar ayrı bir yazı konusu.Oysa bugünkü konumuz değil bu kitaplar,.Yada Rahmetli Akbulut un dürüstlüğü,  şaibelerden uzak durusu veya siyasetteki yalnızlığı da değil .Ancak Ülke yönetiminde cesaretin ne kadar önemli bir faktör olduğu,tarihte sadece kahramanların tarih yapabileceğini paylaşacağız bu gün sizlerle..  Sayın Gürdere nin , Akbulut un ölümü üzerine, rahmetlinin  siyasi hayatının özetini kaleme aldığı söyleşide, bana göre en dikkate değer bölüm ,Akbulut un Irak savaşındaki tutumu. 25 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen hala diyetini ödediğimiz kararların kimler tarafından hangi şartlarda alındığını gösteren bir belge niteliğinde aslında bu söyleşi.Saddamın yıkılışı ile derinleşen doğu sınırımızdaki bataklık, kerkük ve musulda yaşananlar,bu bölgede Türkmenlerin çektikleri,yakılıp yıkılan tapu daireleri,Tahrip edilen türk mezarları, acaba bir kişinin Yurtta sulh cihanda sulh gerekçesi ile aldığı karardan ne kadar etkilendi.

Rahmetli Akbulut, Metin Gürdere ile yaptığı  söyleşide " Başbakan  olarak, Özal ile ilk görüş ayrılığının Irak Savaşı konusunda olduğunu söylüyor ve ilave ediyor, "Özal ABD’nin yanında yer alarak Kuzey Irak’a girmemiz konusunda çok ısrarlıydı.Ben öyle düşünmüyordum.  

 Bizim kuzeyden Irak’a müdahale etmemiz her şeyden önce yıllardır takip ettiğimiz “Yurtta sulh, cihanda sulh” prensibimize aykırıydı." Diyor.Çanakkale de  250 bin şehit veren bir ordunun komutanı,Kurtuluş savaşının başkomutanı,Tıkanan lozan antlaşmalarında ordularına savaşa hazır olun talimatı veren Gazi Mustafa Kemal Paşanın ,Yurtta  sulh cihanda sulh derken neyi kastettiği , bundan kimin ne anladığı ne kadar önemli.Keşke Ulu önder Atatürk ' bu sözün açıklaması bölümüne  size uysal bir koyun olmayı emretmiyorum diyede ilave etseydi.

 "Bu harekâtın Türkiye’ye yararlı sonuç getirebileceğini de düşünmüyordum.

 Millete ne deyip de Irak’a girecektik? " diyor rahmetli Akbulut.

 Saddam indirilince Irak’ın başına bir Türk mü gelecekti?

 Şehit cenazelerini halka nasıl anlatacaktık?

 Kendi kendime bu soruların cevabını veremiyordum. " Diyede ilave ediyor.Ülkenin  yönetimini  elinde bulunduran ve karar noktasındaki bir başbakanın bu soruları hala cevaplayamamış olması, nasıl bir ülkeyi yönettiğinin farkına  varamamış olmasından başka neyi ifade ederki.

" Özal Musul ve Kerkük’ü ele geçirebileceğimizi ileri sürüyordu, ama oraları bize bırakabileceklerine inanmıyordum."sözündeki acizlikte herhalde enson Türkiye Cumhuriyeti başbakanının söyleyeceği sözdür.

Anılarına devam eden Akbulut bu defada Askerlerle ilgili ilginç ifadelere yer veriyor. "Dönemin Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay da Irak’a girmemize karşıydı.

 Hiçbir şekilde girilmesi taraftarı değildi.

  “Girersek bir daha çıkamayız” diyordu.

 Konuyla ilgili toplantıda savaşa girersek Türk Ordusu’nun 10 gün kadar savaşacak imkânı olduğunu söyledi.

 Hava Kuvvetleri Komutanı kendileri için bu süreyi üç güne indirdi.

 Özal savaşa girmemiz konusunda ısrarlı olunca Torumtay yazılı emir istedi.

 Yazılı emir gelince de istifa etti. "Eyvah ki Eyvah biz nasıl bir cendereden geçmişiz. Ne büyük tehlikeler atlatmışız.Milletini  tanımayan bir başbakan, ordusuna güvenmeyen, savaştan kaçan bir ordu komutanı.Oysa bizim bütçemizin her dönemde en çok harcama yapılan kalemini oluşturan savunma sanayimizde geldiğimiz noktanın sorumluları sadece siyasiler değildi şüphesiz.Bahsi geçen dönemde siyaset üzerinde her turlu vesayet hakkına sahip genel kurmayın, ordusunun on günlük savaş gücünü artıramamasının sebebi, herhalde milli eğitim bakanı değildir diye düşünüyorum. Şüphesiz rahmetlinin açıklamalarını okuyunca, güneydoğuda cereyan eden Terör olaylarında o dönem askerin başarısızlığının da cevabı kendiliğinden çıkıyor.Elbette Ancak 10 günlük kara savaşına 3 günlük hava müdahelesine dayanabilen bir ordunun, yapacağı terör mücadelesini de, düşünmek bile istemiyorum.

 "Özal bir şekilde bu işin içinde olmak konusunda ısrar ediyordu.

 “Basra Körfezi’ne bir firkateyn (savaş gemisi) gönderelim” dedi.

 Asker kaybımız olmayacağı için kabul ettim.

 Bir daha gündeme getirmedi. 

 Aradan geçen bu kadar yıldan sonra ben halâ Özal’ın Irak’a girmeyi gerçekten isteyip istemediği konusunda bir karar verebilmiş değilim. "diye devam ediyor rahmetli Akbulut. İnsan bu anıları dinleyince yazılan fıkralara daha az gülesi geliyor,ve Allah bizi büyük bir felaketten korumuş dedirtiyor.

 *

" Irak’a müdahale fikrine karşı çıktığım için Özal ile aramıza soğukluk girmişti". diye devam ediyor ve siyasi hayatının Özal tarafından nasıl sonlandığı bölümüne geçiyor rahmetli Akbulut.

Aslında Özal çok kabul ve takdir ettiğim bir siyasi karakter değildir. Özellikle döneminde gerçekleşen kürt politikaları daha sonraki yıllarda büyüyen terör eylemlerinin zeminini hazırlamış, terör Özal politikalarından beslenmiştir.Federasyon düşüncelerini,Amerikan vari bir başkanlık düşüncesini seslendirerek, fitnenin tohumlarını atmıştır.Bu gün tek millet iki devlet diye gurur duyduğumuz,Azarbeycanla ilişkilerimizi kopma noktasına getirmiştir. 20 ocak 1990 tarihinde yaşanan karabağ  katliamında,  soydaşlarımız ermenilerce katledilirken, onlar  şii biz sünnüyüz,onlar irana daha yakın, bizim üzülmememiz gerekir ,sözü Türk milletinin vicdanını  kanatmıştır.Tüm bu yaşananlar Özal ı masum yapmaz.Aksine Irak konusunda korkak davranan Akbulut la ,Azarbeycan hususunda Ruslardan Alkış bekleyen korkak Özal aynı kişilerdir.Hani deniyorya bazen Eski Türkiye ,Yeni Türkiye diye. ve peşinden ilave edilir, nereden nereye geldik. İste çok önemli bir sonuç.

 Sırf Ruslar üzülmesin diye soydaşlarını inkar eden ve "Onlar şii biz sünnüyüz, onlar irana daha yakın , onlara bırakın iran üzülsün" diyen ,korkak bir Türkiye Cumhurbaşkanından, "Artik hesap verme vakti geldi, zafere ulaşıncaya kadar kardeşimiz Azarbeycanın yanındayız" diyebilme cesaretini gösteren bir Türkiye  cumhurbaşkanına.Dedimya,  korkak yöneticilerle tarih yazılmaz.

 

Dipnot.: Şimdiden Teşekkürler metin Ağbi. yakın tarihimizle bizleri yüzleştirdiğin için ve bir an önce basıma hazır hale gelen siyasi anılar kitabınla bizi buluşturacağın için.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar