Küresel ekonomide güç dengeleri yeniden şekillenirken ticaret yolları, lojistik merkezler ve enerji koridorları ülkelerin gelecekteki konumlarını belirleyen stratejik unsurlar arasına girdi. TOGÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yücel Erol, dünyada giderek hızlanan “koridorlar savaşı”na dikkat çekerek Türkiye açısından kritik değerlendirmelerde bulundu.
Erol’un değerlendirmesine göre 21. yüzyıldaki güç mücadelesi artık yalnızca askerî kapasite üzerinden yürümüyor. Jeoekonomi, üretim ağları, tedarik zincirleri, enerji koridorları, dijital bağlantılar ve ulaştırma sistemleri ülkelerin küresel rekabetteki yerini doğrudan etkiliyor.
Ticaret yollarını kontrol eden güç kazanıyor
Tarih boyunca dünya düzeninin değişmesinde ordular kadar ticaret yollarının da belirleyici olduğunu ifade eden Erol, Tarihi İpek Yolu'ndan Roma yollarına, Süveyş Kanalı'ndan Panama Kanalı'na kadar birçok stratejik hattın küresel güç mimarisini şekillendirdiğine dikkat çekti.
Bu yolları kontrol eden ülkelerin yalnızca malların hareketini değil; sermaye, teknoloji, kültür ve siyasetin yönünü de etkileyebildiğini belirten Erol, günümüzde benzer bir tarihsel kırılmanın yaşandığını değerlendirdi.
Ekonomik ağırlık merkezi Asya'ya kayıyor
Yaklaşık iki yüzyıl boyunca dünya ekonomisinin merkezinde Atlantik ekseninin bulunduğunu aktaran Erol, ekonomik ağırlığın giderek Asya'ya kaydığına işaret etti.
Çin üretim merkezi konumuyla öne çıkarken Hindistan küresel büyümenin yeni aktörlerinden biri olma çabası içerisinde bulunuyor. Güneydoğu Asya ülkeleri üretim üslerine dönüşürken Körfez ülkeleri ise enerji gelirlerini lojistik bağlantılara, yapay zekâya, teknolojik dönüşüme ve ulaştırma yatırımlarına yönlendiriyor.
Bu değişim, Asya'da üretilen trilyonlarca dolarlık ürünün Avrupa ve diğer pazarlara hangi güzergâhlardan taşınacağı sorusunu da stratejik hale getiriyor.
Küresel rekabetin merkezinde yeni koridorlar var
Çin'in Bir Kuşak Bir Yol Girişimi Asya ile Avrupa arasında kara ve deniz bağlantıları oluşturmayı hedeflerken, IMECC Hindistan'ı Orta Doğu üzerinden Avrupa'ya bağlamayı amaçlıyor.
Türkiye'nin öncelik verdiği Kalkınma Yolu Projesi ise Basra Körfezi'nden başlayarak Türkiye üzerinden Avrupa'ya uzanan yeni bir lojistik omurga oluşturmayı hedefliyor.
Türkiye aynı zamanda Orta Koridor ve Türk devletleri arasındaki ulaştırma ağlarının güçlendirilmesine yönelik girişimlerle Avrasya'nın merkezinde çok yönlü bir bağlantı stratejisi geliştiriyor.
Türkiye için kritik soru: Yalnızca yük mü geçecek?
Erol’un değerlendirmesinde Türkiye açısından en dikkat çekici noktalardan biri, ülkenin yalnızca transit geçiş noktası haline gelmesinin yeterli olmayacağı yönündeki tespit oldu.
Türkiye'nin coğrafi konumunun tek başına ekonomik üstünlük sağlamayacağına dikkat çeken Erol, yeni ticaret koridorlarından geçen yüklerle birlikte teknoloji, yatırım, üretim, yüksek katma değer ve nitelikli istihdamın da Türkiye'de kalmasının önemini vurguladı.
Bu doğrultuda güçlü limanlar, modern demiryolları, lojistik merkezler, kümelenmiş organize sanayi bölgeleri, dijital altyapı ve yüksek teknolojili üretim Türkiye'nin gelecekteki konumunda belirleyici olacak.
Türk dünyası için yeni ekonomik fırsat
Türk devletleri arasında ulaştırma, enerji ve ticaret alanlarında gelişen iş birliklerinin Avrasya'nın ekonomik haritasında yeni fırsatlar oluşturabileceğini değerlendiren Erol, Orta Asya'nın doğal kaynakları, Kafkasya'nın geçiş kapasitesi, Türkiye'nin sanayi altyapısı ve Avrupa pazarlarının birbirini tamamlayan bir ekonomik bütünlük oluşturabileceğine dikkat çekti.
Ancak bu potansiyelin hayata geçirilmesi için yalnızca fiziki altyapının yeterli olmayacağı; ortak standartlar, kurumsal koordinasyon, yatırım ortamı ve uzun vadeli stratejik planlamanın da önem taşıdığı belirtildi.
Güvenlik artık yalnızca askerî bir kavram değil
Yeni dönemde güvenlik kavramının da değiştiğine dikkat çeken Erol, enerji, gıda, siber güvenlik, tedarik zincirleri, limanlar, demiryolları ve lojistik ağlarının millî güvenliğin parçaları haline geldiğini değerlendirdi.
Kalkınma Yolu, Orta Koridor ve Türk devletleri arasındaki ulaştırma ağlarının etkin şekilde işlemesi için güvenli, öngörülebilir ve istikrarlı bir bölgesel ortamın önemine işaret edildi.
Uluslararası yatırımcıların yalnızca coğrafi konumu değil, siyasi istikrarı, hukuki öngörülebilirliği, lojistik güvenliği ve tedarik zincirlerinin kesintisiz çalışmasını da değerlendirdiği vurgulandı.
“Türkiye neyi konuşmalı?” sorusunu gündeme taşıdı
Prof. Dr. Erol, dünyada yeni ticaret ağları oluşturulurken Türkiye'nin uzun vadeli stratejik gündemine daha fazla yoğunlaşması gerektiğini belirtti.
Türkiye'de hangi şehirlerin küresel lojistik merkezlerine dönüşeceği, hangi organize sanayi bölgelerinin uluslararası üretim zincirlerine entegre edileceği, demiryolu yatırımlarının hangi bölgelerin rekabet gücünü artıracağı ve yüksek teknolojili üretimin nasıl destekleneceği geleceği belirleyecek temel sorular arasında gösterildi.
Erol, günlük siyasi tartışmaların demokratik hayatın doğal bir parçası olduğunu ancak uzun vadeli kalkınma vizyonu, küresel rekabet koşulları ve stratejik altyapı yatırımlarının da kamuoyunda daha fazla tartışılması gerektiğini ifade etti.
Türkiye için 2053 ve sonrası açısından kritik dönem
Dünya yeni ticaret güzergâhlarını oluştururken Türkiye'nin Asya ile Avrupa arasında şekillenen ağların merkezinde bulunma potansiyeline sahip olduğuna dikkat çekildi.
Ancak bu potansiyelin ekonomik değere dönüşmesinin yalnızca Türkiye'nin coğrafi konumuna bağlı olmadığı; stratejik planlama, kurumsal kapasite ve uzun vadeli kalkınma vizyonunun belirleyici olacağı ifade edildi.
Prof. Dr. Yücel Erol’un değerlendirmesinde Türkiye açısından gelecek dönemin temel sorusu ise net biçimde ortaya konuldu: Türkiye yalnızca koridorların geçtiği bir ülke mi olacak, yoksa koridorları yöneten, katma değer üreten ve bölgesel istikrarı ekonomik güce dönüştüren bir “koridor gücü” mü olacak?
Bu soruya verilecek yanıtın Türkiye'nin 2053 ve sonrasındaki jeoekonomik konumunun belirleyicilerinden biri olacağı değerlendirildi.




