Takvimler 25 Eylül’ü gösterdiğinde Türk halk müziğinin en önemli isimlerinden Neşet Ertaş bir kez daha hatırlanıyor. 1938 yılında Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesine bağlı Kırtıllar mezrasında dünyaya gelen Ertaş, ardında kuşaktan kuşağa aktarılacak büyük bir kültürel miras bıraktı.
Türkmen/Abdallık kültürünün ve bozlak geleneğinin en güçlü temsilcilerinden biri kabul edilen Ertaş, yalnızca sesi ve sazıyla değil, yaşamı ve sözleriyle de milyonların gönlünde “Neşet Baba” oldu.
Müzikle tanışması köy düğünlerinde başladı
Neşet Ertaş’ın müzik yolculuğu henüz çocuk yaşlarda başladı. Babası, bozlak geleneğinin önemli temsilcilerinden Muharrem Ertaş’tı. Küçük Neşet, babasıyla gittiği köy düğünlerinde zil ve darbuka çalarak müzikle tanıştı.
Hiç okula gidemeyen Ertaş; kemanı, cümbüşü ve bağlamayı kendi kendine öğrendi. Sanat yaşamında en büyük öğretmeninin babası olduğunu ise yıllar sonra, “Sanatımın yüzde doksanını babama borçluyum. Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız” sözleriyle anlatacaktı.
Türkiye onu radyodan tanıdı
1950’li yılların başında TRT Ankara Radyosu’nda yayımlanan ve Muzaffer Sarısözen’in yönettiği “Yurttan Sesler” programında “Geleli Gülmedim Ben Bu Cihana” bozlağını seslendirmesi, Neşet Ertaş’ın adının Türkiye çapında duyulmasında önemli bir dönüm noktası oldu.
1957’de İstanbul’a giden Ertaş, ilk kayıtlarını babasının türkülerinden yaptı. “Neden Garip Garip Ötersin Bülbül”ün de bulunduğu ilk taş plağını yeni plaklar ve konserler izledi.
Kendi şiirlerini de besteleyerek seslendiren Ertaş, eserlerinde “Garip” mahlasını kullandı. Türküleri zamanla başka sanatçıların da repertuvarlarına girdi.
“Bozkırın Tezenesi” adı hayatının bir döneminden doğdu
Neşet Ertaş’la özdeşleşen “Bozkırın Tezenesi” ifadesinin ardında da dikkat çekici bir hikâye vardı.
1969’da Almanya dönüşünde Yugoslavya’da trafik kazası geçiren Ertaş, ehliyetsiz araç kullandığı gerekçesiyle üç ay hapis cezası aldı. Cezaevinde bulunduğu sırada kendisine üzerinde “Bozkırın büyük tezenesine geçmiş olsun” ifadesinin yer aldığı Yaşar Kemal’in “Üç Anadolu Efsanesi” kitabı gönderildi.
Yıllar sonra Bayram Bilge Tokel’in Ertaş ile yaptığı belgesel çalışmasında bu hikâyeden yola çıkılarak “Bozkırın Tezenesi” adı kullanıldı. İfade zaman içerisinde Neşet Ertaş’ın adıyla bütünleşti.
Zor yılların ardından Almanya’ya gitti
1976 yılında sahnedeyken parmaklarından felç geçiren Neşet Ertaş’ın hayatında zorlu bir dönem başladı. Tedavilerden sonuç alamaması üzerine Almanya’da yaşayan ağabeyi Necati Ertaş’ın desteğiyle bu ülkeye gitti.
1979-2003 yılları arasında Almanya’da yaşayan sanatçı, Berlin ve Köln’de kaldı. Avrupa’nın birçok şehrinde Türklerle buluşan Ertaş, düğünlerde ve konserlerde sazını elinden bırakmadı. Almanya yıllarında yaklaşık 20 kaset çıkardı.
25 yıl sonra Türkiye’de yeniden sahneye çıktı
Neşet Ertaş, uzun bir aradan sonra 2000 yılında İstanbul Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda verdiği konserle Türkiye’de yeniden sahneye çıktı.
2002 yılında kendisine verilmesi uygun görülen “Devlet Sanatçısı” unvanını kabul etmemesi ise hafızalara kazındı. Bu kararını, “Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu” sözleriyle açıklayan Ertaş, 2006 yılında TBMM Üstün Hizmet Ödülü’nü kabul etti.
2009 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında Türkiye Ulusal Envanteri’ne alınarak “Yaşayan İnsan Hazinesi” kabul edildi. 2011 yılında ise İTÜ tarafından kendisine fahri doktora unvanı verildi.
Neşet Baba 25 Eylül 2012’de hayata gözlerini yumdu
Türküleriyle aşkı, ayrılığı, gurbeti, yoksulluğu ve insan sevgisini anlatan Neşet Ertaş, 25 Eylül 2012 tarihinde İzmir’de tedavi gördüğü hastanede mesane kanseri nedeniyle 74 yaşında yaşamını yitirdi.
Cenazesi Kırşehir’e götürüldü. Binlerce kişinin katıldığı cenaze namazının ardından Bağbaşı Mezarlığı’nda, vasiyeti doğrultusunda babası Muharrem Ertaş’ın mezarının ayak ucuna defnedildi.
Ölümünün üzerinden 14 yıl geçti, türküleri hâlâ dillerde
Aradan 14 yıl geçmesine rağmen Neşet Ertaş’ın sesi susmadı. Bozlakları, türküleri ve sazındaki kendine özgü tavrı yeni kuşaklara ulaşmaya devam etti.
Hayatının büyük bölümünü sazına ve türkülerine adayan “Bozkırın Tezenesi”, 25 Eylül’de bir kez daha eserleriyle anılıyor.
Neşet Baba’nın geride bıraktığı anlayışı ise mezar taşındaki dizeler özetliyor:
“Sakın ol ha insanoğlu
İncitme canı incitme…”
Neşet Ertaş, ölümünün 14. yılında da Anadolu’nun sazında, sözünde ve hafızasında yaşamaya devam ediyor.


