Türkiye'de doğal mera alanlarında yaşanan büyük kayıp yeniden gündeme geldi. Birleşmiş Milletler'in 2026 yılını Uluslararası Meralar ve Çobanlık Yılı ilan etmesinin ardından açıklama yapan TEMA Vakfı, son 66 yılda ülkenin mera varlığının yüzde 54 oranında azaldığını duyurdu. Vakıf, doğal meraların yalnızca hayvancılığın değil, iklim dengesi, su kaynakları ve biyolojik çeşitlilik açısından da vazgeçilmez ekosistemler arasında yer aldığını vurguladı.

Mera kaybı 16 milyon hektara ulaştı
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç'ın paylaştığı verilere göre Türkiye'de çayır ve mera alanları 1960 yılında yaklaşık 29 milyon hektar büyüklüğündeydi. Bugün ise bu alan 13 milyon hektara kadar geriledi. Böylece son 66 yılda yaklaşık 16 milyon hektarlık mera alanı kaybedildi.
Vakfın değerlendirmesine göre kaybedilen alanın büyüklüğü Marmara Bölgesi'nin yaklaşık iki katına ulaşıyor. Açıklamada, doğal meraların azalmasının yalnızca arazi kaybı anlamına gelmediği, aynı zamanda erozyonun artmasına, toprak kaybının hızlanmasına ve kuraklığın etkilerinin daha belirgin hale gelmesine neden olduğu belirtildi.

Kalan meraların büyük bölümü verimini yitirdi
TEMA Vakfı, Türkiye'de mevcut 13 milyon hektarlık mera alanının da önemli sorunlarla karşı karşıya olduğunu açıkladı. Buna göre kalan meraların yaklaşık yüzde 70'i düşük verimli, yeterli bitki örtüsünden yoksun ve bozulmuş durumda bulunuyor.
Deniz Ataç, bu tablonun hayvancılık sektörünü doğrudan etkilediğini belirterek verim düşüklüğü, beslenme yetersizlikleri ve kaba yem açığının büyüdüğünü ifade etti. Meraların iyileştirilmesinin hem üreticiyi destekleyeceğini hem de kaba yem ihtiyacının azaltılmasına katkı sağlayacağını dile getirdi. Ayrıca kırsal yaşamın sürdürülebilirliği açısından da doğal meraların korunmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.
Doğal meralar iklim ve su kaynakları için kritik rol oynuyor
TEMA Vakfı'na göre doğal meralar yalnızca hayvancılığa hizmet eden alanlar değil. Toprağı koruyan, yağış sularının toprağa süzülmesini sağlayan, karbon depolayarak iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sunan ve çok sayıda canlıya yaşam alanı oluşturan doğal ekosistemler olarak öne çıkıyor.
Vakıf, mera alanlarının azalmasıyla birlikte mevcut alanlar üzerindeki kullanım baskısının arttığını belirtti. Bu durumun ekosistem bütünlüğünü zayıflattığı, aynı zamanda gıda güvenliği açısından da yeni riskler oluşturduğu ifade edildi.
Meraların üzerindeki baskının arttığına dikkat çekildi
TEMA Vakfı, 4342 Sayılı Mera Kanunu'nun mera alanlarının korunması açısından önemli bir hukuki çerçeve oluşturduğunu hatırlattı. Ancak enerji, madencilik, turizm ve farklı arazi kullanım taleplerinin doğal meralar üzerindeki baskıyı artırdığına dikkat çekildi.
Deniz Ataç, son yıllarda yapılan bazı yasal düzenlemelerin zeytinliklerden ormanlara, tarım alanlarından mera ekosistemlerine kadar birçok doğal alan üzerinde kısa vadeli kullanım baskısı oluşturduğunu belirtti. Çölleşme ve kuraklık riskinin giderek arttığı bir dönemde doğal alanların korunmasının ülkenin geleceği açısından belirleyici olduğunun altını çizdi.
TEMA Vakfı ortak hareket çağrısı yaptı
TEMA Vakfı, Kurucu Onursal Başkanlar Hayrettin Karaca ile A. Nihat Gökyiğit'in Mera Kanunu'nun yasalaşması sürecinde önemli katkılar sunduğunu hatırlattı. Vakfın ilk çalışmalarından birinin mera ıslah projeleri olduğunu belirten Deniz Ataç, çölleşme ve kuraklıkla mücadelede başarının mera alanlarının korunması, tahrip olmuş bölgelerin iyileştirilmesi ve sürdürülebilir mera yönetiminin yaygınlaştırılmasıyla mümkün olacağını ifade etti.
Ataç, doğal meraların korunmasının yalnızca bugünkü tarımsal üretim için değil, su varlığının, gıda güvenliğinin ve biyolojik çeşitliliğin geleceği açısından da hayati önem taşıdığını belirterek karar vericileri, yerel yönetimleri ve toplumun tüm kesimlerini bu konuda birlikte hareket etmeye davet etti.





