Bir zamanlar her evin vazgeçilmeziydi duvar saati ve takvim. Evin nabzını tutar, günün ritmini belirlerdi. Saatin tik takları, evin sessizliğinde bir tür güven duygusu yaratırdı. Takvimse yalnızca günleri saymaz; o evin umutlarını, planlarını, notlarını taşırdı.

Bir zamanlar her evin vazgeçilmeziydi duvar saati ve takvim. Evin nabzını tutar, günün ritmini belirlerdi. Saatin tik takları, evin sessizliğinde bir tür güven duygusu yaratırdı. Takvimse yalnızca günleri saymaz; o evin umutlarını, planlarını, notlarını taşırdı.

Bugün ikisi de yavaş yavaş hayatımızdan siliniyor.

Duvar saati artık dekor ürünü… Çoğu evde çalışmıyor bile. Çünkü herkes zamanı telefondan öğreniyor. O eski tik tak sesinin yerini, bildirim sesleri aldı. Evlerin duygusu değişti.

Takvim de aynı akıbeti paylaştı. Kenarına doğum günleri işlenen, önemli tarihlere çarpı atılan, ayın sonuna gelince koparılan o yapraklar… Şimdi uygulamalara yenik düşmüş durumda. Takvimler sadece promosyon ürünü ya da duvar süsü olarak kalıyor.

Aslında kaybolan sadece iki eşya değil;
zamanla kurduğumuz bağ.

Çünkü saat duvarda asılıyken zaman görünürdü. Takvimi her çevirdiğimizde, ayların nasıl geçtiğini fark ederdik. Şimdi zaman avuçlarımızdan sessizce akıp gidiyor; biz de fark etmiyoruz.

Belki de mesele çok basit:
Hayatı dijitalden takip ettikçe, yaşadığımızı hissettiren küçük şeyler eksiliyor.