Gerçeği sadece kendi aramızda fısıldaşmaya, köşelerimizde ise pembe tablolar çizmeye devam edeceksek, o marşı hep bir ağızdan söylemeye devam edelim: Arş arş arş... Tokat Basını Bir adım geriye marş!
Tokat’ın o meşhur çay ocaklarında, dumanı tüten bardakların gölgesinde ne fırtınalar kopuyor bir bilseniz... Kapalı kapılar ardında, kuytu köşelerde kurulan o masalarda her birimiz birer adalet savaşçısıyız. Kim hangi kurumda ne hata yapmış, hangi koltukta oturan aslında o makamı dolduramıyormuş, hangi projenin içi boşmuş; hepsini bir bir döküyoruz masaya. Fısır fısır, hararetli hararetli... Bilmeyen yok, duymayan kalmıyor. Adeta şehrin gerçek vicdanı o masalarda, o fısıltılarda dile geliyor.
Ancak ne hikmetse, o masadan kalkıp klavyenin başına geçince o hararetli diller birden buz kesiyor, o keskin kalemlerin ucu bir sihirli değnek değmişçesine kütleşiyor. Masada aslan kesilip kurumların tozunu atanlar, köşelerine geçince birer "kurumsal muhafız" edasıyla methiyeler dizmeye, alkış tutmaya başlıyor.
Şehrin üzerine karabasan gibi çöken bu garip "dokunulmazlık zırhı" neyin nesidir?
Her bir kalemin, kendine "özel" seçtiği, adeta kutsal ilan ettiği bir kalesi var artık. O kalenin içindeki yanlışları, eksikleri, hantallıkları aslında herkes biliyor; her gün konuşuluyor ama iş kağıda dökmeye gelince kimse o kaleye dokunmaya cesaret edemiyor. Hatta olur da biri çıkıp bu zırhı delmeye, gerçeği haykırmaya kalkarsa; o fısır fısır konuşan koridorlardan aniden bir "toplu linç" ayini yükseliyor. Yanlış yapan değil, yanlışı açığa çıkaran; kral çıplak diyen yerden yere vuruluyor. Kendi günahlarını gizlemek için, doğruyu söyleyenin üzerine çamur atmak ne zamandan beri gazetecilik etiği oldu?
Kendi aramızda "Burada büyük bir hata var, bu iş böyle olmaz" deyip, kamuoyunun karşısına çıkınca "Her şey mükemmel, maşallah" güzellemeleri yapmak gazetecilik midir, yoksa bu şehrin hafızasıyla ve insanıyla dalga geçmek mi? Bu iki yüzlü tavır, Tokat basınını bir adım ileriye değil, uçurumun kenarına sürüklüyor.
Eleştirilmez olan her yapı çürür. Hatası söylenmeyen her yönetici, kendini hatasız sanan bir dev aynasına hapsolur. Bizler, kurumlara "yaranma" ve "aman tadımız kaçmasın" yarışına girdikçe, aslında o kurumların altını oyuyor, şehrin geleceğini bir adım daha geriye itiyoruz. Tokat basını bugün, gerçeği halka anlatmak yerine, kurumlara ücretsiz "halkla ilişkiler" ve "imaj tazeleme" hizmeti verir hale gelmiştir.
Gazeteci, birilerinin duymak istediği ninnileri söyleyen değil; herkesin bildiği ama kimsenin yazmaya cesaret edemediği o "gerçek fısıltıları" manşetin göbeğine çivileyebilendir. Bizim fısıltılarımız o meşhur masaların tozlu örtülerine hapsolup kaldıkça, dışarıda duyulan tek ses; geri geri giden bir zihniyetin marş sesleridir.
Gerçeği sadece kendi aramızda fısıldaşmaya, köşelerimizde ise pembe tablolar çizmeye devam edeceksek, o marşı hep bir ağızdan söylemeye devam edelim:
Arş arş arş... Tokat Basını Bir adım geriye marş!