Artovada Ak Parti İlçe Başkanlığının organize ettiği bayramlaşmada İl Özel İdaresi Meclis Başkanı Ali İhsan Gürel " Türkiye’nin Çelik Kubbesi Recep Tayyip Erdoğan’dır"demişti.

Bayramlaşmaya katılan Milletvekili Mustafa Arslan da "Bu gücü siz Recep Tayyip Erdoğan'a verdiğiniz için bunlar yapıldı" diye eklemişti.

Türkiyemiz bölgede ki ateş çemberi içerisinde bir huzur ülkesi ise, yerli ve milli politikalar sayesinde oldu.

Bilinçli bir siyasi irade ile Türkiye, savunma sanayisiyle bu günlerde düşmanlarının korktuğu, dostlarının güvendiği bir ülke oldu.

Türkiye’nin savunma sanayiindeki muazzam yükseliş, artık sadece teknik bir başarıdan öteye geçerek ulusal bir gurur kaynağımız haline geldi.

Yıllar önce yerli ve milli hayalleri kuran ülkemiz, bugün kurulan hayalleri somut platformlara, envantere giren sistemlere ve rekor kıran ihracat rakamlarına dönüştürdü.

Türk savunma sanayii, adeta bir roket gibi ivme kazandı.

Bayraktar TB2’den başlayan hikâye, artık KIZILELMA ile yeni bir boyuta taşındı.

Türkiye’nin ilk insansız savaş uçağı, bu yıl envantere giriyor, ilk teslimatlar gerçekleşiyor.

Jet motorlu, yüksek manevra kabiliyetli, hava-hava ve hava-yer taarruzunda etkin bir platform…

TCG Anadolu gibi deniz platformlarından kalkıp inebilen, otonom sortiler yapabilen bir görünmez el.

Baykar’ın öz kaynaklarıyla geliştirilen bu proje, dünya havacılığında Türkiye’yi bambaşka bir lige taşıyor.

Yanında KAAN duruyor. Beşinci nesil milli muharip uçağımız.

Test uçuşları tüm hızıyla devam ederken, 2026’da seri üretim sözleşmesi imzalanacak.

Endonezya’ya 48 adetlik potansiyel ihracat anlaşması konuşuluyor.

Altay tankı da sessiz sedasız seri üretime geçti.
Çift haneli teslimatlar bu yıl gündemde. 10 adet T1 konfigürasyonunda tank Kara Kuvvetleri’ne katılacak.

Yabancı motor bağımlılığından kurtulma süreci hızlanıyor; yerli güç grubu entegrasyonuyla Altay, sahada “devlerin sahasında” boy gösterecek hale geliyor.

Denizlerde TCG Anadolu zaten efsaneleşti. Bayraktar TB3’ün gemiden canlı atışları, insansız hava unsurlarıyla donanmış bir amfibi hücum gemisi olarak dünya ilklerinden biri olduğunu kanıtladı. İstif sınıfı fırkateynler (TCG İzmir bu yıl teslim), REİS sınıfı denizaltılar, TF-2000 projesi… Mavi Vatan, artık lafta değil, çelikte ve teknolojide somutlaşıyor.

Hava savunmada Siper Blok II, Hisar ailesi, Sungur ve Gökdoğmuş gibi sistemler katmanlı bir “Çelik Kubbe” oluşturuyor.

Füze ailesi genişliyor. Tayfun, Atmaca, SOM-J, Gökdoğan-Bozdoğan ikilisi… Roketsan’ın seri üretim bandı hiç durmuyor.

Ve rakamlar yalan söylemiyor.

2026’nın ilk iki ayında savunma ve havacılık ihracatı 1 milyar 107 milyon dolara ulaştı; geçen yılın aynı dönemine göre %35’in üzerinde artış.

Şubat’ta tek başına 553 milyon dolar…

Bu, savaş sonrası dönemde bile birçok ülkenin hayal edemeyeceği bir performans.

Peki bu başarıyı neye borçluyuz?

Kararlı siyasi iradeye, Ar-Ge’ye ayrılan kaynaklara, özel sektör-devlet iş birliğine ve en önemlisi genç mühendislerimizin azmine.

Yıllarca “yapamazsınız” denilen şeyler, bugün sahada kendini kanıtlıyor; ihraç ediliyor, müttefik ordular envanterine giriyor.

Türkiye, artık üreten, tasarlayan ve satan bir ülke.

Savunma sanayii, ekonominin lokomotiflerinden biri haline geldi.

Bu ivme devam ederse, 2030’lara gelindiğinde küresel sıralamada çok daha üst sıralarda olacağız.

Gurur duyuyoruz, çünkü bu hikâye bizim.

Ve Türkiye için asıl macera yeni başlıyor.

Vesselam 🇹🇷