Tokat’ın bugün yayla, doğa turizmi, kamp alanı diye keşfettiğimiz dağları, bizim çocukluğumuzun evidir.
Artova’da, Almus’ta, Reşadiye’de, Niksar’da, Erbaa’da, Başçiftlik’te ve Tokat’ın daha nice köyünde insanlar o dağlarda koyun güttü, tarlasını sürdü, çadır kurdu.
Dedesi orada yaşadı, babası orada yaşadı.
Mezarları orada.
Ve benim de mezarım inşallah orada olacak.
O dağın hangi pınarının yazın kurumadığını, hangi yamacında mantar çıktığını, nerede kekik yetiştiğini, hangi patikadan yaylaya çıkıldığını bilirler.
Çünkü orası onlar için doğa değil, hayattır.
Koyun sürüsü, tarla, otlak ve su…
Bunlar olmadan o hayat da yoktur.
Köyleri tek tek mahalle yaptık.
Bugün köylü kendi yaylasında, kendi geçim alanında giderek daha fazla mevzuat ve yasakla karşılaşıyor.
Tarımın devamı için gerekli olan otlaklar, yayla yolları ve su kaynakları kısıtlanıyor.
Geleneksel yaşam alanlarına yapı yapmak neredeyse imkânsız hâle geliyor.
Elektrik, yol ve altyapı sorunları sürüyor.
Sonra da soruyoruz,
“Köyler neden boşalıyor?”
Çünkü köyde yaşamayı, koyun gütmeyi ve tarım yapmayı mümkün olmaktan çıkarırsanız, insanı şehirde yaşamaya mecbur bırakırsınız.
Tarımın ve hayvancılığın devamı, o dağlarda nesillerdir süren emeğin devamıdır.
Koyun bitince tarla da boşa düşer; tarla boşalınca köy de boşalır.
Tokat’ın yaylaları turizme açılsın.
Kamp yapılsın, doğa yürüyüşleri yapılsın, kanyonlar, ormanlar, yaylalar tanıtılsın.
Buna kimsenin itirazı yok.
Ama dışarıdan gelen insanın doğada özgürce dolaşması adına, o coğrafyada nesillerdir yaşayan insanı yok sayamayız.
Köylünün tarlasından izinsiz geçemezsiniz.
Koyunlarının suyunu kirletemezsiniz.
Ormana çöp bırakamazsınız.
Yaylayı kendi ticari faaliyetiniz için kullanırken yöre insanını seyirci konumuna itemezsiniz.
Köylü, kendi ürününü satmalı, kendi yaylasında rehberlik yapmalı, kendi evini mevzuata uygun şekilde turizme kazandırabilmeli.
Koyunculuğu ve tarımı sürdürebilmeli.
Köylünün durumunu yeniden düşünmenin zamanı geçti.
Kaçak yapı ile nesillerdir kullanılan geleneksel yaşam alanını birbirinden ayırın.
Hayvancılık yapanın, yaylacılık yapanın, orman köylüsünün gerçek ihtiyaçlarını ayrı ayrı değerlendirin.
Elektrik, yol, su ve temel altyapı sorunlarına çözüm üretin.
Mesele birkaç ev veya birkaç yayla yolu değil.
Tokat’ın köylerinin, koyunculuğunun ve tarımının geleceği olduğunu bilin.
Bugün bir Tokat yaylasına çıktığınızda sadece ağaçları, tepeleri ve manzarayı görmeyin.
O dağlarda koyun güden, tarla süren insanları da görün.
Bizim için orası hafta sonu gidilecek bir doğa rotası değil.
Dedelerimizin yurdu, babalarımızın emeği, çocukluklarımız ve hayatlarımızdır.
İnsan doğduğu yeri seçemez.
Kiminin anası tarlada doğurmuştur.
Kiminin dedesi yaylada çadır kurmuş, koyun gütmüştür.
Kiminin dört nesli aynı mezarlıkta yatmaktadır.
Ve bugün köylü kendi toprağında şu soruyu soruyor, Ben burada nasıl yaşayacağım?
Koyunumu nasıl güdeceğim, tarlamı nasıl süreceğim?”
Bu soruya cevap vermek zorundayız.
Köylerde az insan var; ya tamamen boşalırsa Tokat’ın hafızası, yaşamı da yok olur.
Dağları, ovaları gözleyen bekçiler de boşalır.
Organik diye yediğiniz, içtiğiniz ne varsa; meyvesi dağdadır, köydedir, koyun otlağındadır.
Köylünün sorunu kağıt üzerinde değil yerinde çözün..
Vesselam…
Hüseyin Kömür