Her Türk vatandaşı doğal olarak ırkının ve neslinin devamıdır. Bu, insanlık var olduğu sürece böyle gelmiş ve kıyamete kadar da böyle gidecektir. Bunun aksini inkâr etmek, kişinin başta tarih bilgileri olmak üzere benliğinden yoksun olduğunun bariz kanıtıdır. Bu şaşmaz bakış açısıyla bakıldığında hiç şüphesiz Türk tarihimizin Göktürklerden Cumhuriyet'e kadar olan sürecinin tamamı Türk'ün tarihî geçmişi, dedesi ve atasıdır. Bu sürecin içinde bir dönemi çıkarmak, kabul etmemek, reddetmek reddi mirasa girse de bu sadece mirası reddeden için geçerli olur. Karşı tarafı bağlamaz ve bağlamamıştır da.

Türkistan bozkırında at koşturan Mete'nin askerleri, Çin ordusuna kafa tutan Kürşat'ın çerileri, Atilla'nın yiğitleri, Osman Gazi'nin gaza erleri, Fatih'in Ulubatlı Hasan'ı, Yavuz'un akıncıları, Kanuni'nin yeniçerileri, Abdülhamid'i, Akşemseddin'i, Mimar Sinan'ı, Genç Osman'ı, Çanakkale'nin Seyit Onbaşısı, Millî Mücadele'nin Sütçü İmam'ı, Mustafa Kemal'in Mehmetçikleri; hepsi de Türk milletinin şanlı tarihinin şanlı kahramanları, askerleri ve dünyaya adlarını altın harflerle yazdıran yiğitleri, hanı, kağanı, sultanı, padişahlarıdır. İyisiyle kötüsüyle bizimdir, ebed bizimdir.

İşte bu bilinçle çocuklarımız okullarımızda yetiştirilmeli, millî tarih şuuru verilmelidir. Bu şanlı dönemlerin tümüne ya da bir veya birkaçına sırtımızı dönerek bir yerlere varılmadığını, varılmayacağını artık anlamamız gerekir. Özellikle tarih şuuru konusuna kesinlikle ideolojik ve siyasi hesaplarla yaklaşılmamalı ve bu konu devlet politikası olarak sürdürülmelidir.

Tarihi ile barışık olmayan bir milletin yaşayıp varlığını sürdürdüğü görülmemiş; bu yaklaşım içinde olan uluslar tarihin derinliklerinde kaybolup gitmişlerdir. Millî Eğitim Bakanlığımız bu doğrultuda müfredat oluşturarak uygulamaya koyma iradesini sonuna kadar sürdürmelidir. Asla bu kutsi yolda geri durmamalı, kuru gürültüye pabuç bırakmamalıdır.

Anadolu'yu işgal edip annenin karnındaki bebeği süngüleyen, köyleri yakıp yıkanları dost; şanlı tarihimizi altın harflerle süsleyen Osmanlı'yı düşman gösterme gayret ve iradesinden derhâl vazgeçilmelidir. Haçlı Seferleri yerine “Haçlı saldırıları” deme ile bu yol açılmıştır. Ok bir kez yaydan çıkmış, hedefi bulmalıdır. Türk insanının beklediği ve umduğu da budur.

Kaldı ki bundan imtina edenlerin samimi oldukları düşünülemez. En hafif tabiri ile siyasi kazanç peşinde oldukları söylenebilir. Ya da gerçek kimlikleri ve niyetlerini gizleyen sinsi kriptolardır. En tehlikelisi de işte bu kriptolardır.

Başta devletimiz, siyasi partilerimiz ve bizlerin uyanık olması, bu kriptolara geçit vermememiz bekamız için hayati önem taşımaktadır. Bizden söylemesi..