Geçen gün internette okudum: “Hep ‘eskiden’ diye başlayan cümlenin arkasından eskiye özlem vardır.” Evet, bu aralar sık sık duyduğumuz bir kelime: “Eskiden…” Şöyleydi, böyleydi; şöyle yapardık, böyle yapardık. Sahi, gerçekten “eski” bu kadar güzel miydi? Geçen sürede insanlar kayıp mı ettiler, yoksa kazanıp da kazançlı mı çıktılar? Hiç bu soruları kendimize sorduk mu? İsterseniz birlikte bu soruların cevabını arayalım değerli okurlarım.
Eskideki yaşam standartları ile bugünün yaşam standartları arasında kıyaslanamayacak kadar büyük farklar var. Eskiden insanların boğazları kendilerine dertti. Evlerde değirmene gidilip zahire temin edilmiş, bir teneke kavurma yapılmış, bir çuval şeker, biraz gazyağı, biraz tuz ile kışlık odun tedarik edilmiş ise o evin işi tamam, kışa hazır demekti. Şimdi ise saymakla bitmiyor evin ihtiyaçları.
Ne kadar ihtiyaç çoğalmışsa refah da o kadar artmış demektir. Eskiden doktor yüzü görmek neredeyse imkânsız bir şeydi. Sorunlar karı-koca ilaçları ile giderilmeye çalışılırdı. Şimdi ise hekim seçme hakkımız bile var. Şehir hastanelerinde insanlar tedavi oluyor. Çok eskiden okur yazarlık bir lüks iken bugün okuma yazma oranı neredeyse yüzde yüze ulaştı. Her şehirde üniversite var, milyonlarca öğrenci okullarda eğitim görüyor.
Şimdi eğitimin belli bir dönemine kadar kitapları bile devlet bedava veriyor, eskiden kitap nerede, defter neredeydi? Gazete kâğıdı ile ciltlemeye çalışırdık bulduğumuz kitap ve defterlerimizi. Ulaşım aracı eskiden at, eşek, katır daha sonraları kamyonlardan bozma otobüsler ile minübüslerden oluşuyordu. Bu gün artık taksi ve otobüs sıradanlaştı; hızlı tren ve uçak olağan olmaya başladı. Toplum uçak ile tanıştı. İnternet ile dünya ayağınızın altına geldi, insanoğlu alışverişini evinden yapar hale geldi.
Eskiden köylerde elbise bulup giyinmek lüks sayılırken Sümerbank mağazalarından çekilişle pazen, basma kumaş alınırdı. Oysa bugün giyimde neredeyse sınır tanımaz olduk. Dünyada tekstil alanında lider pozisyona geçtik.
Kısaca insanoğlunun yaşamsal ihtiyaçlarının temini noktasında eski ile yeni devir mukayese edilemeyecek kadar farklıdır. Şimdi yaşam daha kolay ve konforlu; eski ise daha zor ve cefalıydı.
Ömür ortalaması erkeklerde 45-55 civarındayken bugün 80'i aştı. Rahmetli dedemin 55 yaşları civarındaki resmine bakınca 90 yaşında sanırsın. Bugün benim yaşım çoktan haddi aştı. Bu yaş artık orta yaş sayılıyor.
Şimdi hâl böyle iken neden bu denli eskiye özlem duyuluyor? Kanımca tek ve net cevabı, insanlar varlıkların içerisinde yalnızlaştı da ondan. Çocukluktan itibaren üstelik bu başladı. Zira sokakta çocuk kalmadı. Evlerde varsa o da tek çocuk. Üstüne ölesiye titriyor ebeveynleri; sokağa salmak nerede? Bir zaman sonra çocuk zaten teknoloji esiri olup çıkıyor.
Bu defa salsan da çıkmıyor sokağa. Arkadaşlık, iletişim yok. Komşuluk, akrabalık, bacı, kardeşlik yok. Kapı komşusunu kimseler tanımıyor. Artık cenaze işi de tamam; belediyeye haber ver, gelsin alıp götürsünler. Düğün dernek ise gösteriş aracı oldu; samimiyet kalkmış, takılan ve verilen her şey kayıt altında.
Ünlü Türk kökenli Alman edebiyatçı Goethe, “Kendine ait küçük bir ev ve karakterli bir eş: dünyanın tüm altın ve incilerine bedeldir.” dese de ne yazık ki bir zaman sonra bunlar da dünyaya bedel olmuyor. İnsan, beşerî ilişkilere ihtiyaç duyuyor. Bu olmayınca işte böyle eski günlere olan özlemi artıyor.
Kısaca eskide var olan insanlık, beşerî ilişkiler ve yardımlaşma şimdiki zamanda ölmüş. Kim öldürmüş derseniz eğer, hep beraber öldürdük. Kimse kendini temize çıkarmasın. Olay bundan ibaret.
Vesselam.