Bir toplumun geleceğini görmek istiyorsak, yetiştirdiği gençliğe bakmamız yeterlidir.

Gençlerini iyi yetiştiren toplumlar geleceğini güvence altına alır.

Çünkü bir ülkenin yarınları, bugün yetişen nesillerin bilgi, ahlak, karakter ve sorumluluk anlayışı üzerine inşa edilir.

Bu nedenle gençlere yalnızca “Siz bizim geleceğimizsiniz.” demek yeterli değildir.

Onlara iyi bir eğitim, doğru rehberlik, fırsat ve sorumluluk vermek; yeteneklerini keşfetmelerine ve hayallerini gerçekleştirmelerine imkân sağlamak gerekir.

Çünkü güçlü bir Türkiye; bilgili, ahlaklı, üretken, ideal sahibi ve sorumluluk duygusu gelişmiş nesillerin omuzlarında yükselecektir.

BAŞARI, SADECE İSTEMEKLE GELMEZ

Bir işte başarılı olmak, yalnızca istemekle mümkün değildir.

Başarı; heyecanla başlar, kararlılıkla güçlenir, plan ve programla şekillenir; emek, sabır ve gayretle sonuca ulaşır.

İnsan yaptığı işi öylesine benimsemelidir ki, hedefi gündüz düşüncelerine, hayali geceleri rüyalarına kadar girmelidir.

Ancak çok çalışmak da tek başına yeterli değildir.

İstişare etmek, daha önce aynı yollardan geçmiş insanların tecrübelerinden yararlanmak, doğru ile yanlışı ayırt edebilmek ve atılan her adımın sonucunu önceden değerlendirmek gerekir.

Bilgi ile tecrübeyi, akıl ile emeği, sabır ile gayreti bir araya getiren insan; yalnızca çalışan değil, ne için çalıştığını bilen insandır.

İşte asıl fark burada ortaya çıkar.
Mesele sadece bir işi yapmak değil, yapılan işin neye hizmet ettiğini sorgulamaktır.

“Benim yaptığım bu iş kime, ne kazandırıyor?” sorusunu kendimize sorabilmeliyiz.

Çalışmamız;
Bize ne kazandırıyor?
Ailemize ve çevremize ne katıyor?

Topluma bir fayda sağlıyor mu?
Maddi veya manevi bir değer üretiyor mu?
Bir problemi çözüyor, bir ihtiyacı karşılıyor ya da bir insanın hayatına dokunuyor mu?

Ülkemizin geleceğine katkı sunuyor mu?
Bu sorulara vereceğimiz cevaplar, hayatımızın yönünü de belirleyecektir.

SADECE TÜKETEN DEĞİL, DEĞER ÜRETEN

Geleceğin dünyasında yalnızca tüketen, hazırı bekleyen ve başkalarının ürettiklerini kullanan bir nesle ihtiyacımız yok.

Hayal eden, düşünen, araştıran, sorgulayan, öğrenen, geliştiren ve ürettikleriyle topluma değer katan insanlara ihtiyacımız var.

Bilgiyi üretime, üretimi ekonomik değere, ekonomik değeri ise toplumsal faydaya dönüştürebilen bir gençlik yetiştirmeliyiz.
Genç insan, yaşadığı topluma yük olmaktan ziyade, mümkün olduğunca yük alan insan olmalıdır.

Ailesinin sıkıntısını paylaşmalı, çevresindeki sorunlara duyarsız kalmamalı, ülkesinin ihtiyaçlarını görmeli ve çözümün bir parçası olmayı istemelidir.

Üreten…
Kazandıran…
Geliştiren…
İyileştiren…
Çözüm arayan…
Sorumluluk üstlenen…
Etrafına güven veren…
Ve arkasında güzel eserler bırakan bir nesil…

İşte ihtiyacımız olan gençlik budur.

GENÇLERE NE VERMELİYİZ?

Gençlerimize yalnızca diploma vermek, onları hayata hazırlamaya yetmez.
Onlara hedef göstermeliyiz.

Sorumluluk vermeliyiz.
Çalışma ahlakını öğretmeliyiz.

İstişarenin ve ortak aklın değerini anlatmalıyız.

Tecrübenin, emeğin ve sabrın önemini hissettirmeliyiz.
Zamanın geri dönmeyen en değerli sermaye olduğunu öğretmeliyiz.

En önemlisi de şu soruyu kendilerine sordurmalıyız:
“Ben hayatımı ne için yaşıyorum ve geride ne bırakacağım?”

Çünkü insanın hayatı, yaptığı işlerin çokluğuyla değil; ortaya koyduğu anlam ve sağladığı faydayla değer kazanır.

Ömrünü boş ve lüzumsuz uğraşlarla tüketmek yerine zamanını, enerjisini ve kabiliyetlerini doğru hedeflere yönlendiren bir nesil yetiştirmeliyiz.

BUGÜNÜN GENCİ, YARININ TÜRKİYE'SİDİR

Bugünün gençleri yarının yöneticileri, bilim insanları, öğretmenleri, mühendisleri, çiftçileri, sanatçıları, girişimcileri ve kanaat önderleridir.

Bugün onların zihnine ne koyarsak, yarın toplum olarak onu görürüz.

Bugün hangi değerleri benimsetirsek, yarının Türkiye'sini de o değerler şekillendirir.
Öyleyse hedefimiz yalnızca başarılı bireyler yetiştirmek olmamalıdır.

Başarısını faydaya dönüştüren insanlar yetiştirmeliyiz.

Sadece diploma sahibi değil; bilgi sahibi, ahlak sahibi, sorumluluk sahibi ve ideal sahibi nesiller yetiştirmeliyiz.

Sadece kendisi için kazanan değil; ailesine, çevresine, toplumuna ve ülkesine de kazandıran insanlar yetiştirmeliyiz.

Çünkü güçlü bir ülkenin en büyük sermayesi yalnızca yer altındaki madenleri, sahip olduğu doğal kaynakları veya ekonomik zenginlikleri değildir.

Bütün bunların üzerinde, geleceği inşa edecek en değerli sermaye;
iyi yetişmiş, çalışkan, üretken, ahlaklı, ideal sahibi ve sorumluluk bilinci taşıyan gençlerdir.

Unutmayalım:
Bugünün gençliğini nasıl yetiştirirsek, yarının Türkiye'sini de öyle inşa ederiz.

Öyleyse gençlerimize yalnızca geleceği emanet etmeyelim.
Onları, o geleceği inşa edecek donanım, ahlak, ideal ve sorumlulukla yetiştirelim.

Çünkü bizim ihtiyacımız olan gençlik, hayatın yükünü başkalarının omuzlarına bırakan değil;
yük alan, sorumluluk üstlenen, değer üreten ve ülkesinin geleceğine omuz veren bir gençliktir.