Tüketicinin sağlığı üreticinin insafına bırakılabilir mi?
Bu soruyu artık daha yüksek sesle sormamız gerekiyor.
Çünkü konu yalnızca domatesin, elmanın, üzümün ya da biberin üzerinde kalan birkaç miligramlık kimyasal değildir.
Konu; toprak, su, çevre, insan sağlığı ve gelecek nesillerin güvenliği meselesidir.
Pestisitler, tarımsal üretimde hastalık, zararlı ve yabancı otlarla mücadelede önemli araçlardır.
Doğru ürünün, doğru dozda, doğru zamanda ve doğru teknikle kullanılması halinde verim ve kaliteyi korumada önemli katkılar sağlar.
Ancak yanlış, aşırı ve kontrolsüz kullanıldığında işin rengi değişir.
İşte o zaman pestisit; insan sağlığı, hayvanlar, faydalı canlılar, toprak, su ve çevre açısından ciddi bir risk haline gelebilir.
ÇOCUKLARIMIZ İÇİN DAHA FAZLA DİKKAT!
Geçtiğimiz günlerde kamuoyuna yansıyan bir araştırma, pestisit konusunun neden daha ciddi ele alınması gerektiğini bir kez daha gösterdi.
Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Bayram, yaptıkları araştırmada lösemili çocukların kemik iliğinde, sağlıklı çocuklara göre daha fazla pestisit kalıntısı saptandığını açıkladı.
Elbette bu bulgu, “pestisitler lösemiye neden oluyor”
şeklinde kesin bir hüküm vermek için tek başına yeterli değildir.
Ancak görmezden gelinemeyecek kadar önemli bir uyarıdır.
Bilimsel araştırmalar, bazı pestisitlere yüksek düzeyde ve uzun süre maruz kalmanın bazı kanser türleri, sinir sistemi, üreme sağlığı ve gelişim açısından risk oluşturabileceğine işaret etmektedir.
Üstelik insan sağlığını etkileyen sonuçlarda genetik yapı, çevresel faktörler ve yaşam tarzı gibi pek çok etkenin de rol oynadığı unutulmamalıdır.
O halde yapılması gereken bellidir:
Riski azaltmak, denetimi artırmak ve bilinçli üretimi yaygınlaştırmak.
ÇİFTÇİYİ SUÇLAMAK ÇÖZÜM DEĞİL
Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Ortada bir yanlış varsa, yalnızca çiftçiyi suçlamak çözüm değildir.
Üreticiyi yanlış zamanda, yanlış dozda ve yanlış ürünle ilaç kullanmaya sürükleyen anlayış da masaya yatırılmalıdır.
Çiftçinin önemli bir bölümü sağlıksız gıda üretmek istemez.
Tam tersine, kendi ailesinin tükettiği ürünü nasıl koruyorsa pazara sunduğu ürünü de güvenli üretmek ister.
Bilgi eksikliği, ekonomik baskılar, zararlıların yoğunluğu, yanlış tavsiyeler ve yetersiz denetim bir araya geldiğinde ise sorun büyür.
Bu nedenle çözümün adı sadece ceza olmamalıdır.
Çözüm;
Eğitim, bilinçlendirme, izlenebilirlik, reçeteli kullanım, etkin denetimdir.
TARLADAN SOFRAYA KADAR TAKİP
Bir üreticinin hangi tarlada, hangi ürünü yetiştirdiğini biliyorsak; hangi pestisiti, ne zaman ve hangi dozda kullandığını da bilmeliyiz.
Teknoloji artık buna imkân veriyor.
Bir üründe limit üstü kalıntı tespit edildiğinde yalnızca ürünü toplamak veya imha etmek yeterli değildir.
Suçlu aramaktan önce, meselenin özüne inip şu soruyu sormalıyız:
Bu kalıntı hangi yanlışların sonucu olarak ortaya çıktı?
Hangi üretici?
Hangi tarla?
Hangi ilaç?
Hangi bayi?
Hangi doz?
Hangi tarihte uygulandı?
Hasada ne kadar süre kala kullanıldı?
Bunların tamamı geriye doğru izlenebilmelidir.
“B-REÇETE” DÖNEMİ
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hayata geçirilen Bitki Reçetesi (B-REÇETE) uygulaması,
1 Temmuz 2026 itibarıyla pestisit kullanımında önemli bir dönemin başlangıcını oluşturuyor.
Amaç, zirai mücadele ürünlerinin gelişigüzel kullanımının önüne geçmek ve kullanımı daha kontrollü hale getirmek.
Nasıl insan sağlığında ilaçlar doktor tavsiyesi ve reçete doğrultusunda kullanılıyorsa, tarımsal mücadelede de doğru ürünün doğru zamanda ve doğru dozda kullanılmasının sağlanması büyük önem taşıyor.
B-REÇETE'nin başarısı ise yalnızca sistemin kurulmasına değil, sahada etkin uygulanmasına bağlı olacaktır.

İLAÇLAMA SON ÇARE OLMALI
Tarımda yıllardır savunduğumuz Entegre Mücadele anlayışı burada daha da önem kazanıyor.
Her böcek görüldüğünde ilaçlama yapılmaz.
Her hastalık belirtisinde kimyasal mücadeleye başvurulmaz.
Önce zararlı izlenmeli, ekonomik zarar eşiği değerlendirilmeli;
kültürel, biyolojik ve mekanik mücadele yöntemlerinden yararlanılmalıdır.
Kimyasal mücadele gerçekten gerekli olduğunda ise;
Doğru ilaç, doğru doz, doğru zaman ve doğru teknik…
İşte güvenli üretimin temel kuralı budur.
Güvenilir gıda, market rafında değil, tarlada başlayan bir süreçtir.
Bu nedenle denetimin yalnızca ürün tüketiciye ulaştığında değil, üretimin her aşamasında etkin biçimde sürdürülmesi gerekir.
Elbette Tarım ve orman Bakanlığının ilgili teknik personeli sahada ve tarlalarda gerekli kontrolleri etkin bir şekilde yapıyor.
Ancak bugün ihtiyacımız olan, yapılan denetimleri daha da güçlendirmek; üreticiyi bilinçlendiren, kayıt ve izlenebilirliği sağlayan, riskli uygulamaları daha ürün hasat edilmeden tespit eden bütüncül bir denetim sistemidir.
Zirai ilaç bayileri etkin denetlenmeli, üreticilerin pestisit kullanım kayıtları tutulmalı, hasat öncesi kontroller daha da artırılmalı, riskli ürünlerde analizler sıklaştırılmalıdır.
Toprak ve su kaynakları düzenli izlenmeli, boş pestisit ambalajlarının çevreye bırakılması önlenmelidir.
Ancak bütün bunlar yapılırken çiftçi yalnız bırakılmamalıdır.
Çünkü bilinçli üretici, güvenilir gıdanın en güçlü güvencesidir.
ARTIK SORUYU DEĞİŞTİRMELİYİZ
Tarım politikalarında yıllardır soruyoruz:
“Ne kadar ürettik?”
Artık bunun yanına şu soruları da koymalıyız:
Ne kadar güvenli ürettik?
Toprağımızı ne kadar koruduk?
Suyumuzu ne kadar kirlettik?
Ürünümüzde ne kadar kalıntı var?
Çiftçimizi ne kadar bilinçlendirdik?
Çocuklarımıza nasıl bir çevre bırakıyoruz?
Çünkü tarımsal üretimin başarısı yalnızca tarladan çıkan tonlarla ölçülemez.
Gerçek başarı; bol, kaliteli, ekonomik, çevreye duyarlı ve güvenilir gıda üretebilmektir.
Tüketici olarak bizlere de görev düşüyor.
GÜVENİLİR GIDA İÇİN TÜKETİCİNİN 7 ALTIN KURALI
1. Ambalajına bakın.
Ambalajı yırtılmış, açılmış, şişmiş veya zarar görmüş ürünleri satın almayın.
2. Etiketini okuyun.
Ürünün içeriğini, üretici bilgilerini, Son Tüketim Tarihi (STT) veya Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi'ni (TETT) mutlaka kontrol edin.
3. Saklama koşulunu kontrol edin.
Soğukta veya dondurucuda muhafaza edilmesi gereken ürünlerin uygun sıcaklıkta saklandığından emin olun.
4. Bakanlık kayıt ve onayını arayın.
Hayvansal ürünlerde Bakanlık onay numarasına, diğer kayıtlı gıdalarda ise İşletme Kayıt Numarası'na (İKN) dikkat edin.
5. Meyve ve sebzeyi seçerek alın.
Çürümüş, küflenmiş, ezilmiş veya bozulma belirtisi gösteren yaş meyve ve sebzeleri satın almayın.
Taze ve uygun koşullarda sergilenen ürünleri tercih edin.
6. Meyve ve sebzeyi tüketmeden önce iyice yıkayın.
Özellikle çiğ tüketilecek ürünleri bol temiz, akan su altında iyice yıkayın. Temizlik kadar, uygun koşullarda saklanması ve kısa sürede tüketilmesi de önemlidir.
7. Şüpheli gıdayı satın almayın, gördüğünüz olumsuzluğu bildirin.
Gıda güvenliğiyle ilgili şüpheli durumlarda ALO 174 Gıda Hattı'nı arayınız.
UNUTMAYALIM!
Güvenilir gıda sofraya gelene kadar hepimizin sorumluluğudur.
Üretici doğru üretmeli, işletme doğru muhafaza etmeli, satıcı uygun koşullarda satış yapmalı, tüketici ise seçerken, gıda, sağlıklı bir toplumun temelidir.
Unutmayalım:
Sağlığımız bize Allah’ın emanetidir.
Bu emaneti korumak; üreticinin, devletin, sektörün ve tüketicinin ortak sorumluluğudur.
Çünkü mesele sadece bugünkü soframız değildir.
Mesele, çocuklarımızın yarın hangi sofraya oturacağıdır.
Ve unutmayalım:
GÜVENİLİR GIDA BİR LÜKS DEĞİL, HER İNSANIN EN TEMEL HAKKIDIR.