Yoğun trafik, yoğun stres demektir. Tokat'ta ise son yıllarda ikisini de fazlasıyla yaşıyoruz.
“Trafiğe değil, ulaşıma çözüm bulunur” sözü sanki Tokat için söylenmiş.
Çünkü yalnızca yolları genişleterek, yeni kavşaklar, üst ve alt geçitler yaparak trafik sorununu çözmeye çalışmak çoğu zaman sorunu ortadan kaldırmak değil, bir sonraki noktaya taşımaktır. Yol kapasitesi arttıkça otomobil kullanımı da artmakta, araç sayısı arttıkça yeni yol ihtiyacı doğmakta ve sorun bir süre sonra yeniden karşımıza çıkmaktadır. O halde soruyu değiştirmemiz gerekiyor: “Tokat'ın trafiğini nasıl rahatlatırız?” değil, “Tokat'ın ulaşımını nasıl doğru yönetiriz?”
İğneyi biraz da kendimize batıralım: Trafik sorununu yalnızca yolların yetersizliğiyle açıklamak kolayımıza geliyor. Oysa mesele bundan çok daha büyüktür. Tokat'taki trafik sorunu aynı zamanda kentlilik kültürümüzün, toplumsal davranışlarımızın ve kurallara bakışımızın bir yansımasıdır.
Bulvarda yan yana park eden de bu sorunun parçasıdır, kırmızı ışıkta geçen de, yaya geçidinde yayaya yol vermeyen de, kaldırımı ve engelli geçiş yerini araç park yeri olarak kullanan da...Kısa mesafelerde bile otomobile yönelen, toplu taşımayı yeterince tercih etmeyen ve kurallara uymadığı halde trafikten şikâyet eden bizler de bu sorunun bir parçasıyız.
Trafik, biraz da toplumun aynasıdır. Bu nedenle trafik sorunu aynı zamanda bir kent kültürü ve kentlilik bilinci sorunudur. Kent kültürünün olmadığı yerde kent görgüsüzlüğü vardır. Ki bu gibi bir yere de “kent” denmez.
Denetim yoksa kuralın anlamı kalmaz: Elbette trafik yönetiminde teknolojinin de önemli bir yeri var. Akıllı kavşaklar, yeşil dalga sistemleri, dijital trafik izleme ve veri temelli ulaşım planlaması Tokat'ın geleceğinde mutlaka değerlendirilmelidir. Ancak bunlardan önce çözmemiz gereken daha temel bir konu var: Kuralların uygulanması.
Özellikle GOP Bulvarı'nda zaman zaman karşılaştığımız yan yana (çift sıra) parklar, trafik akışını ciddi biçimde etkiliyor. Öyle ki bazı noktalarda belediye otobüslerinin ilerleyebilmek için karşı şeride taşmak zorunda kaldığını görüyoruz.
Daha da önemlisi, kural ihlallerinin giderek normalleştiğine tanık oluyoruz. Bu durum yalnızca trafik açısından değil, toplumun hukuk ve kamu düzenine bakışı açısından da önemlidir. Trafik kurallarına uymak aslında başkasının hakkına saygı göstermektir. Kırmızı ışıkta durmak, yaya geçidinde yayaya öncelik vermek, otobüs durağını işgal etmemek, engelli rampasının önüne araç bırakmamak; bunların tamamı kamusal alanda birlikte yaşamanın gereğidir.
Kuralların ihlal edilmesi ve ihlallerin karşılıksız kalması ise toplumda tehlikeli bir düşünce oluşturur: “Nasıl olsa bir şey olmaz.” İşte asıl mücadele edilmesi gereken anlayış budur.
Denetim etkin, adil ve herkese eşit uygulanmalıdır. Bir kişinin siyasi, sosyal veya ekonomik konumu trafik kuralları karşısındaki durumunu değiştirmemelidir. Kural kişiye göre değişiyorsa, orada artık kural değil ayrıcalık ve kargaşa vardır.
Trafik sadece trafik değildir: Kent içi ulaşım sistemini insan vücudundaki dolaşım sistemine benzetebiliriz. Dolaşım sistemindeki bir problem nasıl bütün vücudu etkiliyorsa, ulaşım sistemindeki aksaklıklar da kentin bütün hayatını etkiler. Ekonomiyi, esnafı, toplu taşımayı, çevreyi, insan sağlığını, zamanımızı ve psikolojimizi etkiler.
Bu nedenle trafik sorununa yalnızca “araçların hareketi” olarak bakmak büyük bir yanılgıdır. Trafik; ekonomi, çevre, sağlık, eğitim, hukuk, psikoloji, sosyoloji ve kent kültürüyle doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla çözüm de yalnızca asfalt ve kavşaktan geçmemelidir.
Tokat'ın kendi ulaşım modeli olmalı: Her kentin ulaşım problemi kendine özgüdür. Tokat'ın nüfusu, kent merkezinin yapısı, ticari bölgeleri, okul ve kamu kurumlarının dağılımı, otopark kapasitesi, toplu taşıma sistemi ve insanların günlük hareket alışkanlıkları dikkate alınarak Tokat'a özgü bir ulaşım modeli oluşturulmalıdır.
Bu model; kısa, orta ve uzun vadeli hedefler belirlemeli, trafik yoğunluğunu veriyle analiz etmeli, otopark politikasını yeniden ele almalı, toplu taşımayı güçlendirmeli, yaya ve bisiklet ulaşımını geliştirmeli, akıllı kavşak ve sinyalizasyon sistemlerini yaygınlaştırmalı, etkin ve eşit denetim sağlamalıdır.
Asıl ihtiyacımız kentlilik bilinci: Ancak bütün bunların yanında çok daha önemli bir konu vardır: İnsan davranışı. İnsanlar kendi aracını kullanmak zorunda olmadığında toplu taşımayı tercih etmeli; zaman ve mevsim uygun olduğunda bisiklete binebilmeli; kısa mesafelerde güvenli biçimde yürüyebilmelidir.
Bunun için elbette altyapı gerekir. Ama sadece altyapı yetmez. Davranış değişikliği de gerekir.
Kaldırıma araç park etmemek, bulvarda yan yana araç park etmemek, yaya geçidinde yayaya öncelik vermek, otobüs durağını işgal etmemek, gereksiz yere korna çalmamak, kısa mesafelerde yürümeyi tercih etmek ve kamusal alanın yalnızca bize ait olmadığını bilmek...
Bunların tamamı kentlilik bilincinin parçalarıdır. Bu nedenle trafik kültürü; okullarda, sürücü eğitimlerinde, kamu spotlarında ve kent genelindeki bilinçlendirme çalışmalarında ele alınmalıdır. Çünkü trafik kültürü bir günde oluşmaz. Ama her gün yeniden üretilebilir.
Son söz: Tokat'ın trafik sorununu yalnızca daha fazla yol yaparak çözemeyiz. Daha fazla yol, daha fazla kavşak, daha fazla üst ve alt geçit bir noktadan sonra yine daha fazla araç ve daha fazla trafik anlamına gelebilir.
Bu nedenle Tokat'ın ihtiyacı yalnızca yeni yollar değil; yeni bir ulaşım anlayışıdır. Yalnızca daha fazla denetim değil; daha güçlü bir trafik kültürüdür. Yalnızca mühendislik çözümleri değil; davranış değişikliğidir. Ve yalnızca yöneticilerin çabası değil; hepimizin sorumluluk almasıdır.
Çünkü trafik aynadır. Kente nasıl bakıyorsak, trafikte de öyle davranıyoruz. O yüzden belediyeyi, polisi, yolları ve kavşakları eleştirmeden önce biraz da kendimize bakalım. İğneyi önce kendimize batıralım.
Belki de Tokat'ın trafik sorununu çözmenin ilk adımı tam olarak buradan geçiyordur.