Siyasette çoğu zaman sadece sonucu görüyoruz. Bir yol yapılmışsa, “yaptılar” diyoruz. Bir hastane yükseliyorsa, “yatırım geldi” diyoruz. Bir sanayi alanı açılmışsa, “şehir büyüyor” diyoruz.

Ama çoğu zaman şu soruyu sormuyoruz: Bütün bunların gerçekleşmesi için o şehrin milletvekili ne kadar uğraştı, hangi kapıları çaldı, hangi bürokratik engellerle karşılaştı ve neden bazı işler istendiği kadar hızlı sonuçlanmadı? Bütün bunlarla uğraşırken uykuları kaçtı mı? Belki de Tokat açısından meseleye biraz buradan bakmak gerekiyor.

Çünkü bugün Tokat Milletvekili Mustafa Arslan'ın açıklamalarına ve yürüttüğü çalışmalara bakıldığında, şehri adına çaba gösteren, yatırımların peşine düşen ve ilgili bakanlıklarla temas kuran bir milletvekili profili görülüyor.

Elbette bu, Tokat'ta her şeyin yolunda olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine... Tokat'ın hâlâ bekleyen çok sayıda işi olduğunu gösteriyor.

Milletvekili yatırımın sahibi değildir

Türkiye'deki siyasal sistemde bir milletvekilinin yapabilecekleri ile yapamayacakları arasında çoğu zaman gözden kaçırdığımız önemli bir fark var. Milletvekili talep eder. Takip eder. Bakanla görüşür. Bürokratla konuşur. Dosya hazırlar. Yatırımın önünü açmaya çalışır. Şehrinin ihtiyacını Ankara'nın gündemine taşır.

Ama çoğu yatırımın kararını tek başına veremez. Bütçeyi tek başına tahsis edemez. İhaleyi tek başına yapamaz. Kamulaştırmayı tek başına sonuçlandıramaz. Bürokratik süreçleri tek başına ortadan kaldıramaz. İşte tam da bu nedenle bir milletvekilinin başarısını yalnızca “kaç proje tamamlandı?” sorusuyla ölçmek eksik bir değerlendirme olabilir.

Asıl soru bazen şudur: O milletvekili, şehrinin ihtiyacı olan projelerin gerçekleşmesi için ne kadar mücadele etti?

Tokat'ın en büyük problemi: İhtiyaç ile karar arasındaki mesafe

Ben tamamen katılmasam, asıl sorunun kendilerini bizzat geliştiremeyen ve ”sanayici olma, kurumsallaşma, ve markalaşma” süreçlerini tamamlamayan ama kendilerini sanayici olarak tanımlayan iş insanlarından kaynaklandığını düşünsem de, Sayın Mustafa Arslan, Tokat'ın sanayi yatırımlarındaki en önemli yapısal sorunlardan birinin kamu arazisi yetersizliği olduğunu söylüyor.

Tokat'ın yüzölçümünün yüzde 48'inin orman, yüzde 47'sinin tarım arazisi olduğunu; tarım alanlarının önemli bölümünün de koruma altında bulunduğunu ifade ediyor. Dolayısıyla mesele sadece “Tokat'a sanayi bölgesi yapalım” demek kadar kolay değil.

Arazi bulacaksınız. Tarım alanlarını koruyacaksınız. Kamulaştırma maliyetini hesaplayacaksınız. Demiryolu bağlantısını düşüneceksiniz. Su kaynaklarını değerlendireceksiniz. Lojistiği planlayacaksınız. İnsan kaynağını hesaba katacaksınız. Ve bütün bunların sonunda merkezi idarenin ilgili kurumlarından gerekli kararları ve bütçeyi çıkaracaksınız.

Arslan'ın açıklamalarında Sanayi Koridoru' nun ikinci fazı için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı nezdinde çalışmalar yürütüldüğü görülüyor.

Burada dikkat çekici olan şudur: Milletvekili mücadele ediyor fakat sistemin karar üretme hızı, milletvekilinin siyasi iradesinden daha yavaş olabiliyor.

Ankara'da çaba, Tokat'ta bekleyiş

Bu durum yalnızca sanayi için geçerli değil. Çamlıbel Tüneli... Tokat-Niksar yolu... Kuzey Çevre Yolu... Turhal Güney Çevre Yolu... 750 yataklı şehir hastanesi... Yeni stadyum... Tarım ve sulama yatırımları... Bunların her biri Tokat'ın gelişimi açısından önemli..

Ancak bunların tamamında aynı soru karşımıza çıkıyor: “Ne zaman?” İşte siyaset ile vatandaş arasındaki en büyük fark ya da gerilim de burada başlıyor.

Milletvekili “takip ediyoruz” diyor. Bürokrasi “çalışıyoruz” diyor. Bakanlık “planlıyoruz” diyor. Vatandaş ise haklı olarak: “Peki ne zaman bitecek?” diye soruyor. Elbette bu soruyu sormak, milletvekilinin çabasını inkâr etmek değildir. Tam tersine... Milletvekilinin çabasını doğru yere oturtmaktır.

Başarı sadece sonuç mudur?

Siyasetin en haksız taraflarından biri şudur: Bir siyasetçi yıllarca bir yatırımın peşinden koşabilir. Onlarca görüşme yapabilir. Bakanlık kapılarını aşındırabilir. Bürokratlarla toplantılar gerçekleştirebilir. Ancak yatırım geciktiğinde vatandaş yalnızca gecikmiş sonucu görüyor. Kimse Ankara'da geçen o zamanı görmüyor. Kimse kaç görüşme yapıldığını bilmiyor. Kimse hangi dosyanın hangi masada beklediğini bilmiyor. Kimse bir yatırımın önündeki bürokratik engelin kaldırılması için kaç kez girişimde bulunulduğunu görmüyor.

Dolayısıyla siyasetçinin çabasını değerlendirirken yalnızca kurdeleyi kesildiği günün fotoğrafına bakmak doğru değildir. Bazen asıl siyasi mücadele, kurdele kesilmeden önce yaşanır.

Fakat burada başka bir gerçek daha var

Bütün bunları söylerken bir başka gerçeği de gözden kaçırmamak gerekiyor.

Bir milletvekilinin iyi niyetli ve çalışkan olması, şehrin sorunlarının çözülmesi için tek başına yeterli değildir. İğneyi önce kendimize batırmamız gerekir. Çünkü şehirler yalnızca Ankara'dan gelen yatırımlarla gelişmez.

Yerel yönetimlerin planlama kapasitesi gerekir. Kamu kurumlarının koordinasyonu gerekir. Üniversitenin katkısı gerekir. Ticaret ve sanayi odasının vizyonu gerekir. Sivil toplumun dinamizmi gerekir. Özel sektörün yatırım iştahı gerekir. Sermayeyi faize değil, yatırıma yönlendirecek yatırımcı gerekir. gerekir. Ve bütün bunların üzerinde “ortak bir şehir vizyonu” gerekir.

Bir milletvekili çabaları sonucu Ankara'da kapı açabilir. Ama o kapıdan geçecek projeyi şehir olarak hazırlamak zorundayız.

O halde mesele Mustafa Arslan meselesinden daha büyük

Belki de Mustafa Arslan üzerinden konuşmamız gereken asıl konu Mustafa Arslan'ın kendisi değildir. Asıl mesele şudur: Bir şehrin kalkınmasını yalnızca milletvekilinin Ankara'daki siyasi gücüne bağlamak doğru mudur? Bence değildir.

Milletvekili elbette güçlü olacak. Ama şehir de güçlü olacak ve milletvekiline güç verecek. Milletvekili yatırım isteyecek. Ama şehir de yatırım için hazırlanmış projeler sunacak. Milletvekili bakanlıkla görüşecek. Ama yerel yönetim uygulanabilir planı ortaya koyacak. Milletvekili Ankara'da takip edecek. Ama Tokat'taki kurumlar aynı hedef doğrultusunda birlikte hareket edecek.

Aksi halde bütün yükü bir milletvekilinin omuzlarına bırakır, sonra da istediğimiz yatırım zamanında gelmediğinde yalnızca onu eleştiririz. Bu kolaydır. Ama gerçekçi değildir.

Tokat'ın ihtiyacı yeni bir siyaset dili

Tokat'ın artık “Ankara'dan ne alabiliriz?” siyasetinden biraz daha ileri gitmesi gerekiyor. “Tokat olarak ne istiyoruz?” sorusunu sormalıyız. Daha sonra “Bunu nasıl gerçekleştireceğiz?” demeliyiz.

Ve en sonunda “Kim, hangi tarihte, hangi sorumluluğu üstlenecek?” diye sormalıyız.

İşte o zaman siyaset, beklenti yönetiminden proje yönetimine dönüşür. Milletvekili de yalnızca yatırım isteyen kişi olmaktan çıkar; şehrin ortak kalkınma stratejisinin Ankara'daki siyasi takipçisi haline gelir.