Ülkemin, yaşadığım şehir Tokat"ın dava adamlarına, idealist insanlara her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.
Neden mi?
Sevdiğim bir söz vardır.
Küçük insanlar kişileri, ortalama insanlar olayları, büyük insanlar ise fikirleri konuşur.
Bugün dönüp baktığımızda, ne yazık ki bizde en bol bulunan şey; kişiler üzerinden konuşanlar..
Yusuf, Cüneyt,
Ahmet, Kayhan…
İsimler değişiyor ama alışkanlık değişmiyor.
Ortaya atılan her isimle birlikte bir köpük yükseliyor.
Öyle bir köpük ki, adeta ayran makinesi gibi çalışan bir zihniyet…
Hatta yetmiyor, içine maden suyu döküp daha da köpürtüyorlar.
Söylenen söz değil, söyleyen kişi.
Fikirin değeri yok.
Kim söyledi, hangi taraftan söyledi, ona bakılıyor.
Toplumun olgunlaşması; kişileri bırakıp olayları, oradan da fikirleri konuşabilmesiyle mümkün.
Ama bunu başarmak kolay değil.
“OKU” emrini 1400 yıldır tam anlamıyla idrak edememiş bir anlayışla, düşünmeden konuşan, araştırmadan hüküm veren bir kalabalıkla karşı karşıyayız.
Gelelim Tokat"ta “dava adamı” meselesine…
Bugün birçok kişi kendini birilerinin “adamı” olarak tanımlıyor.
Dava adamının fikri olur.
Hedefi olur.
Milleti için bir derdi, bir yükü olur.
Günübirlik rüzgârlara göre yön değiştirmez.
Menfaate göre eğilip bükülmez.
Ama bizde ne yazık ki “dava” değil, “adamcılık” hâkim.
Siyasete baktığınızda tablo değişmiyor.
Her partide birilerinin adamı olanlar…
Göreve gelirken birlikte gelenler, giderken birlikte dağılanlar…
Önce övenler, sonra sövenler...
Oysa fikir sahibi insan, kaya gibi yerinde durur.
Kişiler değişse de ağırlığı değişmez.
Bir bakıyorsunuz, bir il kongresi yapılmış.
Yeni bir il başkanı seçilmiş, yönetim kurulmuş.
Yönetime girenler başlıyor.
Vatan, millet, hizmet, dava…
Sosyal medya paylaşımları, süslü sözler, yüksek perdeden konuşmalar…
Ama aradan kısa bir zaman geçiyor…
Menfaatler bozuluyor.
Dün omuz omuza yürüyenler, bugün birbirine en ağır sözleri söylemeye başlıyor.
Nerede kaldı o dava?
Nerede kaldı o sözler?
Demek ki ortada dava yokmuş, sadece menfaat varmış.
Daha acısı şu.
Toplumun içinden, “güvenilir” diye alınan bazı isimler, makamı görünce değişiyor.
Sorumluluk yerine kibir, hizmet yerine çıkar, dava yerine hesap başlıyor.
Sonra ne oluyor?
Tokat konuşuyor…
Kahvede, sokakta, her yerde aynı isimler dolaşıyor.
Ve o kirlilik, sadece kişiyi değil; temsil ettiği kurumu, partiyi ve şehri de kirletiyor.
Şu an hangi şeyleri konuştuğunuzu hatırlayın bana hak vereceksiniz
Bir de şu cümleyi sık duyarsınız:
“Ben falancanın adamıyım…”
İşte en büyük problem tam burada başlıyor.
Kişi giderse, onun “adamı” da ortada kalıyor.
Ve geriye çoğu zaman övgü değil, sövgü kalıyor.
Mesele kişi değil, fikir olsaydı…
Bağlılık şahsa değil ilkeye olsaydı…
Bu kadar savrulma yaşanmazdı.
Bugün geldiğimiz noktada açık bir gerçek var.
Kişiler üzerinden siyaset yapan anlayışla bir yere varamayız.
Dedikoduyu siyaset zanneden, menfaati hizmetin önüne koyan bir zihniyetle Tokat ilerleyemez.
Bu yüzden artık şunu açıkça söylemem gerek.
Listelere sadakat değil, liyakat...
Adamcılık değil, fikir sahipliği değer görmeli.
Eğer gerçekten namuslu, adaletli, liyakatli insanlar iş başına gelirse,
memleketin bağında da bahçesinde de çiçek açar.
Ama mevcut düzende, paranın ve çıkarın yön verdiği bir yapı devam ettiği sürece, değişim hiç görünmüyor.
Yine de umudu kaybetmeden yazmaya devam edecem.
Vesselam
Hüseyin Kömür