Günü kurtaran tanıtım yarışlarını, mikro iktidar mücadelelerini ve yapay rekabetleri bir kenara bırakıp; Niksar’ın geleceği için ortak bir akıl, samimi bir diyalog, masaya vurulan bir irade ve güçlü bir iş birliği oluşturmanın zamanı geçmedi mi?
Tarihin, kültürün ve bereketli Ovakaradeniz topraklarının kalbinde yer alan Niksar, son dönemde eşine az rastlanır, oldukça dikkat çekici bir kurumsal iletişim ve görünürlük yarışına sahne oluyor. Bir yanda devlet aklını ve mülki idareyi temsil eden Niksar Kaymakamlığı, diğer yanda yerel yönetimin ve belediyecilik hizmetlerinin başında bulunan Niksar Belediyesi… Son bir yıllık süreçte her iki idarenin de kendi çatısı altında hayata geçirdiği ya da planlama aşamasında tuttuğu projeleri öne çıkarma, durmaksızın yürütülen reklam ve tanıtım faaliyetleriyle ilçenin çehresini kendilerinin değiştirdiğini kanıtlama telaşı içine girdiğini görüyoruz. Sosyal medya akışlarımız, yerel basın bültenleri ve billboardlar devasa vaatlerle, özel grafiklerle hazırlanan görsellerle ve “çehresi baştan aşağı değişen Niksar” söylemleriyle adeta dolup taşıyor.
Elbette bir şehre yapılan her estetik dokunuş, her peyzaj çalışması veya sosyal alan düzenlemesi son derece kıymetlidir. Kamu kurumlarının yürüttükleri çalışmaları şeffaf bir şekilde kamuoyuna duyurması, halkı bilgilendirmesi de demokratik ve modern yönetim anlayışının bir gereğidir. Ancak vitrine koyulan süslü bültenleri, cilalı cümleleri ve sponsorlu sosyal medya gönderilerini bir kenara bırakıp sokak aralarına, sanayi sitesine, esnafın tezgahına, tarladaki üreticiye ve halkın gerçek gündemine baktığımızda karşımıza bambaşka bir tablo çıkıyor. Tam da bu noktada durup durup sormak gerekiyor: Bu makyajlı dokunuşların, lansmanların ve bitmek bilmeyen reklam kampanyalarının ötesinde, Niksar’da temel yapısal sorunlar açısından gerçekte ne değişiyor?
Gelin, vitrinin arkasındaki gerçeklerle yüzleşelim. Niksar'da yeni iş sahaları mı açılıyor, yeni fabrika bacaları mı tütmeye başladı? Gençlerimize istihdam sağlayacak dev yatırımlar mı ilçeye çekildi? Yıllardır çözüm bekleyen, altyapı yetersizliği ve bürokratik engeller nedeniyle üreticinin önünü tıkayan Organize Sanayi Bölgesi’nin (OSB) kronikleşmiş problemleri mi çözüldü? İlçenin girişinde adeta bir utanç vesikası gibi duran o meşhur Niksar sanayi girişi, hak ettiği modern, işlevsel ve estetik çehreye kavuştu mu?
Ne yazık ki bu soruların hiçbirine, tarafsız gözle bakan hiçbir Niksarlının gönül rahatlığıyla "Evet" diyebilmesi mümkün değildir.
Saha gerçekleri, sokaktaki vatandaşın feryadı ve resmi istatistikler; yürütülen iddialı halkla ilişkiler kampanyalarının arkasındaki acı tabloyu net bir şekilde özetliyor. Niksar büyümek, gelişmek ve bölgesel bir güç olmak bir yana, sadece son bir yılda yaklaşık 3 bin kişilik ciddi bir nüfus kaybı yaşadı. Bu rakam, sıradan bir istatistik değil; bir ilçenin geleceğinin, dinamizminin ve yetişmiş insan kaynağının erimesidir. Gençlerimiz gelecek kaygısıyla, ekmek derdiyle birer birer gurbetin yolunu tutarken, ilçemiz gün geçtikçe yaşlanan ve emekli nüfusun ağırlık kazandığı bir sosyolojiye bürünüyor. Bugün Niksar sokaklarında, kahvehanelerinde, esnaf dükkanlarında veya kamu kurumlarında kiminle sohbet etseniz, hangi amirle, memurla ya da tüccarla konuşsanız ortak dert ve kurulan ilk cümle hiç değişmiyor: "Niksar günden güne eriyor, kan kaybediyor."
Aynı coğrafyayı, aynı iklimi ve aynı bölgesel kaderi paylaştığımız komşu ilçe Erbaa’ya baktığımızda ise tablo tamamen farklı bir yöne evriliyor. Erbaa; büyüyen sanayi alanlarıyla, genişleyen iç hacmiyle, her geçen gün artan istihdam olanaklarıyla ve yatırımcıyı çekmeyi başaran vizyonel hamleleriyle bölgesel bir merkez haline gelirken, Niksar kamuoyu bu gelişimi maalesef sadece hayranlık, imrenme ve gıpta ile izlemekle yetiniyor. Niksar halkı "Bizde neden olmuyor?" sorusunu sorarken, idarecilerimizin bu soruya somut projelerle yanıt vermek yerine PR yarışına odaklanması üzüntüyü daha da artırıyor.
Rekabet, hizmetin ve gelişimin en önemli itici gücüdür; buna kimsenin en ufak bir itirazı olamaz. Bir kentte kurumların daha iyi hizmet sunmak için yarışması ancak takdirle karşılanır. Ancak rekabet, aynı ilçenin çatısı altındaki iki kamu kurumunun kendi arasında yürüttüğü bir "üstünlük, görünürlük ve protokol yarışı" olmamalıdır. Bir ilçede mülki idare ile yerel yönetimin enerjisini birbirine nispet yapmaya harcaması, o şehre yapılabilecek en büyük kötülüktür. Eğer ortada gerçek bir vizyon, kararlılık ve hizmet yarışı olacaksa; kurumlarımızın enerjisini birbirleriyle çekişmeye değil, Erbaa gibi kabuğunu kırıp büyüyen, sanayileşen ve göç alan komşu ilçelerle yarışmaya harcaması gerekmez mi?
Bugün gelinen noktada, Niksar’ın ihtiyacı olan şey tabelaları kimin astığı ya da sosyal medyada kimin daha çok beğeni aldığı değildir. Niksar’ın ihtiyacı; göçü durduracak sanayi hamleleri, gençlere iş imkanı sağlayacak yatırım teşvikleri, OSB'nin önünü açacak kararlı adımlar ve şehrin ekonomik çarklarını döndürecek reel projelerdir.
Sokakta, kahvede, esnaf dükkanında herkes küçülmeden, kan kaybından ve geleceksizlikten şikayetçiyse, şimdi şapkamızı önümüze koyup hep birlikte derin derin düşünmemiz gerekiyor: Her gün yeni bültenlerle parlatılan, sosyal medyada caka satılan ama gerçekte gün geçtikçe eriyen bu Niksar gerçekte kimin eseri?
Günü kurtaran tanıtım yarışlarını, mikro iktidar mücadelelerini ve yapay rekabetleri bir kenara bırakıp; Niksar’ın geleceği için ortak bir akıl, samimi bir diyalog, masaya vurulan bir irade ve güçlü bir iş birliği oluşturmanın zamanı geçmedi mi? Aksi takdirde, yarın övüneceğiniz projeleri sunacak bir nüfus da, o lansmanları alkışlayacak bir Niksar da bulamayacaksınız.