Bir Kızılderili atasözü şöyle der: "Son ırmak kurumadan, son balık ölmeden, son ağaç kesilmeden; paranın yenmeyeceğini anlayacaksınız."
Bu söz, aslında modern dünyanın en büyük yanılgısını gözler önüne seriyor.
İnsanlık, teknolojide büyük mesafeler kat etti; ancak tabiatla olan bağını zayıflattı. Daha fazla kazanma hırsı uğruna ormanlar yok edildi, nehirler kirletildi, verimli topraklar betonla kaplandı.
Oysa para; susayanın susuzluğunu gideremez, kirlenen toprağı yeniden canlandıramaz, tükenen bir canlı türünü geri getiremez.
İslam'ın bakış açısı ise bu konuda son derece nettir. Yüce
Allah, insanı yeryüzünün sahibi değil, emanetçisi olarak yaratmıştır.
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur:
"İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu..."
(Rûm Suresi, 41)
Bugün yaşadığımız kuraklıklar, iklim değişiklikleri, çevre kirliliği, su kaynaklarının azalması ve biyolojik çeşitliliğin yok olması, bu ilahî uyarının ne kadar anlamlı olduğunu göstermektedir.
Başka bir ayette ise Rabbimiz şöyle buyurur:
"Yiyiniz, içiniz; fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez."
(A'râf Suresi, 31)
İsraf yalnızca ekmeği çöpe atmak değildir.
Gereğinden fazla su tüketmek, toprağı bilinçsizce kirletmek, ormanları yok etmek ve gelecek nesillerin hakkını tüketmek de birer israftır.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) çevre konusunda insanlığa örnek olacak şu müjdeyi vermiştir:
"Kıyametin kopacağını bilseniz bile elinizdeki fidanı dikin."
Bu hadis, umudun, üretmenin ve emaneti korumanın kıyamete kadar sürecek bir kulluk görevi olduğunu anlatmaktadır.
Yine Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Dünya yeşildir ve güzeldir. Allah sizi onun üzerinde halife kılmıştır ve nasıl davranacağınıza bakmaktadır." (Müslim)
Demek ki toprağa nasıl davrandığımız, suyu nasıl kullandığımız, çevreyi nasıl koruduğumuz sadece dünyevî bir tercih değil; aynı zamanda ilahî bir imtihandır.
Ne yazık ki çağımızda insan, toprağın üstünde hüküm sürdüğünü zannederken aslında toprağa doğru yürümektedir.
Günün birinde hepimiz aynı toprağın altına gireceğiz.
O gün ne banka hesaplarımız, ne makamlarımız, ne de servetimiz bizimle gelecektir.
Kur'an-ı Kerim bu gerçeği şöyle hatırlatır:
"Her nefis ölümü tadacaktır..." (Âl-i İmrân Suresi, 185)
İnsan, sonunda topraktan geldiği yere dönecek; yaptığı her işin hesabını verecektir.
Toprağı koruyan da, kirleten de; adaletle kullanan da, israf eden de yaptıklarıyla yüzleşecektir.
Asıl zenginlik, ardımızda bıraktığımız hayırdır.
Dikilen bir ağaç, korunan bir su kaynağı, bereketi muhafaza edilen bir tarım arazisi, gelecek nesillere bırakılan temiz bir çevre...
Bunlar, sadaka-i câriye hükmünde değerlendirilebilecek kalıcı iyiliklerdir.
Bugün hâlâ vaktimiz var. Toprağı emanet, suyu nimet, ağacı rahmet, çevreyi ibadet bilinciyle koruyabiliriz.
Çünkü insanın gerçek değeri, tükettiği kadar değil; koruduğu ve gelecek nesillere emanet ettiği değerlerle ölçülür.
Unutmayalım:
Son ırmak kuruduğunda, son ağaç kesildiğinde ve son balık öldüğünde paranın yenmeyeceğini anlayacağız. Fakat o gün pişmanlığın faydası olmayacaktır.
En doğrusu, o gün gelmeden önce emanete sahip çıkmak ve Rabbimizin huzuruna temiz bir vicdanla çıkabilmektir