Prens Charles’ın 1992’de Tokat’a Yaptığı Gizemli Ziyaretin Perde Arkası
Bugünkü İngiltere Kralı III. Charles’ın henüz Galler Prensi olduğu dönemde Tokat’ın Sulusaray ilçesine gerçekleştirdiği öne sürülen gizli ziyaret, yıllar sonra dikkat çekici iddialarla yeniden gündeme geldi. Tarihçi ve SuperHaber Yazarı Koray Kamacı, Charles’ın 1992 yılında Sebastopolis Antik Kenti’ne gayriresmî bir programla geldiğini, bölgede incelemelerde bulunduğunu ve gözlerden uzak bir dua ya da ritüel gerçekleştirdiğinin anlatıldığını söyledi.
SuperHaber YouTube kanalında konuşan Kamacı, Sebastopolis’in yalnızca önemli bir Roma kenti olmadığını; siyasi meşruiyet, inanç tarihi, eski kültler ve Hristiyanlık açısından da özel bir konumda bulunduğunu savundu.
Sulusaray’ın altında büyük bir Roma kenti yatıyor
Tokat’ın Sulusaray ilçesinde bulunan Sebastopolis Antik Kenti’nin geçmişi Roma dönemine kadar uzanıyor. Kamacı’ya göre bugün küçük bir ilçe görünümündeki Sulusaray’ın altında, oldukça geniş sınırlara sahip önemli bir antik yerleşim bulunuyor.
Antik kentteki kalıntıların tamamının gün yüzüne çıkarılması halinde Sebastopolis’in büyüklüğünün ve dönemin Anadolu’sundaki yerinin daha net anlaşılacağını belirten Kamacı, bir dönem mevcut yerleşimin başka bir alana taşınarak ilçenin tamamının kazı sahasına dönüştürülmesinin dahi tartışıldığını dile getirdi.
Kamacı, kapsamlı kazılarla antik yazıtların, siyasi ve dinî yapılara ait kalıntıların, dönemin idari düzenini gösteren belgelerin ve bilinmeyen tarihî bağlantıların ortaya çıkarılabileceğini söyledi.
Fransız seyyahın 1892’deki araştırmaları
Kamacı’nın aktardığına göre Fransız coğrafyacı, araştırmacı ve seyyah Vital Cuinet, 1892 yılında Sulusaray ve çevresinde incelemeler yaptı. Osmanlı coğrafyasının birçok bölgesini gezen Cuinet, “La Turquie d’Asie”, yani “Asya Türkiyesi” adlı eseri için bilgi topladı.
Bu araştırmalar sırasında Sebastopolis’in tarihî önemine ilişkin bulguların kayıt altına alındığını anlatan Kamacı, çalışmaların bölgenin sıradan bir yerleşim olmadığını gösterdiğini ifade etti.
Roma imparatorlarının uğrak noktasıydı
Kamacı, Sebastopolis’in Roma döneminde soyluların, üst düzey yöneticilerin ve imparatorların ziyaret ettiği önemli merkezlerden biri olduğunu söyledi. Hadrianus, Augustus, Traianus, Septimius Severus ve I. Konstantin’in adlarını sıralayan Kamacı, özellikle Hadrianus’un bölgeye yaptığı ziyaretin büyük önem taşıdığını savundu.
Çok sayıda Roma imparatorunun aynı kentle ilişkilendirilmesinin tesadüf olmadığını belirten Kamacı, Sebastopolis’in yönetim, inanç ve siyasi meşruiyet açısından özel bir konum taşıdığını ileri sürdü.
Doğu Hristiyanlığı açısından neden önemli?
Sebastopolis’in Kapadokya ile tarihî ve kültürel bağlarına dikkat çeken Kamacı, bölgenin Doğu Hristiyanlığının geliştiği coğrafyayla aynı güzergâhta yer aldığını söyledi.
Sulusaray’ın geçmişte resmî bir piskoposluk merkezi olarak kabul edildiğini belirten Kamacı, bu özelliği nedeniyle kentin erken Hristiyanlık tarihi bakımından önemli bilgiler barındırabileceğini kaydetti. Bölgenin Haçlı seferleri sırasında kullanılan geçiş güzergâhlarından biri olduğunu da öne süren Kamacı, Tapınak Şövalyeleri ile bağlantılı izlerin bulunabileceğini savundu.
Mitra öğretisi iddiası
Kamacı’nın açıklamalarındaki en dikkat çekici başlıklardan biri de Roma dünyasında etkili olan Mitra kültüyle ilgiliydi. Tarsus’taki Donuktaş ve Diyarbakır’daki Zerzevan Kalesi’nde bulunan yapıları hatırlatan Kamacı, Sebastopolis’in de Mitra öğretisinin Anadolu’daki gelişiminde özel bir yere sahip olabileceğini ileri sürdü.
Tapınak Şövalyelerinin bölgede bulunduğunu ve birtakım ritüeller gerçekleştirdiğini iddia eden Kamacı, Sebastopolis’in bir çeşit inisiyasyon merkezi olarak kullanılmış olabileceğini söyledi. Bu görüşler, arkeolojik ve tarihî çalışmalarla kesinleştirilmiş bulgular olarak değil, Kamacı’nın yorum ve iddiaları olarak aktarıldı.
1987’de başlayan kazılarda ne bulundu?
Sebastopolis’te 1987 yılında yeniden başlayan arkeolojik kazılarda dikkat çekici eserlere ulaşıldığını anlatan Kamacı, Roma tarihçisi ve Kapadokya Valisi Flavius Arrianus ile bağlantılı bazı bulguların ortaya çıkarıldığını söyledi.
Kazıların genişletilmesi halinde Sebastopolis’in Roma yönetimindeki konumu, Kapadokya bölgesiyle ilişkisi, antik çağdaki ulaşım güzergâhları, inanç merkezleri ve kent yaşamına ilişkin yeni bilgilerin elde edilebileceğini ifade etti.
Üç siyah araçla yapılan ziyaret iddiası
Kamacı, anlatımının en çarpıcı bölümünde Prens Charles’ın 1992 yılında Sulusaray’a geldiğini öne sürdü. Ziyaretin resmî protokole yansımadığını, basına duyurulmadığını ve kamuoyundan uzak tutulduğunu savundu.
Söz konusu ziyaretin dönemin yerel yöneticilerinden birinin anlatımıyla ortaya çıktığını belirten Kamacı, Sulusaray’a üç siyah aracın geldiğini, araçlardan birinden Prens Charles’ın indiğinin söylendiğini aktardı.
Kamacı, devletin bazı birimlerinin ziyaretten haberdar olabileceğini ancak programın resmî bir ziyaret şeklinde kayıtlara geçirilmediğini iddia etti.
Charles yalnızca arkeoloji için mi geldi?
III. Charles’ın sanat tarihi, mimari ve arkeolojiye ilgisi bilinen bir isim olduğunu hatırlatan Kamacı, ziyaretin yalnızca antik kentteki kazıları inceleme amacı taşımadığını savundu.
1992 yılının dünya siyaseti açısından önemli bir dönem olduğunu belirten Kamacı; Körfez Savaşı’nın etkilerinin sürdüğünü, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından yeni bir küresel düzenin kurulduğunu ifade etti. Charles’ın tam da bu dönemde Sebastopolis’e gelmesini dikkat çekici bulan Kamacı, antik kentin Roma döneminden kalan “dünyevi meşruiyet” niteliği nedeniyle tercih edildiğini ileri sürdü.
Antik kentte ayin mi yaptı?
Kamacı’nın iddiasına göre Charles, antik kentteki belirli bir bölüme yalnızca bir yardımcısıyla girdi. Beraberindeki diğer görevliler ise çevrede güvenlik çemberi oluşturarak alana girişleri bir süreliğine durdurdu.
Charles’ın burada dua biçiminde kısa bir ritüel veya ayin yaptığı yönünde anlatımlar bulunduğunu söyleyen Kamacı, ziyaretin kamuoyuna duyurulmamasını da buna bağladı.
Ancak Charles’ın Sebastopolis’te ayin veya ritüel gerçekleştirdiğine dair resmî bir belge ya da kamuoyuna açıklanmış doğrulanabilir bir kayıt bulunmadığı için bu anlatım, Kamacı tarafından dile getirilen bir iddia niteliği taşıyor.
“Dünyevi meşruiyet kaynağını aradı”
Kamacı, Roma imparatorlarının Sebastopolis’i ziyaret etmeleriyle Charles’ın bölgeye gelişi arasında bağlantı kurdu. Antik kentin hükümdarlık ve siyasi meşruiyet açısından sembolik bir değer taşıdığını ileri süren Kamacı, Charles’ın da bu tarihî anlamı bildiğini savundu.
Charles’ın bölgedeki ritüelle “dünyevi meşruiyet kaynağına” ulaşmak istediğini iddia eden Kamacı, onun yıllar sonra kral olmasına da konuşmasında ayrıca dikkat çekti. Bununla birlikte Charles, Kraliçe II. Elizabeth’in en büyük oğlu olarak uzun yıllardır Britanya tahtının birinci sıradaki varisiydi.
Kutsal emanetler ve mühürlü bilgiler iddiası
Kamacı, Sebastopolis’te bazı kutsal emanetlerin bulunabileceğinin de konuşulduğunu söyledi. Bölgenin eski piskoposluk merkezi olması, Haçlı güzergâhları üzerinde bulunması ve Tapınak Şövalyeleri ile ilişkilendirilen anlatılar nedeniyle birtakım mühürlü bilgilerin veya tarihî eserlerin burada saklanmış olabileceğini ileri sürdü.
Charles’ın ziyaret amaçlarından birinin bu iddiaları yerinde incelemek olabileceğini savunan Kamacı, özel araştırma ekiplerinin dünyanın çeşitli bölgelerindeki dinî ve arkeolojik alanları takip ettiğini öne sürdü.
Sultanahmet Camisi üzerinden benzerlik kurdu
Kamacı, Charles’ın Sulusaray ziyaretine ilişkin değerlendirmelerini papaların İstanbul’daki Sultanahmet Camisi ziyaretleriyle karşılaştırdı. Papa XVI. Benedikt ve Papa Franciscus’un ziyaretlerini hatırlatan Kamacı, bu programların yalnızca dinler arası hoşgörü çerçevesinde değerlendirilmemesi gerektiğini ileri sürdü.
Sultanahmet Camisi’nin altında veya yakın çevresinde Bizans dönemine ait saray ve kilise kalıntılarının bulunduğunu savunan Kamacı, papaların ziyaretlerinde tarihsel meşruiyetle bağlantılı sembolik anlamlar aradığını iddia etti. Gelecekte göreve gelecek papaların da aynı bölgeyi ziyaret edeceği öngörüsünde bulundu.
İznik Konsili ve Vatikan’a ilişkin açıklamalar
Konuşmasında Hristiyanlık tarihine de değinen Kamacı, teslis inancının İznik Konsili sürecinde şekillendiğini söyledi. Roma İmparatoru Konstantin’in yükselen Hristiyanlığı devlet denetimi altında tutmak istediğini savunan Kamacı, konsilin bu siyasi ortam içerisinde toplandığını ifade etti.
Vatikan içerisindeki bazı yapıların eski pagan geleneklerinden etkilendiğini öne süren Kamacı, Mitra kültü ile sonraki dönemlere ait bazı inanç ve ritüeller arasında bağlantı bulunduğunu iddia etti.
Zile’deki kazılar için de dikkat çeken sözler
Kamacı, açıklamalarının sonunda Tokat’ın yalnızca Sulusaray’dan ibaret olmadığını, Zile başta olmak üzere kentin farklı noktalarında da önemli arkeolojik alanların bulunduğunu söyledi.
Zile’de mozaiklerin ortaya çıktığı ve daha önce kaçak kazıyla gündeme gelen alan hakkında yeni bilgiler aldığını belirten Kamacı, bunları doğrulatmadan açıklamayacağını ifade etti. Devletin söz konusu kazıya özel ilgi gösterdiğini savunan Kamacı, bölgede tarih açısından büyük değer taşıyan eser veya bilgilerin bulunabileceğini öne sürdü.
Sebastopolis hangi bilgileri gün ışığına çıkarabilir?
Sebastopolis’te yürütülecek geniş çaplı ve bilimsel kazıların; Roma dönemindeki kent yaşamını, imparatorluk ziyaretlerini, Kapadokya ile kurulan idari bağları, erken Hristiyanlık yapılanmasını ve bölgenin ticaret yollarındaki yerini daha açık biçimde ortaya koyması bekleniyor.
Antik yazıtlar, mezarlar, kamu yapıları, ibadet alanları, sikkeler ve günlük yaşama ait eşyalar, Sulusaray’ın yaklaşık iki bin yıllık geçmişindeki boşlukları doldurabilir. Charles’ın 1992’deki ziyaretine ve bölgede ritüel yaptığına ilişkin anlatımların doğrulanabilmesi ise resmî kayıtların, tanık ifadelerinin ve döneme ait belgelerin ortaya çıkarılmasına bağlı bulunuyor.



