Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Resul Gerçekçioğlu, Türkiye’nin genetik mirasının büyük bölümünün yabancı türlerin istilasıyla yok olduğunu belirterek, “Bir zamanlar ilaçsız ve gübresiz yetişen yerli meyve türlerimiz bugün neredeyse unutuldu” dedi. Gerçekçioğlu, ata tohumların yeniden tarıma kazandırılmasıyla doğal, sağlıklı ve sürdürülebilir bir üretim modeline geri dönülebileceğini vurguladı.

A W563868 04“İlaçsız ve gübresiz yetişen inanılmaz kaynaklarımız vardı”

TOGÜ Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Resul Gerçekçioğlu, Anadolu’nun geçmişte dünyanın en zengin meyve gen kaynaklarından biri olduğunu hatırlatarak, yabancı orijinli türlerin tarıma egemen hale gelmesiyle yerli çeşitlerin unutulduğunu ifade etti.

Gerçekçioğlu, “Bizim ilaçsız ve gübresiz yetişen inanılmaz kaynaklarımız vardı. Ancak dışarıdan getirilen meyve türleriyle bu kaynaklar göz ardı edildi, ihmal edildi. Hatta bazı bölgelerde kentsel yapılaşma nedeniyle tamamen yok edildi” diye konuştu.

Bilim insanı, yerli türlerin dayanıklılığına ve düşük bakım ihtiyacına dikkat çekerek, “Yabancı türler dış görünüş olarak cazip ama doğallığını kaybetmiş meyveler sundu. Oysa Anadolu’nun genetik çeşitliliği, ekolojik dengeyle uyumlu, doğa dostu bir üretimi mümkün kılıyordu” dedi.

A W563868 05“Anadolu, dünyanın gen merkezlerinden biri”

Prof. Dr. Gerçekçioğlu, Türkiye’nin dünya üzerindeki beş büyük gen merkezinden üçüne ev sahipliği yaptığını vurgulayarak, Anadolu coğrafyasının genetik çeşitlilik açısından benzersiz bir mirasa sahip olduğunu söyledi.
“Ülkemiz dünyanın en zengin genetik kaynağına sahip coğrafyalarından bir tanesidir” diyen Gerçekçioğlu, bu zenginliğin büyük ölçüde kaybedildiğini belirtti:

“Ata tohumlar ve yöresel adlandırdığımız dünya kadar meyvelerimiz heder edildi. Bu zenginliğin yaklaşık yüzde 80’i çeşitli nedenlerle tahrip oldu. Yani genetik mirasımızın çok büyük bir kısmı elimizden kayıp gitti.”

Gerçekçioğlu, Anadolu’nun tarih boyunca elma, armut, erik, kayısı ve üzüm gibi pek çok meyvenin ana vatanı olduğuna dikkat çekerek, “Bugün dünyada yetiştirilen birçok meyvenin kökeni Anadolu’dur. Ancak biz bu zenginliği koruyamadık” ifadelerini kullandı.

A W563868 01Ata tohumların yeniden tarıma kazandırılması şart

Gerçekçioğlu, kaybolan genetik mirasın tarımsal sürdürülebilirlik açısından stratejik bir tehlike oluşturduğunu belirtti.
“Yerli türlerimizi tekrar tarıma kazandırabilirsek, ilaçsız ve gübresiz üretim yüzde yüz mümkün olur” diyen Gerçekçioğlu, günümüzde tarımsal üretimde kimyasala bağımlılığın arttığına dikkat çekti: “Bir algıyla biz bu değerleri yok ettik. Oysa yeniden üretime dâhil ettiğimizde, az ama doğal ürünler elde edebiliriz. Hiç meyve bulamamaktansa 150 gram doğal meyve üretmek çok daha kıymetlidir.”

A W563868 02Tokat’tan örnek: Ceviz, üzüm, elma yeniden değer bulmalı

Tokat’ın da bu genetik çeşitlilik içinde özel bir yere sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Gerçekçioğlu’nun açıklamaları, bölgedeki yerel üretim potansiyelini yeniden hatırlattı. Tokat coğrafyasının meyve üretimi açısından Türkiye’nin en bereketli alanlarından biri olduğunu belirten Gerçekçioğlu’nun görüşleri, Niksar cevizi, Erbaa üzümü, Zile pekmezi, Turhal elması gibi ürünlerin korunması gerekliliğini de gündeme getirdi.

Uzmanlara göre, yerli türlerin korunması sadece tarımsal bir mesele değil; aynı zamanda kültürel bir mirasın yaşatılması anlamına geliyor. Her kaybolan tohum, Anadolu’nun hafızasından silinen bir iz niteliğinde.

“Genetik miras, sadece geçmiş değil geleceğin de garantisidir”

Gerçekçioğlu, konuşmasının sonunda yerli türlerin korunmasının sadece nostaljik bir mesele olmadığını, aynı zamanda gelecekte gıda güvenliği ve çevre dengesi için hayati önem taşıdığını söyledi:“Genetik miras, sadece geçmişin hatırası değildir; geleceğin de garantisidir. Eğer bu mirası kaybedersek, dışa bağımlı bir tarımsal üretim sistemine mahkûm oluruz. Bu da hem ekonomik hem ekolojik açıdan ciddi riskler doğurur.”
“Doğaya dönmeden sürdürülebilirlik mümkün değil”

TOGÜ Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Resul Gerçekçioğlu, son olarak Türkiye genelinde üniversiteler, yerel yönetimler ve çiftçiler arasında ata tohumların korunması ve çoğaltılması için iş birliği yapılması gerektiğini vurguladı.
“Doğaya dönmeden sürdürülebilirlik mümkün değil” diyen Gerçekçioğlu, tarımsal üretimde bilimsel yöntemlerle geleneksel değerlerin birleşmesi gerektiğini kaydetti.

“Köklerimize dönersek, doğa bize yeniden cömert davranacaktır. Anadolu’nun genetik mirasını koruyabilirsek, sadece geçmişimize değil, geleceğimize de sahip çıkmış oluruz.”

Kaynak: İHA