İstanbul'daki Azerbaycan Başkonsolosluğu ve Ankara'daki Azerbaycan Büyükelçiliği önünde düzenlenen protestolar, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki stratejik ilişkiler açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken gelişmelerdir.

Mesele yalnızca diplomatik temsilciliklerin önünde toplanan kalabalıklar değildir. Asıl mesele, bu gösterilerin hangi şartlarda ortaya çıktığı, kimler tarafından organize edildiği, nasıl yönlendirildiği ve iki kardeş ülke arasındaki ilişkileri etkilemek amacıyla kullanılıp kullanılmadığıdır. Ancak bir gerçeğin altını çizmek gerekir: Her protesto bir provokasyon değildir. Her organizasyonun arkasında yabancı istihbarat servisi aranamaz. Fakat diplomatik temsilciliklere yönelik her ciddi güvenlik tehdidi, devlet aklıyla araştırılmak zorundadır. Protestoların görünen gerekçesi ile olası stratejik sonuçları birbirinden ayrılmalıdır.

Onun için üzerinde durması gereken temel sorular şunlardır:

-Gösterilerin organizasyonunda hangi kişi ve kuruluşlar rol almıştır?

-Eylemler arasında nasıl bir koordinasyon kurulmuştur?

-Organizasyonun finansmanında hukuka aykırı veya gizlenmiş dış kaynaklar bulunmakta mıdır?

-Sosyal medyada olayları büyütmek ve Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini hedef almak amacıyla koordineli dezenformasyon yürütülmüş müdür?

Bu soruların cevapları varsayımlarla değil, hukuka uygun yöntemlerle elde edilen istihbarat, mali kayıtlar, açık kaynak incelemeleri ve gerektiğinde adli delillerle ortaya konulmalıdır. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, yalnızca tarihî kardeşlik söylemine dayanmamaktadır. Bu birliktelik, Güney Kafkasya'nın güvenlik mimarisini, enerji koridorlarını, ulaştırma bağlantılarını ve Türk dünyasının jeopolitik geleceğini doğrudan ilgilendirmektedir. Şuşa Beyannamesi ile müttefiklik düzeyine yükselen ilişkiler, iki ülkenin savunma ve güvenlik iş birliğine kurumsal bir nitelik kazandırmıştır. Bu nedenle Türkiye ile Azerbaycan arasında ortaya çıkabilecek toplumsal veya diplomatik gerilimler, bölgesel rekabet ortamında farklı aktörler tarafından siyasi amaçlarla kullanılabilir. Bir diplomatik temsilciliğin önündeki protesto, doğrudan bir devletler arası kriz anlamına gelmez. Ancak yanlış yönetilen bir olay, iki ülkenin kamuoyları arasında gereksiz bir güven bunalımına dönüşebilir. Türkiye'nin güçlü devlet geleneği, hem diplomatik misyonları koruyabilecek hem de anayasal hakların kullanılmasını güvence altına alabilecek kurumsal kapasiteye sahiptir. Provokasyon ihtimali küçümsenmemeli, fakat delilsiz suçlama yapılmamalıdır. Günümüzün güvenlik tehditleri yalnızca silahlı saldırılardan ibaret değildir. Dezenformasyon, toplumsal kutuplaşma, dijital manipülasyon ve diplomatik gerilimlerin kasıtlı olarak büyütülmesi de modern güvenlik ortamının önemli unsurlarıdır. Bununla birlikte istihbarat analizinde en tehlikeli hatalardan biri, önceden belirlenmiş bir sonuca uygun delil aramaktır. Dolayısıyla protestoların arkasında dış müdahale olup olmadığı araştırılırken, barışçıl siyasi veya dinî

taleplerini dile getiren vatandaşların otomatik olarak yabancı güçlerle ilişkilendirilmesinden kaçınılmalıdır. Gerçek güvenlik, yalnızca tehditleri tespit etmek değil; tehdit olmayan unsurları da doğru biçimde ayırt edebilmektir. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, geçici siyasi tartışmaların ötesinde bir tarihî ve stratejik derinliğe sahiptir. İki ülkenin ortak güvenlik çıkarları, savunma iş birliği, enerji projeleri ve Türk dünyasına yönelik hedefleri düşünüldüğünde, diplomatik temsilciliklerin güvenliği yalnızca bir polis tedbiri olarak görülmemelidir. Bu mesele aynı zamanda karşılıklı güvenin, kurumsal dayanışmanın ve diplomatik sorumluluğun bir göstergesidir. Ankara'nın görevi, Azerbaycan'ın diplomatik temsilciliklerini kararlılıkla korumak; Bakü ile kesintisiz iletişim kurmak ve varsa dış müdahale girişimlerini somut delillerle ortaya çıkarmaktır. Türkiye-Azerbaycan kardeşliğini korumanın yolu, her eleştiriyi düşmanlık olarak görmekten değil; gerçek tehditleri doğru tanımlamaktan, provokasyonları önlemekten ve iki devlet arasındaki stratejik güveni güçlendirmekten geçmektedir. Çünkü güçlü ittifaklar yalnızca ortak zaferlerle değil, hassas dönemlerde sergilenen soğukkanlılık, hukuk ve devlet aklıyla da ayakta kalır.

"Bir millet, iki devlet." (Merhum Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev)